17 Mayıs 2018

Casa dell’Arte ve Art50.net’den “Bir Yaz Gecesi Rüyası”


                                   


Türkiye’nin ilk sanat oteli Casa dell’Arte ve çağdaş sanat platformu Art50.net, 2018 sezonuna renkli bir seçkiyle merhaba diyor.  


Düşler nasıl çıkarıp bulursa bilinmeyen şeyleri,
Şairin kalemi de biçim verir hiçliklere, hayallere;
Uygun bir görünüş bulur gönlümüze hoş gelen duygulara,
Ve bir ad koyar onlara.

William Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası, sf.78

Genç sanatçılara destek sağlama idealinde birleşen Casa dell’Arte ve Art50.net yeni bir işbirliğine adım atıyor. İlhamını William Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserinden alan sergi art50.net sanatçılarının katılımıyla 25 Mayıs - 2 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Casa dell’Arte Galeri’de izlenebilecek.

William Shakespeare’in 400 yılı aşkın bir süre önce kaleme aldığı Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda ormanda, ay ışığı altında geçen bir aşk hikayesini dönemin popüler cin ve peri masallarından da yararlanarak masalsı ve şiirsel bir dille anlatır. Shakespeare’in yarattığı ortamdan yola çıkarak, seyirciyi bir yaz gecesi esintisi eşliğinde fantastik bir yolculuğa çıkarmayı hedefleyen sergide
art50.net sanatçıları; Mehmet Çevik, Görkem Dikel, Merve Dündar, İdil Güral, Begüm Mütevellioğlu, Azime Sarıtoprak, Saliha Yılmaz ve Baysan Yüksel‘in eserleri yer alıyor.

Görkem Dikel, Azime Sarıtoprak ve Baysan Yüksel; farklı üsluplarla ürettikleri masalsı eserlerinde ikonoloji, gelenekler, mitler, ritüeller ve kişisel anılardan besleniyor. Merve Dündar çalışmalarında mahremde kalmak ve diğerinin bakışı üzerinden ‘var olmak’ ilişkisini irdeliyor. Mehmet Çevik ve İdil Güral soyutlama ağırlıklı renkli tablolarında hayal dünyalarını tuvale direk olarak aktarıyor. Begüm Mütevellioğlu ise dört duvarla çevrili mekanları herkesin görebileceği, tuhaf manzaralara ve bahçelere açılan;  anılar, düşler ve düşüncelerle dolu açık alanlara dönüştürüyor.



Casa dell’Arte Galeri Ziyaret Bilgileri:

Açılış Kokteyli: 24 Mayıs 2018, Perşembe 19.00
Yer: Casa dell’Arte Otel - İnönü Caddesi No: 6 Torba, Bodrum. Tel: (252) 367 1848
Sergi Tarihi: 24 Mayıs – 2 Temmuz 2018
Sergi Saatleri: Haftanın her günü, 14.00 - 21.00

Detaylı bilgi için:

Sena Arcak Bağcılar
senab@cda-art.com

Zilan Gamze Çiftçi
zilan@art50.net


Casa dell’Arte Hakkında:

İtalyanca “Sanat Evi” anlamına gelen Casa dell’Arte, sanata odaklanmış bir marka olarak 2007 yılında, Türkiye’nin en önemli sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Büyükkuşoğlu Ailesi tarafından kuruldu. Bünyesinde aile koleksiyonunun sergilendiği “Casa dell’Arte Residence”, 2018 yılında açılan Casa dell’Arte Clubhouse ile Konuk Sanatçı Programı ve sergileri düzenleyen “The Art Department“ gibi yapılandırmaları bulunduran marka, sanat ve turizmi buluşturarak Türk sanatını yurtiçi ve yurtdışında temsil etmek ve desteklemeyi amaçlamaktadır.

Art50.net Hakkında:
Art50.net, sanatla iç içe yaşamayı bir hayat tarzı haline getiren tüm sanatseverleri aynı çatı altında buluşturan ve sanata ulaşımı kolaylaştıran bir online çağdaş sanat platformudur. Özellikle genç ve yükselen sanatçıları desteklemeyi misyon edinen Art50.net online platformunda fotoğraf, resim, baskı, obje, neon ve yerleştirme  kategorilerinde özel olarak seçilmiş, original ve sertifikalı eserleri ulaşılabilir fiyatlarla sunar. 2014’den bu yana, genç sanatçılara verdiği destek ve sanatçılarla sanatseverleri farklı ortamlarda bir araya getirdiği yepyeni projelerle Türkiye çağdaş sanat dünyasına farklı bir soluk getirmiştir. 




2 Mayıs 2018

Hafıza Kürü




“HAFIZA KÜRÜ” SERGİSİ 8 MAYIS 2018 TARİHİNDEN İTİBAREN MİNE SANAT GALERİSİ ORGANİZASYONUYLA ANTONİNA SANAT GALERİSİ’NDE

8 Mayıs - 2 Haziran 2018

Mine Sanat Galerisi yönetimindeki Antonina Sanat Galerisi, 8 Mayıs 2018 itibariyle sanatçılar Ayça Ceylan ve Ahmet Rüstem Ekici’nin yeni serilerinin yer alacağı “Hafıza Kürü” adlı sergiye ev sahipliği yapacak.

“Hafıza Kürü” adını verdiğimiz sergide bir araya gelen işler hafızayı aramanın o kadar da zor olmadığına odaklanarak, izleyiciyi geçmiş hatıraların ve yaşanmışlıkların izlerini sürmeye davet ediyor. Benimsenmiş / dayatılmış olgulara karşı duruşun göstergeleri olarak sanatçılar ürettikleri serileri ile sanatın yalnızca sanatı icra edenler için değil, izleyici üzerinde de etki bırakan, iyileştirici gücüne vurgu yapıyorlar.

Sanatçılar Ayça Ceylan ve Ahmet Rüstem Ekici, farklı konularda ve farklı medyumlarla mekana özgü ürettikleri işleri yoluyla bizleri hafızayı aramak ve unutulanı hatırlatmak üzere bir yolculuğa davet ediyorlar.



Sergide “nemf” serisinin bir bölümünü tanık olacağımız Performans Sanatçısı Ayça Ceylan, hızla büyüyen İstanbul'un her geçen gün biraz daha kaybolan sahillerine odaklanıyor. Nemf, Kilyostan Karaköye kadar uzanan beden-mekan yapılanması üzerine uzun dönemli bir deneydir. Deneyde 20. yyda İstanbulda açılan plajlar ve 1970lerde bu plajların çoğunun kapatılması performans sanatçısının nemf (su perisi) personası üzerinden inşa edilir. Nemf Kilyostan karaya çıkıp karadaki tanıdıklarıyla buluşan bir su perisidir. Ancak plajların ve zamanla sahillerin de kapatılması üzerine karaya sıkışıp kalır. Her geçen anla beraber beraber hafızasını parça parça şehirdeki bazı alanlara bırakan su perisi, plajların yüzmenin yanı sıra cinsiyetler arası bariyerlerin kırılması ve sosyalleşme açısından önemini karşılaştığı kişilere aktarır. Bu aktarımlar fotoğraf, video, günlük ve çeşitli malzemeler aracılığıyla ile arşivlenmektedir. Performansın Kilyos, Rumeli Feneri ve Sarıyer Merkez bölümü tamamlanmıştır.



Sergide “Gynaeceum – Kadınlar Mahfili” serisinden çalışmalarıyla yer alan Sanatçı Ahmet Rüstem Ekici, kadının anaerkilden ataerkile evrimine geçişini ele alırken üreme, iktidar ve isimlerini yaşatma hırsı olarak mimariyi kullanan kadınların kurguladıkları dünyalardan, hamisi oldukları yapılardan eklektik bir manzara sunuyor. Saray ve dini yapılarda kadınlara ayrılan bölümlere verilen isim olan “Gynaeceum”; kadının çağlar boyu görünür olma, mimari eserler kurgulama çabalarına rağmen yine mimari olarak bu bölümlere hapsedilmeleri, sosyal hayattan uzaklaştırılmalarını konu ediniyor. Seri, kadınların varoluş mücadelelerinde biyolojik, fiziki ve toplumsal iktidar kurgularını, eklektik bir imaj ile sunan AutoCAD programı çizimlerden oluşmaktadır ve çizginin evrimine yer vermektedir. Çalışmalarında toplumsal cinsiyet, kentsel dönüşüm ve ötekileri işleyen Ahmet Rüstem, Gynaeceum serisinde bedeni ile tüm tapınak, mezar, hane formlarına ilham veren kadın bedeninin ve anaerkil dönemde kadının tanrısallığının günümüzde hangi noktada olduğunu sorguluyor.

Mine Sanat Galerisi organizasyonuyla gerçekleşen “Hafıza Kürü” başlıklı sergi, 8 Mayıs - 2 Haziran 2018 tarihleri arasında Antonina Sanat Galerisi'nde izlenebilir.

Serginin açılış kokteyli 8 Mayıs 2018, Salı Günü, Saat: 18:00de, Antonina Sanat Galerisi’nde gerçekleşecektir.

Antonina Sanat Galerisi
Ergenekon Mah. Halaskargazi Cad. No: 9/1, Kenter Tiyatrosu Üstü,
Harbiye, Şişli / İSTANBUL
Tel: 444 54 18  / +90 (536) 553 50 66

Yönetim / Organizasyon: Mine Sanat Galerisi

Antonina Sanat Galerisinin açık olduğu gün ve saatler:
Her gün: 09.00 - 19.00 / (Pazar hariç)

……………………

Performans sanatçısı Ayça Ceylan dans, psikoloji ve teknoloji gibi disiplinleri bir arada kullanarak insan bedenindeki algılama süreçleri hakkında deneyler üretmektedir. Deneylerinde bedenin ve mekanın birbirini nasıl inşa ettiği üzerine araştırmalar yapar. Bu araştırma süreci seyircinin ve performansçının değişebilir rol biçimlerini içeren performanslar ve atölyeler aracılığıyla yapılır. Sanatçı performanslarında ve atölyelerinde insanın arketipsel hafızasını etkileyecek kamusal alan, terkedilmiş alan ve antik kent gibi birçok alanı tercih eder. Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliğinden mezun olduktan sonra eğitim sürecine İstanbul Bilgi Üniversitesi Performans Sanatları Bölümü’nde devam etmektedir. Sanatçı bölümünü 1990 yılından günümüze Türkiyede performans sanatında kurumsal arşiv problemi üzerine yazdığı tez ile bitirecektir. Bodyinperform(BiP)un kurucu direktörüdür. Performans belgeleri çeşitli özel koleksiyonlarda yer almaktadır.


1983te Adanada doğan Ahmet Rüstem Ekici, 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünden mezun oldu. On yıl boyunca televizyona yönelik set, stüdyo ve sahne tasarımı alanlarında set tasarımı ve sanat yönetmenliği yaptı. 2015te Node Center Berlinden Sanat Yazarlığı sertifikası da alan Ekici, çeşitli dergi ve sosyal medya platformlarının yanı sıra kendi kurduğu blogda sanat ve sergi yazıları yazıyor. Sanat çalışmalarını ise 3D çizimleri ve mekana özgü yerleştirmeleriyle sürdürüyor.
Fotoğraf, dijital çizim, dijital kolaj, seramik ve hazır nesneden yararlanan sanatçının insan bedeni ve toplumsal kodlarını ele aldığı eserleri cinsiyet, aidiyet, varoluş ve dönüşüm gibi kavramlar çevresinde şekillenir. Mekana özgü yerleştirmeleri, toplumsal hafızamızda yer edinmiş film, olay ve konuları ele alırken hazır nesne kullanarak onun potansiyelini işlediği kavram ile açığa çıkarır.
www.ahmetrustem.com
Video EKAV Art TV'den alınmıştır ve taraflarından hazırlanmıştır. 

24 Nisan 2018

Bilim ve teknolojiyi odağına alan sanat programı…










bang. Art Innovation Prix 2018 sergisi açılıyor


ArtBizTech tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen bang. Art Innovation Prix’nin, 2018 yılı ana sergisi 3 Mayıs’ta 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de açılıyor. “Dijital aura” temasıyla izleyiciyle buluşacak olan sergide, dünyada son dönemde tartışılagelen teknolojik ve bilimsel unsurları sanatla buluşturan 20 adet eser bulunuyor. Bu eserler, yapay zeka ve insan ilişkisi, ütopik kent tipolojileri, biyomimetik yapılar gibi farklı kurgular kullanarak, günümüzün yeni estetik yargıları ve yeni kavramlarını teknoloji üzerinden sorguluyor.



İnovasyon danışmanlığı firması ArtBizTech’in yürütücülüğünde, bu yıl ikinci kez hayata geçirilen bang. Art Innovation Prix 2018 programında son aşamaya gelindi. Program dahilinde oluşturulan, yeni medya, biyo sanat, kinetik sanat ve veri sanatı gibi, teknolojik ve bilimsel unsurları barındıran sanatsal çalışmalar, 3 Mayıs Perşembe günü 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de sergilenmeye başlayacak. Sergi 18 Mayıs 2018 tarihine kadar görülebilecek.

En yeni teknolojik ve bilimsel unsurlar sanatla buluşuyor
Sergide, biyo-elektromekanik ve ses enstalasyonları, ütopik kent topolojileri, biyomimetikten yola çıkarak oluşturulmuş yapılar, yapay zeka ve insan arasındaki ilişkilere değinen işler, istatiksel verilere bağlı oluşturulan interaktif projeler gibi teknoloji ve sanatı buluşturan eserler izleyicisiyle buluşacak.

bang. Art Innovation Prix sergisinin temelinde izleyicinin sessiz bir anda esere dahil olarak yaşadığı deneyim, eser ile karşılıklı aktarım ve aralarında kurulan “organik bağ” ele alınıyor. Sergi, insan ve makine arasındaki bağı sanat, bilim ve teknoloji alanlarında ele alıyor. Böylece, yeni nesil estetik yargılardan oluşan günümüz dilinin ve kavramların teknoloji üzerinden sorgulanmasını ve bu sorgulamanın yeni tartışmalara yer açmasını hedefliyor.

4 aylık süreçte iş, teknoloji, bilim ve sanat dünyasından isimler de destek verdi
Türkiye’deki inovasyon alanına sanatla derinlik katmak hedefiyle hayata geçirilen bang. Art Innovation Prix için çalışmalar 2017 yılının Eylül ayında başladı. Programa, güzel sanatlar, mühendislik, tasarım, biyomedikal gibi farklı disiplinlerden kişiler, inovasyona ilham veren projeleriyle başvuruda bulundu. Alınan başvurular iş, teknoloji, bilim ve sanat dünyasının önde gelen isimlerinden oluşan jüri tarafından, estetik yargı, inovatif çıkarım, özgünlük ve sanatsal metin bütünlüğü gibi kriterlere göre değerlendirildi. Sergilenecek 20 eserin sahipleri, yine ilgili alanlarda uzman 50 kadar profesyonelden yorumlar ve fikir anlamında mentorluk aldı. 4 aya yakın bir süreç içerisinde geliştirilerek son haline getirilen eserleri, 3 Mayıs’taki serginin ardından, yıl içerisinde farklı mekan ve organizasyonlarda da, farklı seçkiler halinde görmek mümkün olacak.

bang. Art Innovation Prix 2018 jürisinde yer alan ve mentorluk desteği veren isimler www.bangprix.org adresinde görülebilir.

Projeleri bang. Art Innovation Prix 2018 programında sergilenecek eser sahiplerinin isimleri ise şu şekilde:



Ayfer İdil Kemaloğlu
Ayşe Hilal Ateş
Damla Yücebaş
Elif Bozlak
Engin Kaya
Ersin Öztürk
Galip Argun
Gökhan Bağcılar
Hale Arslan
Hamza Kırbaş
Hazal Fırat
İlayda Yeşilova

İlker Çetin
Kadir Salman
vanç Sert
Mert Bayraktar
Mina Yancı
Mustafa Yıldırım
Nezihe Karakaya
Ozan Atalan
Pınar Akkurt
Ramazan Subaşı
Selin Karcı
Sinan Kolip





ArtBizTech hakkında
İnovasyon danışmanlığı alanında hizmet veren ArtBizTech, workshop, seminer ve eğitimleriyle firmaların daha yenilikçi fikirler geliştirmelerine destek oluyor. Çalışmalarında Design Thinking (Tasarım Odaklı Düşünme) ve Artful Thinking (Sanatsal Düşünme) metodolojilerini temel alıyor. İş ve teknoloji, tasarım, psikoloji ve sanat gibi farklı alanlardaki profesyonellerden oluşan multidisipliner ekibin misyonu, sanatı iş ve ve teknoloji dünyasıyla bir araya getirerek, Türkiye’de “inovasyon” kavramına derinlik kazandırabilmek. ArtBizTech’in Amazon.com üzerinden Amerika, Fransa ve Japonya gibi ondan fazla ülkede okuyucularıyla buluşan “Design Thinking Methodology Book” ve “Artful Thinking” isimli  iki kitabı bulunuyor. 

ArtBizTech ayrıca, hem iş ve teknoloji dünyasını yeni fikirlerle beslemek hem de Türkiye’de yapay zeka, büyük veri, robotlar ve genetik gibi inovatif ve bilimsel unsurları kullanarak sanatsal çalışmalar yapan gençleri görünür kılmak amacıyla, bang. Art Innovation Prix isimli bir program yürütüyor. Bu program dahilinde güzel sanatlar, mühendislik, tasarım, biyomedikal gibi farklı disiplinlerden herkesin inovasyona ilham veren projelerini destekliyor; farklı mekanlardaki sergileriyle, bu inovatif sanat evrenini daha çok kişiye ulaştırıyor.

19 Nisan 2018

Vitrin Mankenleri Nasıl Üretiliyor?

Vitrin Mankenleri
Ergün Demir  ( Şanlı Manken )

halan sorar  how mannequins are made



Alışveriş merkezlerinin, mağazaların olmazsa olmazıdır vitrin mankenleri. Kimi spor kıyafetleri taşıt fit vücutları ile kimi 56 beden kıyafetleri sunar. Vitrin Mankeni tasarım üssü olan Dolapdere'de Şanlı Manken ile vitrin mankeninin zahmetli üretim süreci üzerine konuştuk.

Alışveriş merkezlerinin bekçileri gibidir vitrin mankenleri. İfadesiz şekilde, kıpırdamadan öylece dururlar. Çoğu zaman sergiledikleri ürünlerden daha fazla dikkat çekebilirler. Özellikle Mahmutpaşa mankenleri çok hüzünlü gelir bana. Eskimiş, dökülmüş boyaları ile nice özel gün arefesine şahitlik etmişlerdir. Sürekli değişen tüketim dünyasında ise mankenler tüketiciye ürünün beden ile birleşimini sunarlar. Takı mankenleri bazen sadece upuzun parmaklı bir elden oluşur. Geniş alınlı ve çeneli gözlük mankenlerinde gözlükler hep güzel durur. 56 beden mankenlerden karın kasları oldukça belirgin fit vücutlu mankenlere geniş bir skala vardır önümüzde. Değişen ürün yelpazesi yeni mankenler doğurur. Her vücut pozisyonuna giren vitrin mankenleri kimi zaman öylece durur kimi zaman koşarak poz verirler.

Peki kim üretiyor bu mankenleri? Bu sorunun cevabını bulmak için yoğun bir kentsel dönüşüm geçiren Dolapdere'ye, Türkiye'nin vitrin mankeni tasarım,imalat ve satış bölgesinde uzun yıllardır çalışan Ergün Demir ve kalıp ustası ve heykeltraş olan Seçim Coşkun ile görüştük.




Vitrin Mankeni tasarım ve üretim işine nasıl girdiniz? 

Ergün Demir: Vitrin Mankeni üretim işine Çin ve Vietnam'dan ithal edilen bir manken firmasında farklı pozisyonlarda çalışarak girdim. Ardından kendi firmamız Şanlı Manken ile vitrin mankeni tasarımı ve üretim yolculuğuna halen devam ediyoruz. Ülkemizde vitrin mankeni sektörü 50- 55 yıllık bir geçmişe sahip. Dolapdere Türkiye'nin ve birçok ülkenin manken üretim merkeziydi.

Seçim Coşkun: Ben 1991 yılından bu yana vitrin mankeni sektörü içerisindeyim. Avrupa'da fiber üretim yapıldığı yıllarda Türkiye'de alçı mankenler kullanıyordu. Kısacası alçı mankenlerden günümüze bir çok malzeme kullanarak vitrin mankenlerinin değişimine şahit oldum.


Dolapdere bölgesinde günümüzde kaç firma kaldı manken üretim yapan? 

E.D: 10-12 firma kaldı diyebiliriz.
S.C: İmalathaneler İkitelli ve Bayrampaşa taraflarına yayıldı. Orada da vitrin tasarımına devam eden firmalar mevcut. Küçük bir sektör.

Bir firma yılda ortalama kaç manken veya model üretiyor? 

E.D:  5000-10000 adet arası değişiyor diyebiliriz.
S.C:  Modeline göre de değişen bir durum. Modelin pozisyonu, hareketi imalat sürecini değiştiriyor. Kolsuz, bacaksız prova mankenleri daha kolay üretiliyor örneğin.



Nasıl aşamalardan geçiyor bir üretim? 

E.D: Müşterinin ihtiyacına göre öncelikle manken çeşidini belirliyoruz. Elimizdeki katalog ve birleşebilen parçalar oldukça fazla kombinasyon yapmamızı sağlıyor. Kafa farklı, vücut ve el gibi parçaları farklılaştırarak sayısız alternatif sunabiliriz. Önce ihtiyacı belirleyip giyim çeşidine göre türü belirliyoruz. Renk, doku vb. durumlar siparişe göre değişebiliyor.

S.C: İnsan bedeni oldukça hareketli. Her bir hareketi kalıp olarak almamız biraz zor ama belirli standart duruşlar vitrinler için ve sergilenecek ürünü göstermek için yeterli. Elimizde ortalama 300 kalıp var tüm bu kalıplara istediğimiz duruşu verebiliriz. Oturuyor mu? Ayakta mı?Koşuyor mu? tüm bu soruların cevabı müşteri ihtiyacında. Demir, tel, ahşap ve polyester gibi malzemeler ile çalışıyoruz.  Tasarım önemli bir aşama. Örneğin Orta Doğu ülkelerinde siluet yasağı olan bazı bölgelerde tel mankenler tasarlıyoruz. Vücut hatlarının belli olmadığı mankenler üretiyoruz. Kısacası sipariş aldığımız anda adet sayısına göre zaman veriyoruz. İlk döküme giriyor. Hazırladığımız sıvılar kalıplara girip elyaf işleminden sonra dökülüyor. Ardından toplama süreci başlıyor. Parça olan yerler traşlanıyor ve sonra bitirimhanede  rötuşları yapılıyor ve ayağa kaldırılıyor. Pozisyon ayarları yapılır.  Tekrar zımpara aşamasına girer ve tamamen pürüzsüz hale getirilir ve ardından astarhane 'ye girer. Astar atıldıktan sonra tekrar zımparalanır ve sonra fırına girip boyanır. Ardından kuruma odasına alınarak paketlenir. Bir adet mankenin minimum hazırlanma süresi 2 -3 gündür. Polyester malzeme neredeyse 300 saate kadar form değiştirme özelliğine sahip bu yüzden sürecin sağlıklı işlemesi için beklemesi gerekiyor. geri dönüşüme pek uygun olmayan bir malzeme ne yazık ki. Geri dönüşümcüler atık toplayıcılar dahi almıyor eski malzemeleri. Tabi geri dönüşüme uygun malzemeler tabi ki mevcut.
E.D: Kısacası tüm üretim süreci el emeği. Boyası, zımparası, kalıbı her aşaması el üretimidir.

Başka hangi malzemeler kullanılıyor üretimde?

Tel, demir, polyester, pleksiglass, plastik malzemeler, sünger, poliüretan ve aklınıza gelebilecek bir çok malzeme kullanılıyor. Sektör bazen vitrin mankenleri dışında tabut üretimi, mimari cephe uygulamaları, lunapark, çocuk oyun alanları gibi farklı sektörlerle de iş birliği yapıyor.



Sektörde neler eksik? 

E.D: Aslında bu bir zanaat. Ancak devlet desteği yok. Örneğin bir Vitrin mankenciler odası yok. İhracata çok açık bir sektör. Şu an zaten ihracat yapıyoruz oldukça fazla ancak dediğim gibi destek eksik. Böyle bir sektörün varlığını göstermek lazım. Mesela Çin'den hem kalite hem fiyat olarak çok daha iyiyiz. İlla ki Çin'de de çok iyi manken üretimleri mevcut ama bahsettiğim şey fazlaca ithal edilen ürünler.
S.C: Benim başladığım tarihlerde polyester ham maddesi oldukça uygundu şimdi ise çok daha pahalı. Bu otomatik olarak manken fiyatlarını değiştiriyor. Sektörde biraz birlik eksik ve yanlış bilgilendirmeler var. Örneği ikinci el manken satanlar da var müşteriyi kandırarak.

Firmalar ne kadar ağırlıkla manken değiştiriyor? 

E.D: Büyük firmalar neredeyse her sezon manken değiştiriyorlar.



Bu sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

E.D:Bu sektöre ihtiyaç her zaman olacak. Mağaza denilen şey var oldukça mankenler olacaktır. Hatta üretilen ve satışa sunulan ürün yelpazesi genişledikçe yeni manken ihtiyaçları doğuyor. Örneğin eşarp mankeni, takı mankeni, yüzük taşıyıcısı vb. İmalat yapmayan sadece satış yapan vitrin firmaları fiyatları aşağı düşürerek aslında üretimi biraz baltalıyor. Sektör kendi kendini bitirecek gibi görünüyor.
S.C: İlerleyen zamanlarda bu işi yapan usta kalmayacak gibi görünüyor. Zor ve zahmetli bir iş. Şu an piyasada belki 150 usta kaldı diyebiliriz.  Manken ihtiyacı olarak eskiden vitrinlerde eskiden canlı manken kullanılıyordu. Canlı mankenler bir kaç saat durup çalışırlardı. Vitrin mankeninin geleceği ise belki teknolojik değişimler ile belki farklı bir boyuta ulaşacak.




Bu röportaj Artisans Dergi Şubat-Mart sayısı için hazırlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır.
Fotoğraflar : Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar

7 Mart 2018

İstanbul'un Farklı Mekanlarında Sanat Deneyimi


DAS ART PROJECT 

muhittincan
Genetiğiyle Oynanmış-Muhittincan-Ölü Taşı 2017-Fotoğraf Kredisi-Nazlı Erdemirel




Bugüne kadar Abud Efendi Konağı, Muhacir Misafirhanesi, Pera Palas, Sadık Paşa konağı gibi farklı mekanlarda sanat projeleri ile izleyiciyi tarih ve sanat dolu bir keşfe çıkaran DAS ART PROJECT ile gelecek projelerini konuştuk. 


Çisem Asya Albaş, Oğulcan Haşlaman ve Alper Turan’ın kurucuları ve küratörleri olduğu Das Art Project., bağımsız sanatçılarla çalışmak, İstanbul’un tarihi ve ikonik olarak değerli, döneminde farklı işlevler için kullanılan mekânlarını sanat alanlarına dönüştürmek, mekânla uyum sağlayacak temalar dahilinde kısa süreli sergiler düzenlemek üzere yola çıkmış bağımsız bir sanat inisiyatifi, küratöryel bir ekip.

Farklı disiplinlerde çalışan sanatçılara görünürlük kazandırmanın yanında, bir tema dahilinde onları birleştiren ve yeni üretimler için ortam sağlamayı arzulayan inisiyatifin adı da bu işlevini vurgulamak istiyor. Tek başına bir anlam ifade etmeyen, önüne geldiği nötr/cinsiyetsiz kelimeleri özelleştiren Almanca’daki “das” artikeli ile sanatta androjenliği savunuyor.


Soru: Sizleri tanıyabilir miyiz? 

DAS Art Project., üç kişiden oluşan küratöryel bir inisiyatif, Çisem Asya Albaş, Oğulcan Haşlaman ve Alper Turan olarak geçtiğimiz yıldan beri güncel sanat alanında projeler üretiyoruz. Aslında üçümüz de, üniversite yıllarımızda Türkiye'nin önemli kültür-sanat kurumlarında stajlar yaptık ve bu süreçte tanıştık. 


DAS ART PROJECT neyin eksikliği hissedilerek oluştu? 

Sanat alanında bir kuruma bağlı kalmadan, bağımsız olarak varolabilmeyi denemek istedik. Bu durum, birlikte çalışmak istediğimiz sanatçılar için de geçerliydi. Küratörlüğü öğrenmemizin tek yolu aslında bir noktada bunu projelerle hayata geçirmekti. İlk sergiyi projelendirmeye başladığımızda, böyle bir eksikliğin sanat üretimi açısından daha da geçerli olduğunu gördük. Çok kısıtlı bir bütçeyle çalıştığımız halde sanatçıların yeni eser üretmek istemeleri bunun göstergesiydi. 

Oluşturduğunuz projeler ile mekanlar arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Ortak bir dilleri var mıdır? 

Şimdiye kadar kullandığımız mekanlar -özellikle İstanbul'da yaşayanlar için- ortak bir şey söylüyor. İmaj olarak zihnimizde olan, ama içine giremediğimiz; ya da varlığından haberimizin olmadığı, ama bu şehirle ilgili hikayeler anlatan mekanlar aslında. Bu açıdan kent belleği sürekli alaşağı edilen bir şehirde eskiye dönmek heyecan verici. Mekanları sanat üretimlerini gösterecek bir arka fondan çok, tüm projenin bir parçası olarak görmek istiyoruz. (kırmızı yazılar spot)

Mekanların projeye dahil edilmesi nasıl bir süreç. Mekan sahipleri sanat projelerine nasıl bakıyor? 

Mekanların bağlı olduğu kurumlara göre süreç değişiyor aslında. Projelendirme süresince mekanın kendisi ve geçmişinin bizim küratöryel konseptimizle örtüşmesine önem veriyoruz. Her mekanın kendine özgü zorlukları var, özellikle altyapısal olarak. Tarihi eser oldukları için duvarların kullanılamaması, mimari müdahale yapılamaması, elektriğin olmaması gibi handikaplarla karşılaşıyoruz. 

Sanatçıların çalışmalarını beyaz küp dışında bir mekanda deneyimlemek sizce nasıl bir duygu? 

Sergilerimizde yarattığımız içerik, eserler ve mekanı bir bütün olarak görüyoruz. Bir atmosfer yaratmakla ilgileniyoruz aslında. Bunu beyaz küp bir alanda yaratabilir miyiz biz de merak ediyoruz. Kullandığımız mekanlar; eserler ve küratöryel bağlam haricinde de alternatif bir sergi gezme deneyimine işaret ediyor zaten. Biz bu alanlara entegre olarak, bir parçası haline gelerek bu deneyimi kurgulamak istiyoruz. 


Sanatçı seçimi nasıl ilerliyor? Sanatçılar projelere nasıl dahil olabilir? 

Kafamızın uyuşacağı insanlarla çalışıyoruz aslında; aynı dili konuştuğumuzu düşündüğümüz sanatçılarla, profesyönelliğin sıkıcı taraflarını es geçip arkadaşça diyaloglar kurmak istiyoruz. O yüzden önce tanışmakla ilgileniyoruz. Daha sonra çalışmak istediğimiz konu özelinde kimler üretim yapmış, ya da yapmak ister ona bakıyoruz. 



Sıradaki projeler neler? 


Halil Altındere'nin geçtiğimiz yıl ürettiği göçmen krizine odaklanan işlerinden oluşan Welcome to Homeland sergisi 21 Ekim'e kadar açık, şu an onunla ilgileniyoruz. Gelecek projeler ise fikir aşamasında. 



Bu röportaj Artisans Dergi Kasım-Aralık 2017 sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır.

Sanatın Teknolojik Evrimi


Oyunun Rengi Değişiyor




Teknoloji endüstrisinde yoğun olarak kullanılan bir önermeye göre yeni ve sarsıcı bir inovasyon piyasadaki ilk beş yılında yaratması beklenen etkinin altında seyreder, fakat on yıl içerisinde beklenen etkinin katbekat üzerine çıkar. Mobil teknolojiler sanatçılarla, müzelerle, sanat fuarlarıyla, müzayedelerle, sanat eğitimiyle ve hatta sanatın kendisiyle olan etkileşimimizi radikal biçimde değiştirdi ve yeniden tanımladı. Teknoloji neyin sanat olduğu, neyin olmadığına dair algılarımızı bile genişletti; yeni medya üretimleriyle yeni alanlar yaratılmasını sağladı. Belki de global online sanat piyasasını 2016’da 3,75 Milyar Dolar seviyesine çıkaran da bu önerme oldu. Biz de 2017 başında faaliyetlerine başlayan online sanat galerisi SanatBulur.com’un kurucularıyla Artisans Dergi için bir araya geldik.

SanatBulur.com’u kurarken nasıl bir amaçla yola çıktınız?

SanatBulur.com için yola çıkmamızdaki ilk etken sanatsever olarak kendimizin sanat eserlerine erişimde yaşadığımız sorunlar oldu. Sanat piyasası Türkiye’de belirli büyük şehirlerde yer alan sınırlı sayıda galeri ve sınırlı sayıdaki sanat alıcısı etrafında konumlanmış durumdaydı. Bu durum sanatçılar için de eserlerini daha geniş kitlelerle buluşturma noktasında bir bariyer teşkil ediyordu. Hızla değişen dünyada biz de hem sanatseverlerin hem de sanatçıların fiziksel galerilere ulaşma, sanat eseri edinme, bu konuda bilgilenme ve orijinal sanat eserleri alarak geleceğe yatırım yapmalarının önündeki engellerin online ortamda aşılabileceğini görüp SanatBulur.com’u hayata geçirdik.

-        Sizi fiziksel galeri ve online satış yapan sitelerden ayıran özellikler nelerdir?

SanatBulur.com’u fiziksel galerilerden ayıran en temel özellik sanatçıların kendi portföylerini özgürce yönetebilmeleri ve belli bir lokasyona bağlı fiziksel galerilerdense tüm dünyada satış yapabilmeleri. Mevcuttaki online platformlar fiziksel galerilerin online uzantıları durumunda. Sanatçılar kendi portföylerini yönetirken özgür değiller ve kurumlara bağlayıcı sözleşmeleri var. Biz burada sanatçının kendi sürecini eser seçimi ve fiyatlandırma noktalarında tamamen kendisinin yönetmesine olanak sağlıyoruz.

-        Sanatçılar sisteme nasıl kayıt oluyorlar? Sundukları çalışmaların özgünlüğünü ve yeterliliğini kontrol eden mekanizma nedir?

Sanatçılar üye girişi yaptıktan sonra banka hesap bilgilerini girerek sanatçı başvurusunda bulunuyorlar; ekibimiz bu başvuruları kontrol ediyor ve başvuru onaylanırsa sanatçının tüm süreçleri yönetebileceği paneli aktif hale geliyor. SanatBulur.com teknik açıdan bakıldığında sanatçı ve sanatseveri online ortamda bir araya getiren bir platform; güvenli ödeme altyapısı sayesinde sanatsever tarafından bir eser alımı gerçekleştiğinde ödeme, eser sanatsevere ulaşana kadar bekletiliyor. Sanatsevere doğru eserin, tam olarak istediği şekilde ulaştığı bilgisi alındığında ödeme onaylanıyor ve SanatBulur.com tarafından sadece satış işlemlerinde aldığımız %20 komisyon kesilerek sanatçıya ödemesi sistem tarafından gönderiliyor. Bu şekilde hem sanatçıyı hem de sanatseveri korumuş oluyoruz. İşlerin özgünlüğü konusuna gelecek olursak; biliyorsunuz son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle istenmeyen durumların ortaya çıkma ihtimali arttı. Bir kişi dünyanın herhangi bir noktasında gördüğü eseri birebir kopyalayarak sergi ve galerilere girebiliyor hatta yarışmalarda derece alabiliyor. Belki beş sene öncesinde bu durumun ortaya çıkması çok mümkün değildi; fakat artık öyle bir noktaya geldik ki, herhangi bir sosyal medya kullanıcısı çıkıp “bakın bu eser şu sanatçıdan çalıntıdır,” diyebiliyor. SanatBulur.com’da tüm sanatçıların yükledikleri eserler düzenli olarak görsel arama teknolojisi sayesinde internette bulunan fotoğraflarla kıyaslanıyor, bu süreçten geçemeyen eserler de ekibimiz tarafından kontrol edilip, esinlenmeyi aşan bir durum olması halinde müdahalede bulunuluyor.

-        Sizden eser alan kitle kim? Galeriden eser alan kitleden farklı bir kitle mi?

Galerilerden satın alan kesimden çok daha geniş bir kitleden sipariş alıyoruz. Öncelikle galerilerde satılan eserlerin fiyatları alıcı kitlesini de oldukça daraltıyor, aynı zamanda bu ortamlardan eser almak, hatta fiyatını sormak isteyen sanatseverler açısından bazı görünmez kültürel bariyerler de söz konusu. Bir diğer yandan satın alma alışkanlıkları çoklu kanalda ilerleyen ve sayısı Milenyum jenerasyonuyla birlikte artan yeni bir sanat alıcısı kitle var. Bu kitle artık bir galeriye girdiğinde beğendiği bir eserin ve künyesinin fotoğraflarını çekiyor ve galeri yetkilisine tek kelime etmeden çıkıp gidiyor. Bu da bizi artık herhangi bir eser satınalması gerçekleştirmeden önce online platformlarda fiziksel ortamda gördüğü eserle, sanatçıyla ve o tarza sahip diğer sanatçılarla ilgili araştırmasını yapan yeni bir sanat alıcısı profiline götürüyor. SanatBulur.com’dan eser alan kitle de teknolojiyi iyi kullanan, ağırlıklı beyaz yakalı gençlerden ve çocuk sahibi genç çiftlerden oluşuyor. Şehir dışında yaşayan annesine doğum günü hediyesi alan müşterimiz de var, yeni doğan çocuğu evde bir sanat eseri kültürüyle büyüsün diye eser alan da var.

-        Satış sonrası alıcı tarafında sağlanan destek nedir; özellikle heykel, yerleştirme gibi çalışmalar için?
SanatBulur.com olarak sanatçı ve alıcı arasında bir köprü kuruyoruz. Açıkçası bir online satış platformu olsak da satışını yaptığımız madde hem sanatçının hem de sanatseverin gönül bağı kurduğu bir sanat eseri. Bu anlamda işine aşkla bağlı olan sanatçıya, eserini istediği şekilde ulaştırma özgürlüğünü vermek durumundayız. Bunun yanı sıra şu anda üzerinde çalıştığımız ve 2018’de hayata geçirmeyi planladığımız ek hizmetlerimiz sanat eseri ekspertizi ve eser sigortalatması üzerine partnerlikler kurma şeklinde ilerliyor.

-        Teknolojinin hızlı gelişimi sanatçı, sanatsever ve diğer paydaşları nasıl etkiledi? Sanat alımlarında farklı yollar mı açılıyor?

Geleneksel olarak sanat pazarındaki dijital alan şimdiye kadar sadece online satış platformları şeklinde tanımlandı. Bu alanı tüm sanat alıcılarını ve sanatseverleri çevreleyen bir dijital iletişim ortamı olarak tanımlamak daha doğru olur. Bu alan bazen Instagram’da yer alan Bienal görselleri olarak vücut buluyor, bazen de sergi alanlarındaki işlere hayat veren Arttırılmış Gerçeklik Uygulamaları ya da Youtube veya Netflix’ten erişebildiğiniz sanat belgesellerine dönüşüyor. SanatBulur.com olarak özellikle yatırımlarımızı Sanal Gerçeklik’te gezebileceğiniz online sergilerimiz ve dünyanın hızla gelişen son teknolojisi Blockchain üzerine yapıyoruz. Blok Zinciri olarak tercüme edebileceğimiz bu teknolojinin bir sanat eserinin sanatçının elinden çıkıp galeri, sergi, koleksiyoner ya da sanatsever gibi paydaşlara ulaşana kadarki tüm süreçlerini belirleyebilmesi açısından önümüzdeki beş yıllık süreçte sanat piyasasını derinden etkileyeceğini düşünüyoruz.

-        Türkiye’de ve dünyada online sanatın tüm sanat piyasasındaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Dünyada 2010 yılının başlarından itibaren SanatBulur.com modeliyle çalışan online platformlar doğmaya ve gelişmeye başladı. Benzer dönemlerde Christie's ve Sotheby's gibi hantal olarak nitelendirebileceğimiz köklü müzayede kuruluşları bile teknolojik dönüşümlerini hayata geçirdi. Şu anda globaldeki sanat piyasasına baktığımızda online satışların tüm satışlara oranı son beş yılda ciddi bir şekilde artarak %8’ler civarına ulaştı. Bu hem dünyayı görebilmemiz hem de Türkiye’nin de içinde bulunduğu doğu bloğunun online sanat alanında ne kadar geç kaldığını fark etmemiz açısından oldukça önemli bir oran. Şunu da belirtmekte fayda var; online sanat olarak tanımladığımız kavramın sadece online ortamda var olan kuruluşlarla bir noktaya gelmesi oldukça zor; bir an evvel fiziksel mekanların teknoloji dönüşümlerini başlatması, gelişen ve değişen dünyadan geri kalmamaları gerekiyor.

-        Online sanatın geleceği hakkında öngörüleriniz neler?

Sanal Gerçeklik ve Blockchain teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler tüm sektörlerin iş yapış şeklini değiştirmeye başladı fakat bizim inancımız bu teknolojiler tarafından sağlanan etkilerin görselliğe ve şeffaflığa diğer tüm alanlardan daha çok ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz sanat piyasasında daha erken hissedileceği yönünde. Biz herkesin kendi sanat koleksiyonunun küratörü olabileceği, mekanlara bağlı kalmadan tüm dünyadaki paydaşlarla koleksiyonunu sanal olarak paylaşabileceği ve global kripto para birimiyle ticaretini gerçekleştirebileceği, bir eserin üretildiği andan itibaren tüm yolculuğunun şeffaf olarak takip edilebileceği bir gelecek öngörüyoruz.

-        Peki siz globale açılma anlamında bir çalışma yapıyor musunuz?

Globale açılmak sanat piyasası özelinde baktığımızda yereli küresel pazara, küreseli ise yerel pazara ulaştırabilme gücünüzle doğrudan ilişkili. Bugün ABD, Avrupa ve Çin pazarlarından çıkıp globalde satış yapan online platformlar mevcut; fakat her biri kendi bölgesindeki sanat kültürüne bağlı kalarak hareket ediyor. Örneğin Amerika’dan çıkarak Asya kültürünü dünyaya ulaştırmak doğru ve yerinde bir hamle değil. Globaldeki başarı bu toprakların kültürünü dünyadaki sanat alıcılarına ulaştıracak ve dünyadaki sanatçıları da buradaki sanatseverlerin erişimine açacak bir modelde yatıyor. Hiscox, Tefaf ve Deloitte gibi köklü şirketlerin her yıl yayınladıkları online sanat raporlarından çıkan sonuçlar Türkiye, Türk-i Devletler ve Orta Doğu bölgelerini kapsayan global online bir oyuncunun önümüzdeki beş yıl içerisinde pazardan ciddi bir pay alacağı yönünde yorumlanıyor. Bu oyuncunun yaklaşık $179.000’lık gayri safi milli hasılaya sahip Katar’dan ya da fosil yakıtlara olan ihtiyacın azaldığını görerek teknoloji girişimlerine ciddi yatırımlar yapmaya başlayan Birleşik Arap Emirlikleri’nden çıkmasındansa sanat kültürünü çok daha uzun yıllardır oturtmuş ve dünya pazarlarına hâkim konumdaki Türkiye’den çıkması çok daha muhtemel. Bizler de 2018 yılı itibari ile yayına almayı planladığımız FindsArt.com adındaki global markamızla bu oyuncunun Türkiye’den çıkmasını sağlamak için gerek sanat piyasasındaki gerekse de iş dünyasındaki paydaşlarımızla ortak bir çalışma içinde hareket ediyoruz.




Bu röportaj Artisans Dergi Kasım-Aralık 2017 Sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 



Copyright © 2015