6 Haziran 2018

Gynaeceum - Kadınlar Mahfili

Hafıza Kürü

Mabed , 20x20x20cm 130 mt PLA 3D Print, 2018


5 Mayıs- 2 Haziran 2018 tarihinde Antonina Sanat Galerisi'nde sergilenmiş "Gynaeceum" serim kadın bedeni ve mimari ile kurduğu ilişki üzerine şekillenmişti. Sergi metnimi yazan Irmak Özer'in çalışmalarım hakkındaki yazısı aşağıdadır.


Uyku hali, Zemin Yerleştirmesi, 30x150cm, beton üzeri lazer kazıma ,2017


“İşte tüm iyi övgülerle, Kraliçem, Honoratis sana ilahiler söyler ve seni över. Üyesi olduğun ailenin, Anicilerin yüce gönüllülüğü, tüm dünyaya yayılarak sana övgüler söyletir. Çünkü sen Tanrı’nın kilisesini inşa ettin, o göklere yükselen güzelliği.”

Bugün Fatih’te kalıntıları bulunan Hagios Polyeuktos Kilisesi’nde bulunan epigrafta bunlar yazar. Kraliçe Anicia Iouliana, 524-527 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nda o zamana kadar görülen en gösterişli dini yapıyı inşa ettirmiştir. Hamilik konusunda büyük büyükannesini örnek alan Iouliana, örneğini doğru almıştır; zira yaptırdığı eserler sayesinde adını bugünlere bıraktığını tarihçiler onaylar. Iouliana, Hagios Polyeuktos’u inşa ettirerek zamanında öyle bir güç gösterisinde bulunmuştur ki, İmparator Justinianos, bugün hepimizin bildiği Ayasofya (Hagia Sophia) Kilisesi’ni Iouliana’ya bir meydan okuma olarak üçüncü kere inşa ettirmiştir.[1]

Tarihte, bu topraklarda özellikle Bizans ve Osmanlı imparatorlukları dönemlerinde, kadınlar güçlerini yapılar aracılığıyla simgesel hale getirmişlerdir. Erkek egemen toplumda adı olmayan kadın, adını hamisi olduğu binalarla tarihe yazdırmayı bilmiştir. Aslında tarihin dönüşümü çok ilginç bir paradokstur. Öyle ki, anaerkil dönemde kadının bedeni ve cinsel özellikleri, kadının ruhu ve bedeni kutsal olduğu için mimari yapıların şekillerine yansıtılmıştır. Bunun yanı sıra, farklı kültürlerdeki anaerkil toplumlarda evleri kadınlar yapar. (Hatta bu okumalardan anlıyoruz ki, “Yuvayı dişi kuş kurar” lafı aslında kadının evdeki yerine değil, gücüne ve üretimine bir referanstır.) Anaerkil dönemde, kadının rahminin, iç bükey karnının, kıvrımlı bedeninin temsili olan dairesel biçimlerin kutsal yapılara doğum, canlılık, bereket, hayat olgularına bir gönderme olarak yansıdığını görürüz.[2]

İç mimar ve sanatçı Ahmet Rüstem Ekici, bu okumalardan etkilenerek mimar kimliği ile çocukluk deneyimlerini birleştiriyor ve kadınların tarih boyunca izlerini bırakmak için araç olarak mimari yapıları kullanmalarını konu eden Gynaeceum serisi ile karşımıza çıkıyor. Çocukluğunu toprakları arkeolojik kalıntılarla bezeli Akdeniz topraklarında geçiren sanatçı, oyun oynarken gördüğü kırık bir Bizans tabağına çizilmiş, yıllarca aklında kalan hüzünlü bir kadın yüzü ile yola çıkıyor. Sergide bizi bu yüz bir hologram olarak karşılıyor. Bu yüz, estetik bağlamda sanatçının bizi getirmek istediği son nokta. Ahmet Rüstem Ekici, tek boyutlu bir noktadan yola çıkıp o noktanın fiziksel olarak gidebileceği tüm yerlere götürüyor tarihte yer alan bu kadınları. Gynaeceum serisinde, tek noktadan kağıt üzerine baskı ile iki boyutlu bir dünyaya geçiş yapılıyor; lazerle kazınan iki boyutlu işler derinlikleriyle 3 boyutlu bir özellik kazanırken, 3D yazıcı ile yapılan tapınak ile 3 boyutlu bir objeye geçiliyor. Hologramla da 4. boyuta giriyoruz; çünkü işin içine zaman geliyor. Bizanslı o hüzünlü kadın önümüzde döndükçe bir algı yanılsaması ile onu hareketli görüyoruz. Roma İmparatorluğu döneminde saray ve dini yapılarda kadınlara ayrılan bölümlere verilen isim olan “Gynaeceum “serisinde, sanatçı, toplumlarda yüzyıllar boyu mekanlara hapsedilerek ötekileştirilmiş kadınları tekrar bir mahfilde toplayarak onları tek boyutlu tarih sayfalarından çıkarıyor ve hikayelerini 4 boyutlu olarak önümüze yansıtıyor.





Sanatçının mimari kimliğini yansıttığı çizimler, mimari bir teknik çizim programı olan AutoCAD ile hazırlanıp CNC ve Lazer makinelere aktarılarak, en iyi bilinen mimari malzeme olan döküm beton ve işlenmiş ahşap panolar üzerine kazınıyor. Tüm bu işlemler yapılırken, tarihsel bir referans olarak, çizimlerde yumurtalık, vajina, göğüs kesitlerine yer veriliyor. Böylece erkek egemen toplum öncesi döneme dönülüyor ve kadın doğurganlığı, üreme gücü, dişiliği ve kutsallığını Gynaeceum serisi ile hep beraber tekrar kutluyoruz...



İmara Adanmış Oda, 30x30 cm, Dipleks Baskı Hahnemühle Fine Art Print, 2018

Bani, 87x103 cm, El yapımı kağıt üzeri çizim, lazer kazıma, 2018

Gynaeceum I, 60x75cm, Döküm Beton Üzeri Lazer Kazıma, 2016

Gynaeceum II, 130x80cm, MDF panel üzeri lazer kazıma, 2016

Toprak, 20x30, Pişmiş Kil üzeri Lazer Kalıp Baskı, 2016

Anicia IOULIANA , 82x106cm, MDF üzeri Akrilik Kazıma , 2018  
Gynaeceum III, 80x80 cm , Dipleks Baskı Hahnemühle Fine Art Print, 3 Edisyon, 2018


Salus Rei Publicae, Birliğin İyiliği, Digital Çizim , 2018  

 



[1] Carolyn L. Connor, Bizans’ın Kadınları, YKY, İstanbul, 2011.
[2] Özlem Akyol, Çiğdem Polatoğlu, Kadının Rolünün Değişen Toplum Düzenlerinde Mimari Tasarıma Yansıması, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Sayı 10, Yıl 2017.


 Irmak Özer 

----------------------------------------------------------------------------------------------------


“With all the good praises, my Queen, Honoratus chants you hymns and praises you. Spreading throughout the world, the supreme generosity of Anicis, the ancestral family of whom you are a member, send you praises. Because you have built the church of God, the beauty that rose to heavens.”

This is what is written on the epigraph which is found in Hagios Polyeuktos Church, where its remains lay in Fatih today. Between 524-527, Queen Anicia Iouliana has had built the most spectacular religious buildings ever seen in the Byzantine Empire. Iouliana, who held up her great grandmother as an example about patronage, has taken the right example; because historians confirm that she left her name known today for all the works she has had built. By having Hagios Polyeuktos built, Iouliana has shown such a strength that the Emperor of the time, Justinianos had to have the Church of Hagia Sophia, which we all know today, built as a challenge to Iouliana for the third time.[1]

Historically, in these lands, especially during the Byzantine and Ottoman Empire periods, women have made their power symbolic through buildings. The woman, who did not have a name in the patriarchal society, knew to have her name printed in the history with buildings built under her patronage. In fact, the transformation of history is a very interesting paradox. So much so that in the matriarchal period, the body and sexual qualities of the woman are reflected in the forms of architectural structures because the spirit and body of the woman are considered sacred. In addition, it is women who make houses in matriarchal societies in different cultures. (In fact, we understand from these readings that the saying “The nest is built by the lady bird” is not a substitute for the place of the woman at home, but a reference to her power and her production.) In the matriarchal period, we observe the circular forms on holy buildings which are representations of woman's uterus, her concave stomach, her curved body as reflections of a cross reference to birth, vitality and life events.[2]

Interior designer and artist Ahmet Rüstem Ekici is influenced by these readings and combines his architectural identity with his childhood experiences, appearing before us with the Gynaeceum series, which discusses the use of architectural structures as a means for women to leave their traces throughout history. The artist, who spent his childhood in the Mediterranean lands laden with archeological remains starts his journey with a sorrowful female face he has seen while he was playing which was drawn to a broken Byzantine plate that remained in his memory for years. At the exhibition, this face welcomes us as a hologram. This face, in the aesthetic context, is the last point the artist wants to bring us. Departing from a one-dimensional point, Ahmet Rüstem Ekici takes those women who partook in the history to all places where that point can physically go to. In the Gynaeceum series, from the single point a transition is created to a two-dimensional world with a print-on-paper; while two-dimensional works engraved by laser acquire a three-dimensional characteristic with their depts, the temple created with a 3D printer transforms into a three-dimensional object. With the hologram, we enter to the fourth dimension; as now time is also introduced into the equation. While that sorrowful woman rotates before us, we see her moving with a sensory illusion. In the "Gynaeceum" series, which is the name given to sections allocated to women in palaces and religious buildings during the Roman Empire period, the artist takes the women who have been otherized by being imprisoned in spaces for centuries out of the one-dimensional history pages by consolidating them to a new gathering place and reflects their stories before us as four-dimensional.

Drawings reflecting the artist's architectural identity are created with AutoCAD, an architectural drawing program and transferred to CNC and laser machines, which are engraved on the best known architectural material, cast concrete and finished wood panels. While going through all these processes, as a historical reference, the ovaries, vagina, and breast cross-sections are shown in the drawings. Thus, the male-dominated pre-societal period is returned and we all celebrate the female fertility, reproductive power, femininity and sanctity together with the Gynaeceum series...

Irmak Özer





[1] Carolyn L. Connor, Bizans’ın Kadınları, YKY, İstanbul, 2011.
[2] Özlem Akyol, Çiğdem Polatoğlu, Kadının Rolünün Değişen Toplum Düzenlerinde Mimari Tasarıma Yansıması, FSM İlmî Araştırmalar İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, Issue 10, Year 2017.




25 Mayıs 2018

İstanbul Modern Beyoğlu Geçici Binası Açıldı





Türkiye’nin ilk modern ve çağdaş müzelerinden biri olan İstanbul Modern, Karaköy bölgesindeki yeni binası tamamlanana kadar geçici olarak hizmet vereceği Alexandre Vallaury imzasını taşıyan Union Française binasına taşındı. 19. yüzyılın sonunda Fransızlar için lokal olarak inşa edilmiş olan bina İstanbul Modern ziyaretçileri için 6 kata dağılmış bir yerleşim ile kurgulanmış. Ziyaret saatleri, geçici sergiler, süreli ve kalıcı koleksiyonları ile eski hareketliliğinden bir şey kaybetmeyen müze Perşembe günleri yine ücretsiz olarak sanatseverlere kapılarını açıyor.

14 yılın ardından İstanbul Modern’in Karaköy’den sonra yeni yeri uzun süredir merak ediliyordu ve Galataport sahası içerisinde yeni binasına geçene kadar kültür- sanat etkinliklerinin ve alanlarının azaldığı Pera bölgesinde geçici yeri ile izleyicisi ile buluştu. Kütüphanesi, kafesi, mağazası, sineması ile 6 kata yayılan yeni yerleşimi önümüzdeki 3 yıl boyunca süreli sergilere ve etkinliklere ev sahipliği yapacak.



3 yıl gibi bir süre bu binada hizmete devam edecek Istanbul Modern’in ilk geçici sergisi Anthony Cragg’in “İnsan Doğası”. Anthony Cragg sergisiyle açılan geçici binada sanatçının 40 yılı aşkın üretim sürecine, çeşitli malzemelerde ve farklı dönemlerde ürettiği büyük ölçekli çalışmalarıyla dahil oluyoruz. Çoğu zaman gündelik objelerden faydalanan sanatçının geniş yelpazede sergilenen çalışmalarını bir arada görmek izleyicinin çalışmalarını daha yakından tanıyabilmesi için özel bir fırsat.  İstanbul Modern Mağaza’da sergi kataloğunu ve sergiye özel olarak hazırlanan bir ürün seçkisine de göz atabilirsiniz.

Yeni bina ile koleksiyon sergisinde de bir değişiklik var. “Şimdinin Peşinde” adlı koleksiyon sergisi günümüz dünyasına ve insanlık hallerine odaklanıyor. Küratörlüğünü İstanbul Modern Küratöryel Ekip’ten Öykü Özsoy, Deniz Pehlivaner ve Ümit Mesci’nin üstlendiği sergide çalışmaları yer alan sanatçılar şöyle sıralanıyor: Murat Akagündüz, Rasim Aksan, Alaettin Aksoy, Deniz Aktaş, Peter Anders, Mehtap Baydu, Ramazan Bayrakoğlu, Sabri Berkel, Taner Ceylan, Adnan Çoker, Burhan Doğançay, Olafur Eliasson, Tracey Emin, İnci Eviner, Mehmet Güleryüz, Balkan Naci İslimyeli, Hüsamettin Koçan, Azade Köker, Maro Michalakakos, Sarah Morris, Hans Op de Beeck, Angel Otero, Kemal Önsoy, İrfan Önürmen, Necla Rüzgar, Sarkis, Güneş Terkol, Canan Tolon, TUNCA, Ömer Uluç, Zhan Wang, Nil Yalter, Jérôme Zonder.


“Şimdinin Peşinde” seçkisi kimlik, beden, toplumsal cinsiyet politikaları, yapım ve yıkım süreçleri, doğa ve insan ilişkilerini işliyor. Koleksiyon sergilerinde aynı zamanda “Bakış Açıları” başlığı altında bir fotoğraf seçkisine de yer veriliyor. Küratörlüğünü Demet Yıldız’ın üstlendiği ve 25 çalışmanın yer aldığı seçkide Ali Alışır, Ani Çelik Arevyan, Orhan Cem Çetin, Murat Germen, Şahin Kaygun, Boris Mikhailov’un çalışmalarını izleyebilirsiniz.




17 Mayıs 2018

Casa dell’Arte ve Art50.net’den “Bir Yaz Gecesi Rüyası”


                                   


Türkiye’nin ilk sanat oteli Casa dell’Arte ve çağdaş sanat platformu Art50.net, 2018 sezonuna renkli bir seçkiyle merhaba diyor.  


Düşler nasıl çıkarıp bulursa bilinmeyen şeyleri,
Şairin kalemi de biçim verir hiçliklere, hayallere;
Uygun bir görünüş bulur gönlümüze hoş gelen duygulara,
Ve bir ad koyar onlara.

William Shakespeare, Bir Yaz Gecesi Rüyası, sf.78

Genç sanatçılara destek sağlama idealinde birleşen Casa dell’Arte ve Art50.net yeni bir işbirliğine adım atıyor. İlhamını William Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserinden alan sergi art50.net sanatçılarının katılımıyla 25 Mayıs - 2 Temmuz tarihleri arasında Bodrum Casa dell’Arte Galeri’de izlenebilecek.

William Shakespeare’in 400 yılı aşkın bir süre önce kaleme aldığı Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda ormanda, ay ışığı altında geçen bir aşk hikayesini dönemin popüler cin ve peri masallarından da yararlanarak masalsı ve şiirsel bir dille anlatır. Shakespeare’in yarattığı ortamdan yola çıkarak, seyirciyi bir yaz gecesi esintisi eşliğinde fantastik bir yolculuğa çıkarmayı hedefleyen sergide
art50.net sanatçıları; Mehmet Çevik, Görkem Dikel, Merve Dündar, İdil Güral, Begüm Mütevellioğlu, Azime Sarıtoprak, Saliha Yılmaz ve Baysan Yüksel‘in eserleri yer alıyor.

Görkem Dikel, Azime Sarıtoprak ve Baysan Yüksel; farklı üsluplarla ürettikleri masalsı eserlerinde ikonoloji, gelenekler, mitler, ritüeller ve kişisel anılardan besleniyor. Merve Dündar çalışmalarında mahremde kalmak ve diğerinin bakışı üzerinden ‘var olmak’ ilişkisini irdeliyor. Mehmet Çevik ve İdil Güral soyutlama ağırlıklı renkli tablolarında hayal dünyalarını tuvale direk olarak aktarıyor. Begüm Mütevellioğlu ise dört duvarla çevrili mekanları herkesin görebileceği, tuhaf manzaralara ve bahçelere açılan;  anılar, düşler ve düşüncelerle dolu açık alanlara dönüştürüyor.



Casa dell’Arte Galeri Ziyaret Bilgileri:

Açılış Kokteyli: 24 Mayıs 2018, Perşembe 19.00
Yer: Casa dell’Arte Otel - İnönü Caddesi No: 6 Torba, Bodrum. Tel: (252) 367 1848
Sergi Tarihi: 24 Mayıs – 2 Temmuz 2018
Sergi Saatleri: Haftanın her günü, 14.00 - 21.00

Detaylı bilgi için:

Sena Arcak Bağcılar
senab@cda-art.com

Zilan Gamze Çiftçi
zilan@art50.net


Casa dell’Arte Hakkında:

İtalyanca “Sanat Evi” anlamına gelen Casa dell’Arte, sanata odaklanmış bir marka olarak 2007 yılında, Türkiye’nin en önemli sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan Büyükkuşoğlu Ailesi tarafından kuruldu. Bünyesinde aile koleksiyonunun sergilendiği “Casa dell’Arte Residence”, 2018 yılında açılan Casa dell’Arte Clubhouse ile Konuk Sanatçı Programı ve sergileri düzenleyen “The Art Department“ gibi yapılandırmaları bulunduran marka, sanat ve turizmi buluşturarak Türk sanatını yurtiçi ve yurtdışında temsil etmek ve desteklemeyi amaçlamaktadır.

Art50.net Hakkında:
Art50.net, sanatla iç içe yaşamayı bir hayat tarzı haline getiren tüm sanatseverleri aynı çatı altında buluşturan ve sanata ulaşımı kolaylaştıran bir online çağdaş sanat platformudur. Özellikle genç ve yükselen sanatçıları desteklemeyi misyon edinen Art50.net online platformunda fotoğraf, resim, baskı, obje, neon ve yerleştirme  kategorilerinde özel olarak seçilmiş, original ve sertifikalı eserleri ulaşılabilir fiyatlarla sunar. 2014’den bu yana, genç sanatçılara verdiği destek ve sanatçılarla sanatseverleri farklı ortamlarda bir araya getirdiği yepyeni projelerle Türkiye çağdaş sanat dünyasına farklı bir soluk getirmiştir. 




2 Mayıs 2018

Hafıza Kürü




“HAFIZA KÜRÜ” SERGİSİ 8 MAYIS 2018 TARİHİNDEN İTİBAREN MİNE SANAT GALERİSİ ORGANİZASYONUYLA ANTONİNA SANAT GALERİSİ’NDE

8 Mayıs - 2 Haziran 2018

Mine Sanat Galerisi yönetimindeki Antonina Sanat Galerisi, 8 Mayıs 2018 itibariyle sanatçılar Ayça Ceylan ve Ahmet Rüstem Ekici’nin yeni serilerinin yer alacağı “Hafıza Kürü” adlı sergiye ev sahipliği yapacak.

“Hafıza Kürü” adını verdiğimiz sergide bir araya gelen işler hafızayı aramanın o kadar da zor olmadığına odaklanarak, izleyiciyi geçmiş hatıraların ve yaşanmışlıkların izlerini sürmeye davet ediyor. Benimsenmiş / dayatılmış olgulara karşı duruşun göstergeleri olarak sanatçılar ürettikleri serileri ile sanatın yalnızca sanatı icra edenler için değil, izleyici üzerinde de etki bırakan, iyileştirici gücüne vurgu yapıyorlar.

Sanatçılar Ayça Ceylan ve Ahmet Rüstem Ekici, farklı konularda ve farklı medyumlarla mekana özgü ürettikleri işleri yoluyla bizleri hafızayı aramak ve unutulanı hatırlatmak üzere bir yolculuğa davet ediyorlar.



Sergide “nemf” serisinin bir bölümünü tanık olacağımız Performans Sanatçısı Ayça Ceylan, hızla büyüyen İstanbul'un her geçen gün biraz daha kaybolan sahillerine odaklanıyor. Nemf, Kilyostan Karaköye kadar uzanan beden-mekan yapılanması üzerine uzun dönemli bir deneydir. Deneyde 20. yyda İstanbulda açılan plajlar ve 1970lerde bu plajların çoğunun kapatılması performans sanatçısının nemf (su perisi) personası üzerinden inşa edilir. Nemf Kilyostan karaya çıkıp karadaki tanıdıklarıyla buluşan bir su perisidir. Ancak plajların ve zamanla sahillerin de kapatılması üzerine karaya sıkışıp kalır. Her geçen anla beraber beraber hafızasını parça parça şehirdeki bazı alanlara bırakan su perisi, plajların yüzmenin yanı sıra cinsiyetler arası bariyerlerin kırılması ve sosyalleşme açısından önemini karşılaştığı kişilere aktarır. Bu aktarımlar fotoğraf, video, günlük ve çeşitli malzemeler aracılığıyla ile arşivlenmektedir. Performansın Kilyos, Rumeli Feneri ve Sarıyer Merkez bölümü tamamlanmıştır.



Sergide “Gynaeceum – Kadınlar Mahfili” serisinden çalışmalarıyla yer alan Sanatçı Ahmet Rüstem Ekici, kadının anaerkilden ataerkile evrimine geçişini ele alırken üreme, iktidar ve isimlerini yaşatma hırsı olarak mimariyi kullanan kadınların kurguladıkları dünyalardan, hamisi oldukları yapılardan eklektik bir manzara sunuyor. Saray ve dini yapılarda kadınlara ayrılan bölümlere verilen isim olan “Gynaeceum”; kadının çağlar boyu görünür olma, mimari eserler kurgulama çabalarına rağmen yine mimari olarak bu bölümlere hapsedilmeleri, sosyal hayattan uzaklaştırılmalarını konu ediniyor. Seri, kadınların varoluş mücadelelerinde biyolojik, fiziki ve toplumsal iktidar kurgularını, eklektik bir imaj ile sunan AutoCAD programı çizimlerden oluşmaktadır ve çizginin evrimine yer vermektedir. Çalışmalarında toplumsal cinsiyet, kentsel dönüşüm ve ötekileri işleyen Ahmet Rüstem, Gynaeceum serisinde bedeni ile tüm tapınak, mezar, hane formlarına ilham veren kadın bedeninin ve anaerkil dönemde kadının tanrısallığının günümüzde hangi noktada olduğunu sorguluyor.

Mine Sanat Galerisi organizasyonuyla gerçekleşen “Hafıza Kürü” başlıklı sergi, 8 Mayıs - 2 Haziran 2018 tarihleri arasında Antonina Sanat Galerisi'nde izlenebilir.

Serginin açılış kokteyli 8 Mayıs 2018, Salı Günü, Saat: 18:00de, Antonina Sanat Galerisi’nde gerçekleşecektir.

Antonina Sanat Galerisi
Ergenekon Mah. Halaskargazi Cad. No: 9/1, Kenter Tiyatrosu Üstü,
Harbiye, Şişli / İSTANBUL
Tel: 444 54 18  / +90 (536) 553 50 66

Yönetim / Organizasyon: Mine Sanat Galerisi

Antonina Sanat Galerisinin açık olduğu gün ve saatler:
Her gün: 09.00 - 19.00 / (Pazar hariç)

……………………

Performans sanatçısı Ayça Ceylan dans, psikoloji ve teknoloji gibi disiplinleri bir arada kullanarak insan bedenindeki algılama süreçleri hakkında deneyler üretmektedir. Deneylerinde bedenin ve mekanın birbirini nasıl inşa ettiği üzerine araştırmalar yapar. Bu araştırma süreci seyircinin ve performansçının değişebilir rol biçimlerini içeren performanslar ve atölyeler aracılığıyla yapılır. Sanatçı performanslarında ve atölyelerinde insanın arketipsel hafızasını etkileyecek kamusal alan, terkedilmiş alan ve antik kent gibi birçok alanı tercih eder. Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliğinden mezun olduktan sonra eğitim sürecine İstanbul Bilgi Üniversitesi Performans Sanatları Bölümü’nde devam etmektedir. Sanatçı bölümünü 1990 yılından günümüze Türkiyede performans sanatında kurumsal arşiv problemi üzerine yazdığı tez ile bitirecektir. Bodyinperform(BiP)un kurucu direktörüdür. Performans belgeleri çeşitli özel koleksiyonlarda yer almaktadır.


1983te Adanada doğan Ahmet Rüstem Ekici, 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümünden mezun oldu. On yıl boyunca televizyona yönelik set, stüdyo ve sahne tasarımı alanlarında set tasarımı ve sanat yönetmenliği yaptı. 2015te Node Center Berlinden Sanat Yazarlığı sertifikası da alan Ekici, çeşitli dergi ve sosyal medya platformlarının yanı sıra kendi kurduğu blogda sanat ve sergi yazıları yazıyor. Sanat çalışmalarını ise 3D çizimleri ve mekana özgü yerleştirmeleriyle sürdürüyor.
Fotoğraf, dijital çizim, dijital kolaj, seramik ve hazır nesneden yararlanan sanatçının insan bedeni ve toplumsal kodlarını ele aldığı eserleri cinsiyet, aidiyet, varoluş ve dönüşüm gibi kavramlar çevresinde şekillenir. Mekana özgü yerleştirmeleri, toplumsal hafızamızda yer edinmiş film, olay ve konuları ele alırken hazır nesne kullanarak onun potansiyelini işlediği kavram ile açığa çıkarır.
www.ahmetrustem.com
Video EKAV Art TV'den alınmıştır ve taraflarından hazırlanmıştır. 

24 Nisan 2018

Bilim ve teknolojiyi odağına alan sanat programı…










bang. Art Innovation Prix 2018 sergisi açılıyor


ArtBizTech tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen bang. Art Innovation Prix’nin, 2018 yılı ana sergisi 3 Mayıs’ta 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de açılıyor. “Dijital aura” temasıyla izleyiciyle buluşacak olan sergide, dünyada son dönemde tartışılagelen teknolojik ve bilimsel unsurları sanatla buluşturan 20 adet eser bulunuyor. Bu eserler, yapay zeka ve insan ilişkisi, ütopik kent tipolojileri, biyomimetik yapılar gibi farklı kurgular kullanarak, günümüzün yeni estetik yargıları ve yeni kavramlarını teknoloji üzerinden sorguluyor.



İnovasyon danışmanlığı firması ArtBizTech’in yürütücülüğünde, bu yıl ikinci kez hayata geçirilen bang. Art Innovation Prix 2018 programında son aşamaya gelindi. Program dahilinde oluşturulan, yeni medya, biyo sanat, kinetik sanat ve veri sanatı gibi, teknolojik ve bilimsel unsurları barındıran sanatsal çalışmalar, 3 Mayıs Perşembe günü 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de sergilenmeye başlayacak. Sergi 18 Mayıs 2018 tarihine kadar görülebilecek.

En yeni teknolojik ve bilimsel unsurlar sanatla buluşuyor
Sergide, biyo-elektromekanik ve ses enstalasyonları, ütopik kent topolojileri, biyomimetikten yola çıkarak oluşturulmuş yapılar, yapay zeka ve insan arasındaki ilişkilere değinen işler, istatiksel verilere bağlı oluşturulan interaktif projeler gibi teknoloji ve sanatı buluşturan eserler izleyicisiyle buluşacak.

bang. Art Innovation Prix sergisinin temelinde izleyicinin sessiz bir anda esere dahil olarak yaşadığı deneyim, eser ile karşılıklı aktarım ve aralarında kurulan “organik bağ” ele alınıyor. Sergi, insan ve makine arasındaki bağı sanat, bilim ve teknoloji alanlarında ele alıyor. Böylece, yeni nesil estetik yargılardan oluşan günümüz dilinin ve kavramların teknoloji üzerinden sorgulanmasını ve bu sorgulamanın yeni tartışmalara yer açmasını hedefliyor.

4 aylık süreçte iş, teknoloji, bilim ve sanat dünyasından isimler de destek verdi
Türkiye’deki inovasyon alanına sanatla derinlik katmak hedefiyle hayata geçirilen bang. Art Innovation Prix için çalışmalar 2017 yılının Eylül ayında başladı. Programa, güzel sanatlar, mühendislik, tasarım, biyomedikal gibi farklı disiplinlerden kişiler, inovasyona ilham veren projeleriyle başvuruda bulundu. Alınan başvurular iş, teknoloji, bilim ve sanat dünyasının önde gelen isimlerinden oluşan jüri tarafından, estetik yargı, inovatif çıkarım, özgünlük ve sanatsal metin bütünlüğü gibi kriterlere göre değerlendirildi. Sergilenecek 20 eserin sahipleri, yine ilgili alanlarda uzman 50 kadar profesyonelden yorumlar ve fikir anlamında mentorluk aldı. 4 aya yakın bir süreç içerisinde geliştirilerek son haline getirilen eserleri, 3 Mayıs’taki serginin ardından, yıl içerisinde farklı mekan ve organizasyonlarda da, farklı seçkiler halinde görmek mümkün olacak.

bang. Art Innovation Prix 2018 jürisinde yer alan ve mentorluk desteği veren isimler www.bangprix.org adresinde görülebilir.

Projeleri bang. Art Innovation Prix 2018 programında sergilenecek eser sahiplerinin isimleri ise şu şekilde:



Ayfer İdil Kemaloğlu
Ayşe Hilal Ateş
Damla Yücebaş
Elif Bozlak
Engin Kaya
Ersin Öztürk
Galip Argun
Gökhan Bağcılar
Hale Arslan
Hamza Kırbaş
Hazal Fırat
İlayda Yeşilova

İlker Çetin
Kadir Salman
vanç Sert
Mert Bayraktar
Mina Yancı
Mustafa Yıldırım
Nezihe Karakaya
Ozan Atalan
Pınar Akkurt
Ramazan Subaşı
Selin Karcı
Sinan Kolip





ArtBizTech hakkında
İnovasyon danışmanlığı alanında hizmet veren ArtBizTech, workshop, seminer ve eğitimleriyle firmaların daha yenilikçi fikirler geliştirmelerine destek oluyor. Çalışmalarında Design Thinking (Tasarım Odaklı Düşünme) ve Artful Thinking (Sanatsal Düşünme) metodolojilerini temel alıyor. İş ve teknoloji, tasarım, psikoloji ve sanat gibi farklı alanlardaki profesyonellerden oluşan multidisipliner ekibin misyonu, sanatı iş ve ve teknoloji dünyasıyla bir araya getirerek, Türkiye’de “inovasyon” kavramına derinlik kazandırabilmek. ArtBizTech’in Amazon.com üzerinden Amerika, Fransa ve Japonya gibi ondan fazla ülkede okuyucularıyla buluşan “Design Thinking Methodology Book” ve “Artful Thinking” isimli  iki kitabı bulunuyor. 

ArtBizTech ayrıca, hem iş ve teknoloji dünyasını yeni fikirlerle beslemek hem de Türkiye’de yapay zeka, büyük veri, robotlar ve genetik gibi inovatif ve bilimsel unsurları kullanarak sanatsal çalışmalar yapan gençleri görünür kılmak amacıyla, bang. Art Innovation Prix isimli bir program yürütüyor. Bu program dahilinde güzel sanatlar, mühendislik, tasarım, biyomedikal gibi farklı disiplinlerden herkesin inovasyona ilham veren projelerini destekliyor; farklı mekanlardaki sergileriyle, bu inovatif sanat evrenini daha çok kişiye ulaştırıyor.
Copyright © 2015