Serdar Acar ile Materyaller Üzerine

Çoğu zaman sanatçılar çalıştıkları kavramları aktarırken malzemeler arasında sıkı bağlar kuruyorlar. Farklı malzemeler ile çalışmaktan korkmayan iki genç sanatçı ile hem üretimleri hem de sanat ortamına dair fikirleri için sohbet ettik. 


Serdar Acar


Öncelikle kısaca seni tanıyabilir miyiz?



 

Merhabalar, ben Serdar Acar. 1992 yılında istanbulda doğdum. Biraz içine kapanık bir çocuk olduğumdan ve pek sosyal yetiştirilmediğimden sürekli ya terasta çiçeklerle oynar ya da babamın ansiklopedilerini karıştırırdım, sanatla ilk tanışmam da bu şekilde gerçekleşti diyebilirim. Adem’in Yaratılışı freskini görmüştüm ve gizli gizli yıllarca açıp tekrar tekrar izledim, o dönemler çıplaklık benim için fazlasıyla ayıptı. :) Sonra bu tarz şeyler yaratmak istenciyle resme yöneldim, maalesef asla dahi çocuk değilim fakat 6 yaşından beri yaptığım başka bir şey de yok denebilir. Hala sanata ulaşmaya çalışıyorum.

 

serdar acar

serdar acar






Üzerine çalıştığın seri veya sergine hazırlık sürecin nasıl şekilleniyor?

 

Düşünsel ve duygusal anlamda evden dışarıya ilk adımımı attığımdan beri gördüğüm, yaşadığım ve hissettiğim hemen her şey benim için fazla hırpani ve kaotikti. Ben bireye çok inanan, bireyi ve bireyselciliği savunan bir insanım, bu yetişme sürecimde topluluk bilincinden biraz uzak kalmamla alakalı olabilir. O yüzden sanırım seri ve serilerime hazırlık sürecim bir rutine bağlı olarak evden çıktığım anda direkt olarak başlıyor. Ya da bir kitap okurken, haber izlerken. Aslında çalışmalarda bariz bir şekilde kendini belli etmese de (ki bu kesinlikle tercih ettiğim bir şey) işlerimde politik sancılardan, kimlik sorununa, toplumsal olaylardan arzulara, hayal kırıklıklarına ya da o gün yolda yürürken karşıma çıkan ‘’herhangi bir sahne’’ denebilecek bir olaya kadar her şey, aslında hayata ve insana dair olan tüm olayları ‘’birey’’ in potasında eriterek işlerime yansıtıyorum.

 

Yalın resimlerinde daha çok doğadan izler görüyoruz mekan müdahalelerinde ise insan figürleri. Bu ayrım nasıl şekilleniyor?

 

‘’Yalnızlık Üzerine’’ isimli enstelasyonu gerçekleştirdiğim dönemde belki hiç olmadığım kadar güçlü hissediyordum kendimi. Dolmuştum ve güçlüydüm. Görülmek istenmediğim oldu, sevilmek istenmediğim, yok sayılmak ve neredeyse yok edilmek istendiğimi hissettiğim dönemler oldu. Ve ben de kendimi tam olarak insanın insanı koyduğu yere koyup metaymış gibi, bedenimi bir seri üretim sürecine sokup bu çalışmayı gerçekleştirdim. Bu direkt benle alakalı, aslında belki de bir şeylerden öç almakla alakalı bir çalışmaydı ve bir tanesi bile bazen birisine ya da hayata fazla olan Serdar’dan binlerce ürettim. İlk olarak 2016 yılında tüyapta sergilendi, kocaman hangarın tuvaletlerinden tavanına kadar her yerdeydim. Kırıldım, yok edildim, çöpe atıldım, çalındım, kibarca rica edildim, saygı da gördüm, çok beğenildim de. Tam olarak bana kalırsa bir insanın doğumundan o anına kadarki sürecinin hızlandırılmış haliydi. Yani daha büyük prodüksiyonlu yerleştirmeler benim için biraz var olma, belki saldırma öç almaysa yüzey çalışmaları hissetme, hissettirme ve düşünme alanları. O yüzden resimlerde bu kadar az şey görüyoruz diyebilirim. Çünkü benim resmim benim dünyamı yansıtmalı. Benim dünyamda hepimizinkinde olduğu gibi maalesef milyonlarca ‘’şey’’ ve çoğunlukla aslında uzak olduğumu iddia etmek istediğim toplumsal acılar olsa da kendi dünyam dediğim resimlerde bunların hepsini reddederek bir yandan kendimce protest bir tavır içerisinde sadece izleyiciye sunmak istediğim duyguyu yansıtmaya çalışıyorum. Çok dolandırmadan ve süslemeye kaçmadan. Fakat bunu doğrudan bir insan betimlemesi üzerinden yapacak kadar direkt olmak bana fazla sığ ve çıplak geldiğinden aslında bunu doğa üzerinden yapıyorum. Kayalıklar, uçurumlar, gökyüzünde sallanan bir pencere, dağın ortasındaki bir evin köşesi, servi ağaçları, damlalar.

 

Genç bir sanatçı olarak sürekli yeni ve farklı materyaller denemeyi tehlikeli buluyor musun?

 

Aslında hayır ve aslında ben işe çok deneysel yaklaşan bir sanatçı değilimdir. Hayatımda her konuda çok sonuç odaklı olduğumdan risk ya da zaman kaybı olacağını düşündüğüm şeye çok elimi sürmüyorum ama materyallerin zaman zaman farklı olması, bence her sanatçı için aynı şey geçerlidir sanırım içinden çıkmak isteyen o işin talepleri doğrultusunda belirleniyor. Çünkü kimi şey yüzeye aitken kimi üç boyut istiyor, video ya da fotoğraf olması gerekiyor. Ama disiplinler arası tavrı son derece gerekli ve doğru bulduğumu söyleyebilirim.

 

serdar acar


Mekana özgü müdahalelerini şehire taşıyor musun?

 

Bunu aslında çok düşündüm, çok istedim hatta projelendirdim de ama bir şekilde şehir bunu ben de sanırım o şehre yayılma durumunu çok benimseyemedim ve proje olarak bıraktım. Fakat bunu asla yapmam diyemem. Hatta bıraktım desem de tam olarak şu an aklıma bir fikir geldi ve bu beni iştahlandırdı. Belki dergi yayınlandığında yapmış olabilirim bile.

 

Sergi mekanı olarak tarihi bir kilisenin alanlarını kullanmak, galeri dışına çıkmak nasıl bir deneyimdi?

 

Bence hayatım sürekli yapmam dediğim şeyleri yapmakla geçiyor. Galeri mekanlarıyla ilgili dönen anti muhabbetlere katılsam da zaman zaman sergileme biçiminin son derece temiz ve yalın olması gerektiğine inanırdım. Düz bir duvar, mümkünse fazla sesi ve ruhu olmayan bir mekan. Fakat ikinci kişisel sergim Sessizliği Galeri Muaf ile Santa Maria kilisesinin eski mezar odasında yaptık. Yığma duvarlar, her yerden inen kolonlar ve yer yer örümcek ağları arasında fırça izi bile olmayan resimler, keyifli bir deneyim sundu diyebilirim. Ayrıca öğrenim süresi bence ölene kadar devam ediyor ve bir galeride sergi açmakla, galeri mekanı dışında açmak, kurulum süreci, mekanın avantajları ve dezavantajları arasından en iyiyi yakalamaya çalışmak. Bir şeyler öğrettiğini düşündüğüm her süreci seviyorum.

 

Günümüz sanat ortamı hakkında neler düşünüyorsun?

 

7. Bunu Türkiyedeki sanat ortamı üzerinden değerlendirmenin çok eksik kalacağını düşündüğümü belirterek şöyle söyleyebilirim ki; son derece Türk işi. Kopya işlerin dolaştığı, sığ ve son derece gösterişli işlerin yok sattığı, genellikle tanıdık üzerinden dönen bir ortama yeni adım atan ben ve benim gibi genç sanatçılar için tam bir mayın tarlası. Kaldı ki ben bence son derece şanslı isimlerden biriyim çünkü çok zorlanmadım fakat bunun tek sebebinin şans olduğunu söylemek kendi sürecime haksızlık olabilir. Piyasa bizden piyasada giden ve gidecek olan işleri ister, çünkü piyasa. Çünkü biz bu topraklarda hala tam olarak sanatın ne olduğunu özümseyebilmiş değiliz. Bunun da çeşitli sosyoekonomik ve politik açıklamaları olabilir. Fakat benim bir şeye inanmam ve tutunmam gerekiyordu, ben de sanatı seçtim ve ona hizmet ederek onun gölgesi altında oluşturduğum kendi dünyamda biraz olsun huzuru ve güveni bulmayı istedim. Bu yüzden de tam olarak düşündüğüm ve inandığım şey şu; sanatçının önceliği sanat olmalı. Binlerce yıllık sanat tarihi bile sanatçı ve üretimi üzerine kuruluyken bir şekilde galerici, danışman ve koleksiyoner o gerçek idealle üretilen işe yönlendirilmeli. Gidecek olan, eve ya da koltuğun rengine uyacak olana değil. Ve bence şu da çok önemli ve gerekli. Sanatçının onu ittiği bu gafletten ve zaaftan kurtularak sanatın karşısında bir hiç olduğunu söylemesi gerekiyor kendisine. Belki o zaman insanlar yüzlerinden bal akıttıkları portrelerin ya da avrupada amerikada yapılmış işin lacivertini yaparak kendisini ilah ilan etmekten kurtulup gerçek sanata ulaşmayı arzulayarak doğru işleri üretebilirler. (Ve kesinlikle eklemem gerekiyor, tüm bunlardan bahsedebiliyorsam eğer bu, bu bahsettiğim çarkın dışında olan galeriler ve koleksiyonerler sayesinde. Çünkü eğer bir şekilde ayakta kalamasam belki bir yüzden bal akıtmazdım fakat o tutkulu sanat idealini kalbimde bir yere koyar, başka bir alana kaymak zorunda kalabilirdim.)

 

Sıradaki projeler neler?

 

İki kişisel sergi açtım, Eşdeğer hayatımın son üç yıllık sürecini yansıtıyorken Sessizlik bu sürecin sonucuna götürüyordu bizi. Fakat ikisi de çok hızlı oldu ve heyecanı, stresi tam olarak yaşayamadım. Şimdi biraz dinlenmek ve sıradaki sergiye hazırlanmak istiyorum. Sanırım 2020 Mayıs ayı gibi Pg Art Gallery ile bir kişisel sergi projemiz olacak ve sergiye paralel project 7.8.9 ile de kurmakta olduğum mücevher markasının eventini yapacağız. Bu marka için de son derece heyecanlıyım çünkü ürettiğimiz şey asla sadece bir mücevher olmayacak, detayları Mayıs ayında hep birlikte göreceğiz. Buradan tabii tekrar sevgili Pırıl ve Merve hanıma teşekkürlerimi sunuyorum, büyük bir işbirliği ile oluşturuyoruz markayı.

 


Bu röportaj Artisans Dergi'nin Ocak Şubat sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 

 


Yorumlar

Popüler Yayınlar

Yeni başlayanlar için Sanat Galerisi ve Sergi Nasıl Gezilir ? Sergi gezmek için 10 ipucu

Dekorasyon Tavsiyeleri No:5 Duvarlara tablo yerine alternatifler - Tabaklar

About Augmented Reality Exhibition "Hamam"

DÜNYA SANAT GÜNÜ İZMİR'19

OMM Açılıyor!

ATHENA SES ETME KLİBİ ÜZERİNE

SANATLA DOLU BİR YAŞAM : LALE BELKIS

SANAT DÜNYASINDA BİR YENİLİK DAHA

Başka Dünya

Aslında Özgürsün