Uniq Istanbul- Love 360 SEVEN Sergisi

‘SE 7 EN’LER; AŞKIN ÇOCUKLARI




Aşk; günümüz insan yaşamının, coğrafi ya da siyasal sınırlar gözetmeyen temel kavramlarından biri haline gelmiştir. Öyle ki modern sonrası dönemde sıkça dile getirilmesine, tartışılmasına alıştığımız küresel ekonominin kullandığı önemli enstrümanlardan oluşu bir yana, küresel ekonominin şekillendirdiği popüler bir kavram olduğuna yönelik iddialar, kendilerine sağlam kanıtlar bulacaktır. Birey kimliğinin inşasına yönelik güncel yaklaşımlar bir yana aşk; özünde insan olma durumuyla neredeyse özdeş bir olgudur. Bu özdeşlik,  sözünü ettiğimiz küresel kültürün salt duygular zemininde var edişinden ziyade, insanın doğadaki diğer canlılardan ayrıştığı temel noktaya temas eder.  Temas edilen bu noktanın aynı zamanda sanatın da köklerinin yeşerdiği alan olması rastlantı değildir.  Zira doğada yaratma yetisi itibariyle diğer canlılardan ayrışan insanın, yaratma fiilini aşktan bağımsız olarak ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
Bugün duymaya alıştığımız, medeniyetin temel kavramlarını binlerce yıl önce ilk olarak dile getiren Platon, Şölen (Symposion) diyalogunda sevgiyi tartışır. Diyalogun düğüm noktasına kadar, tüm bilgeler ağız birliğindedir ki,  sevgi; büyük bir tanrı ve güzele ait olandır. Antik Yunanlılar sevgiden neden tanrı olarak bahsetmişlerdir? Sevgi dedikleri, aşk olarak dile getirdikleri Eros’tan başka bir şey değildir de ondan. Başta belirttiğimiz gibi, küresel kültürün sıkça figüre ettiği şekliyle, oklarını insanlara fırlatarak aşık olmalarını sağlayan, ele avuca sığmaz o tanrı, Eros. Platon diyaloglarının her zamanki başkahramanı Sokrates, Şölen diyalogunda sevginin tanımını kadın bilge Diotima’dan öğrendiğini dile getirir. Diotima açıklar, aşkın aslında ne olduğunu Sokrates’e. Diotima’ya göre aşk; iyi ve güzel şeylerin istenmesidir. İyi ve güzel şeylere ulaşanlar mutludurlar. Bir şeyi isteyenler, o şey kendilerinde mevcut değilse bunu istemektedirler. Tanrılar bir şeyden yoksun olamayacaklarına göre, demek ki aşk, yani iyiyi, güzeli isteyen Eros, tanrı değildir. O zaman aşk nedir?

Alıştığımız şekliyle, insanlara oklarını atarak aşık eden popüler kültür ürünü Eros gibi, bir diğer popüler kültür ürünü de şeytandır. Diotima’nın açıklamasıyla iyiyi ve güzeli kendinde mevcut olmadığı için isteyen Eros, tam da bu nedenle tanrı olamayacağı için, yarı insan yarı tanrı, yani bir Daimon’dur. Tıpkı Eros’un günümüz kültüründe farklı anlamlara evirilmesi gibi Daimon da şeytana dönüşmüştür. İroni o dur ki, aşk, sevgi ve iyi gibi kavramlarla birlikte en son duymayı düşüneceğimiz olgudur şeytan. Semavi dinlerin Yunan paganizminden sıyrılmak için farklılaştırdığı simgelerin başında gelir Daimon. Esasında Yunanlı için Daimon, tanrılarla insanlar arasında bir köprü, bilginin kaynağı, insanın yaratma yetisinin özü, dolayısıyla sanatın temel taşıdır.  Öyle ki kaynağını Daimonla teşkil eden sanat, yaratım enerjisini de Eros’tan alır. Eros sayesinde insan, güzele, iyiye ve bilgiye yönelir. Yunan felsefesinde iyiyi, güzeli arayarak idrak etmiş, bunu yapabilmenin enerjisini de aşkta bulmuş insan ‘sofos’tur. Sokrates’e iyiyi, güzeli ve insanı bunlara yönlendirenin aşk olduğunu öğreten Diotima da bir ‘sofos’tur. İyiyi, güzeli kavramış dolayısıyla hakikati idrak etmiş kişi olarak ‘sofos’un dilimizdeki karşılıklarından biri de ‘seven’dir. Öyle ki onu iyi ve güzel olana yönelten, tüm hayatını hakikati bulmaya adaması sevmesinden ileri gelir. Bu anlamda sanatçı da, sanatın günlük yaşamın pratikleri çerçevesinde işlevsizliğine rağmen sanatıyla hakikatin peşinde koşan, yaratan olarak ‘seven’dir.  Bu nedenle aşkın olmadığı bir yaratıdan, sanatın içinde olmadığı bir aşktan söz etmek imkânsızdır.

Eros ya da Daimon gibi iyi, güzel ve aşkın da bambaşka anlamlara evirildiği günümüzde, insan olma durumunun, çağı ne olursa olsun değişmez esasını koruyabileni çocuklardır. Çocuğun, naiflik olarak karşıladığımız saflığı, yaşamsal süreçten bağımsız olarak sanatçılarda yaşamaya devam eder. Sanatçı, bahsettiğimiz gibi iyiye, güzele yönelen, bu yönelmeyi ‘seven’ olarak aşkta bulan yegane insandır. Tüm farklılaşmalara, kirlenmelere, evrimlere karşın sanatçı, insan olmanın unutulmuş hakikatini hatırlayan, Yunan mitolojisinde erişkinliğe geçişi temsil eden ‘Lethe’ ırmağının suyundan içip, çocukluğunu unutan insana hakikatini hatırlatandır. Bu yıl LOVE 360 festivalinin, yaşlarıyla değil, insan olmanın gerçeğini görebilen ve bunu çalışmalarıyla diğer insanlara deneyimleyen çocuklar olarak sanatçıları merkezine alması bu bakımdan manidar. Uniq İstanbul, LOVE 360 festivali süresince farklı disiplinlerden sanatçılarla izleyiciye yaşamın özünü, aşkı deneyimlemeyi vaat ediyor. İnsan olmanın temel anlamı olarak aşk; ‘seven’lerin; Ahmet Rüstem Ekici, Ahu Akkan, Cansu Tanpolat, Deniz Sağdıç, Sabahat Çıkıntaş, Serdar Yörük ve Zafer Malkoç’un kendi dillerinde yeniden hayat buluyor. Günümüz karmaşık dünyası içinde görünemeyen, yığıntılar arasında yitip giden gerçek olarak aşkı, hala hissedebilen, görebilen, 7 (seven) sanatçı bizlere tekrar anımsatıyor. Bu yönüyle sanat; aşkın dili, sanatçılar; aşkın saf çocukları olarak karşımızda duruyor.

Dolunay May

Küratör

Detaylar 

Popüler Yayınlar

Yeni başlayanlar için Sanat Galerisi ve Sergi Nasıl Gezilir ? Sergi gezmek için 10 ipucu

SANATLA DOLU BİR YAŞAM : LALE BELKIS

Dekorasyon Tavsiyeleri No:5 Duvarlara tablo yerine alternatifler - Tabaklar

Başka Dünya

ATHENA SES ETME KLİBİ ÜZERİNE

SANAT DÜNYASINDA BİR YENİLİK DAHA

Ana Şehir Cape Town

Ayılar,Tilkiler,Baykuşlar ve Geyikler ile Kış Sofrası

Gerçekten Bilmeniz Gereken 50 Sanat Fikri - Susie Hodge

Are Sergi İncelemeleri No:20 Türkiye'nin İlk Şarkı Sergisi