14 Ocak 2018

Simurg Şem-ü Pervane

İkincikat Tiyatro’da 11 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşecek olan, sanatçımız Elif Tutka’nın   ‘Extinct or not extinct’ adlı sergisinin, genç tiyatrocu Adnan Devran’ın Feridün-i Attar’ın ‘Mantık-al Tayr’ isimli eserini temel alarak yazdığı “Simurg Şem-ü Pervane” adlı oyun okuması, sanatın iki farklı dalı olan Resim ve Tiyatroyu aynı zaman ve mekanda gözler önüne seriyor.



Sanatçı Elif Tutka’nın eserlerinde, varoluşu ve nedenlerini sorguladığı bir dönemde, varoluşun bir kanıtı olarak gördüğü doğayı ve yok oluş hikayelerini kendi üslubu ile harmanlayarak izleyiciye sunuyor. 

Adnan Devran’ın bu eserinde kuşların Simurg’a yolculuklarını anlatmaktan çok, kuşların temsil ettiği bir neslin 7 asırlık hikayesi anlatılır. Hikayeyi 7 asırlık geleneğin son tohumu olan Simurg’un babası anlatmaya başlar. Daha sonra hikaye kendini anlatmaya devam eder. Oyunun gelişme bölümlerindeki ana fikir; kendini başkalarının akıbeti için feda edenlerin ve bunun için yananların küllerinden doğan güzel bir geleceğin umuduna adanmışlıktır. Bu noktada Elif Tutka’nın eserleri bu oyunun masalsı dünyasının bir yansıması olarak sahnede izleyiciyle buluşmaktadır. 



Bu projenin en ilgi çekici yanı sanatın doğru parçalarını doğru şekilde birleştirerek bir yap-boz gibi yeni bir performans şekli ortaya koymaları oldu.

Sergi ve Okuma Tiyatro Performansı 11  Ocak 2018 20:30’da Karaköy İkincikat Tiyatro’da sergilendi. 



Oyunun adı : Simurg Şem-ü Pervane
Sergi adı : Extinct or not extinct 
Yazan - Proje Direktörü: Adnan Devran
Ressam : Elif Tutka
Dramaturgi: Dilek Tekintaş 
Müzik: Kaknüs Ensemble
Müzik Direktörü :Burçak Çöllü
Işık Tasarımı : M.Ali Dönmez
Sahne Tasarımı: Adnan Devran , Elif Tutka
Oyuncular:
Aziz Caner İnan
Eylül Su Sapan 
Mert Denizmen
Yunus Emre Yıldırımer
Sezer Arıçay
Ilgıt Uçum
Dilara Topuklular
Kürşat Demir

Melissa Yıldırımer
Hasan Şahintürk

8 Ocak 2018

Kurgunun Gerçeküstü Güzelliği

 Artisans Dergi- Kasım Aralık Sayısı- Metin Çelik Röportajı 

Fotoğraflar: Hüsamettin Batur


Metin Çelik resimleri, karmaşık psikoloji ile katmanlanmış,  gerçekliğin görüntüsünün alanlar ile bağ kurduğu haritalar gibi. Dönüşüm, mekan-zaman ilişkisi, kimlik, yabancılaşma ve bilinç altı onun çalışmalarında sık sık kullandığı anahtar kelimeler. 


2017 yılının en dikkat çekici sergilerinden biri olan "Chaos-Cosmos" ile sanatçı Metin Çelik uzun bir aradan sonra gerçeküstü bilinçaltı manzaralarını doğrudan yaşam ile kesiştirdiği çalışmalardan oluşan bir sergi kurgulamıştı. Hemen ardından 15. İstanbul Bienali'nin komşu etkinliği olarak "Post - Apocalyptic- Kıyamet Sonrası" olarak tanımladığı ilk mekana özgü yerleştirmesini sergiledi. Bir iş merkezinin giriş katında yerleştirmenin olduğu odaya giren izleyicinin bir anda dış dünya ile bağının kesildiği bu çalışma yarattığı şokun ardından izleyiciyi kendine doğru çekiyordu. Merkezinde büyük bir yıkımın oluşturduğu su birikintisi ve geyik kafatası olan bu yerleştirme güçlü yok oluş ardından geriye kalanların betimlenmesi idi. Duvara yerleştirilmiş ayna izleyicinin kendi ile yüzleşmesini sağlarken büyük bir sorumluluk yüklüyordu izleyiciye. Ona bu yıkımın bir parçası olduğunu hissettiriyordu. Yıkıntıların arasından loş bir ışık sızıyordu. Bu ışık izleyiciyi yerleştirmenin kontrast parçası olan sergi alanına yönlendiriyordu. Metin Çelik bu odada  üretim süreci olarak birbiri ile çatışan eskiz- tamamlanmış iş kurgusu oluşturan iki çalışmasını sergiledi. Sergi açılış tarihi de yeni Dünya'da yeni yıkımların işaretçisi sayılan 11 Eylül tarihiydi. 

Steril müze alanı ve yıkıntıların oluşturduğu bu kuvvetli etki sanatçının dilinin ilk defa üçüncü boyuta taşınmasıydı. Metin Çelik, resimlerinde gerçeküstü ve figüratif imgeleri karıştırarak , insan koşullarını ve durumunu kompleks ve çok eşsiz şekilde keşfettirecek  bir yolculuk kurguluyor her zaman. Son mekana özgü yerleştirmesi ile kişisel sanat rotasına farklı yönler ekleyen sanatçı ile ilk çalışmalarından günümüze yaratıcı süreci hakkında sohbet ettik. 


Merhaba Metin, Öncelikle mekana özgü ilk yerleştirmenin gerçekten etkileyici olduğunu söylemek isterim. Hali hazırda inşaatlar ile dolu bir bölgede steril duran bir iş merkezine girdik ve bir anda büyük bir yıkım ile yüzleştik. Bize bu son projenin yapısından bahseder misin? 

Bu proje beni, bizi ve hepimizi kapsayan bir proje… Sürecin düşünsel aşamalarından tutun da pratik karşılığına kadar yaşamımızla ilintili. İzleyiciyi içine alan ve çarpan tarafı da bu olmalı. Yıllardır içinde olduğumuz şiddetli bir yıkımın sarmalında yaşıyoruz. Her sokakta bir enkazın içinden geçmiyor muyuz? Ya da savaş bize ne kadar uzakta artık?
Sergi bütün bu yıkım/inşa pratiklerine bir eleştiri aslında. Göz ardı ettiğimiz bütün bu yıkımlar “Post-Apocalyptic” sergisinde vücut buluyor. Ve izleyici için önemli bir yüzleşme alanı oluşturuyor. Metropolde yaşayan insanların bir savaş enkazıyla karşılaştığı böylesi bir durum, serginin ana yapısını oluşturuyor. Herkes kendi yaşam koşullarına göre değerlendiriyor sergiyi. Öyle ki kimi insanlar içeriyi bir depremin enkazı olarakta görebiliyor. İki geyiğin kavgasının yer aldığı, kahverengi kalemle çizilmiş desende rekabet arzumuzu, hırslarımızı, sahip olma dürtülerimizi ve bunun sonucunda nasıl bir yıkımla karşılaştığımızı, tahribatın ne denli korkunç olabileceğini deneyimliyoruz. İzleyici içerde kaldığı süre boyunca yeni bir gerçekliği yaşıyor. Belki de dışarıya çıktığında artık eski benliğini bir kenara bırakıp yürümeyi düşünüyor.


Yerleştirme fikri eskiz ve bitmiş çalışma olarak sergilediğin çalışmalar ardından mı oluştu yoksa en başından beri kurgusu bu şekilde miydi? 

Eser üretirken en önemsediğim şeylerden biri tahakküm kurmamaktır. Eserin fikirsel ve pratik aşamalarında kendi yolunu bulması onu daha güçlü bir hale getirir. Proje de bu organiklikte ilerledi. Tabi ki en başta resimlerle başladım bu sürece. Daha sonra açığa çıkan fikirler ve kamusal alanda yaşadığımız bir çok sorun projenin oluşmasında temel dayanak oluşturdu. Deneyimlediğim herşeyin bir payı var projede; duyduğum her kelimede, gördüğüm her yıkımda, sürdüğüm her fırça darbesinde, kurduğum bütün dostluklarda yahut içine girdiğim tartışmalarda, biraz biraz herşeyin etkisi var… Buna içinde çalıştığım mekan da dahil. Çünkü mekan, içine tohumu attığınız bir tarla gibidir, işin verimli olmasını biraz da o sağlar. Mebusan25 bize bir çok konuda büyük olanaklar tanıdı. Düşünün ki taslak aşamasında oluşturduğum şeyle, ortaya çıkan sonuç çok farklıydı; çok üstünde, doğal bir mekan meydana geldi.

Daha çok resim çalışmaların ile tanıdığımız bir ressam olarak yerleştirme ile resimi kıyaslarsak hangisinin aktarım dilinin daha kuvvetli olduğunu deneyimledin? 

Böyle bir kıyaslama içine hiç girmedim. Benim için herşey biraz ihtiyaçtan doğar. İlk defa mekanla böylesi bir çalışma pratiği içine girecektim. Projenin kurgusu itibariyle mekanın bir savaş enkazı halini izleyiciye göstermekten öte yaşatma isteğim öncelikliydi. İçeriyi giren herkesin savaşın tahribatıyla yüzleşip, endişe ve tedirginlikle dolaşmasını istiyordum. Resim yaparken elbette her kavram ve formu izleyiciye aktarabiliyorsunuz. Enstalasyonu da aynı çalışma disipliniyle ele alarak ilerledim. O yüzden bu sergide de iki disiplin birbirini çok iyi taşıdılar. Elbet ki bu aynı zamanda bir ekip işiydi. Projenin direktörlüğünü yürüten Sedat Öztürk, küratöryal açıdan olsun her aşamada çok büyük katkı sağladı. Mekanı doğal bir savaş enkazına çevirme kısmında Sanat Yönetmeni Serkan Özer ve yardımcısı Mustafa Soylu’nun çok büyük emekleri oldu. Sergi odasının dizaynı konusunda iç mimar Nazar Şigaher dijital alanda projeye destek oldu. Ve tabi daha bir çok kişinin emekleriyle sergiyi güçlü bir hale getirdi. Ve aktarmak istediğimiz şeyi izleyiciye taşımış olduk.

İlk çalışmalarından günümüze baktığımızda insan figürünün giderek dönüştüğünü görüyoruz. İlk çalışmalarında mimikleri çok belli olmayan bireyler giderek hayvana hatta objelere dönüştüler. Bu süreç neye evriliyor?

Bunu Kafka’nın en önemli eseri “Dönüşüm”deki Gregor Samsa karakterinin bir böceğe dönüşmesine benzetiyorum. Modern insan zamanın dehlizinde dönüşmeye devam ediyor. Bundan sadece 10 sene önce yaptığımız bir çok eylemi ve söylemi hayatımızdan çıkardık. Başka bir insana ve sonrasında başka bir ‘şey’e benzemeye başlıyoruz. Duygudan ve ruhtan kopuk bireyler halini almamız bizim en büyük çaresizliğimiz oldu. Bu, özne olmamızdan kopup, sıradan nesnelere dönüşmemiz için yeterli bir sebep… Ben tüm resimlerimi en temelde bu soruna işaret eden bir yerden üretiyorum. Post-Apocalyptic sergisi bu tanımlamanın bir sonucu olarak okunmalıdır. Savaş gelirken ve bu denli yaklaşmışken kör göz halimiz herşeyden habersiz yaşamaya devam ediyor. Bir sandalye ne kadar duyarsızsa, yahut bir masa ne kadar habersizse savaş enkazındaki durumundan, bizler de aynı hissizlikte yok oluşa gidiyoruz. Bu yabancılaşma halinin pek ümit veren bir tarafı yok maalesef.

Uzun süre ara verme sebebin ne idi? Sanatçı olarak nelerden besleniyorsun? Üretim sürecini paylaşabilir misin?

Bir sanatçı, içinde olduğu yaşam alanlarını çok iyi okuyabilmelidir. Karmaşa, kaos, düzen, acılar, mutluluklar, aile, sosyal çevremiz ve bizim dışımızda olup biten herşey bizi var etmede önemli etkenler. Sanat, tek bir disiplinin okuması içinde olup gelişen bir şey de değil açıkçası. Diğer sanat alanlarıyla olan ilişkimizin de büyük katkıları olduğunu düşünüyorum. Resmimin en önemli katmanlarından birini Kafkaesk yapı dahilinde edebiyat okumalarından oluştururken, bir diğer yandan Bertolt Brecht’in Epik tiyatro estetiği içerisinde yeralan yabancılaştırma efekti ve epizotik anlatım kavramları oluşturuyor. Ayrıca metafizik alan içerisinde bir estetik oluşturmaya çalışıyorum. ‘Manipüle edilmiş gerçeklik’ kavramı resmimi en iyi özetleyen yapıdır. Gerçekliği kontratlar bağlamında ele alıp, hem renk hem de form ilişkisi üzerinden çok renkçi ve kaotik bir kompozisyon oluşturuyorum. Ve tabi tüm bunları atölyede hergün asgari 10 saat çalışarak yapıyorum.

Bertolt Brecht ile alakalı bir tez yazdığını okudum. Resimlerindeki şiirsel anlatımda ve sahnelerde onun etkileri var diyebilir miyiz? 

Evet, Tezimi Brecht’in epik tiyatro estetiği üzerinden yola çıkarak yazıyorum. Buna ek olarak Breghel’in çok katmanlı resimleri ve Borges’in büyülü gerçekçiliği ele aldığı öyküleri tezimin diğer ayaklarını oluşturyor. Tüm bunlar üzerinden yaptığım okumalar, resimlerimde yeni katmanlar olarak yer buluyorlar. Eserlerimde yer alan figürlere bakıldığında bir kompozisyon içerisinde birbirinden bağımsız duran ve kendi yapı alanlarını oluşturmuş kişiler görürsünüz. Bu, her figürün kendi öyküsünü varettiği anlamı taşır. Bu epizotik anlatım biçimi Brecht’in kendi tiyatrosunda kuramsallaştırdığı kavramlardan biridir. Ve bir noktada resmimin biçimsel özelliklerine etki etmektedir.



Sırada neler var? 

Artık yeni projeler için bir süre atölyeme kapanmak istiyorum. İnsanın yalnızlığı onu en iyi eğiten ve üretimine katkı sunan şeylerden biridir diye düşünüyorum. Tabi bu süre zarfında önümüzdeki nisan ayında bir grup sergisine davet edildim. Onun çalışmalarına başlayacağım. Bir atölyem de Almanya’da yer alıyor. Üretimime orada da devam ediyor olacağım.


Metin Çelik Hakkında:
1985 Adana doğumlu sanatçı Metin Çelik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite'sinden mezun olduktan sonra yakın zamanda kaybettiğimiz değerli sanatçı Ömer Uluç'un asistanı olarak çalıştı.  2013 yılında mezun olduğu üniversitede master programına başladı ve şu an Bertolt Brecht'ın estetiği üzerine bir tez yazıyor. Sanatçı hayatına Almanya ve Türkiye'de devam ediyor. 








29 Aralık 2017

Son Başvuru Tarihi 5 Ocak !



 bang. Art Innovation Prix 2018
Başvuruları Açıldı!





ArtBizTech tarafından ikincisi düzenlenen "bang. Art Innovation Prix" 35 yaş altı gençlerin Kinetik Sanat, Yeni Medya, Veri Sanatı ve Biyo-Sanat kategorilerinde, sanat ve teknoloji yoluyla inovatif çağrışımlar yapabilmeyi amaçladığı projelerini 27 Kasım 2017 itibariyle açılan başvuru sürecine davet ediyor. 


2018 jürisi   çalışmalarını CERN ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yüksek Enerji Fiziği Grubunda devam eden Doç. Dr. Bilge Demirköz, FERKO İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Meriçten, çalışmalarına MGV, Harvard ve MIT’de devam eden biyomedikal mühendisi Prof. Dr. Mehmet Toner tasarımcı, sanatçı ve araştırmacı Pınar Yoldaş, medya sanatçısı, yönetmen ve araştırmacı Refik Anadol ve sanatçı Server Demirtaş ve MV Holding Yönetim Kurulu üyesi Yasemin Vargı’dan oluşmaktadır. bang. Art Innovation Prix’in başvuruları 5 Ocak 2018 tarihide son bulacaktır. (Detaylı bilgi için: www.bangprix.org)


Jüri tarafından seçilen projeler, iş ve teknoloji dünyasından profesyoneller, akademisyenler, sanatçılar ve tasarımcılardan oluşan mentorlar ile tanışma ve projelerini geliştirme aşamasında destek alma imkanı elde edecekler. bang. Prix projelerinin yer alacağı sergi 3 Mayıs 2018 tarihinde 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de  izleyiciler, koleksiyonerler, iş, teknoloji ve sanat dünyasıyla buluşacaktır. 42 Maslak Art!SPACE Gallery’den sonra bang. Prix projeleri 1 yıl boyunca düzenlenecek olan çeşitli sergilerde ve fuarlarda da yer alacaktır.


#artbiztech
#bangprix


ArtBizTech Kimdir?

ArtBizTech bünyesindeki iş ve teknoloji uzmanı, tasarımcı, psikolog ve sanatçılar gibi farklı alanlardan oluşan multidisipliner bir ekip Design Thinking (Tasarım Odaklı Düşünme) Metodolojisi ve Artful Thinking (Sanatsal Düşünme) bakış açısı kullanarak inovatif ürün, servis, süreç ve çözüm fikirleri geliştirmekte. ArtBizTech’in “Design Thinking Methodology Book” ve “Artful Thinking” isimli Amazon.com üzerinden Amerika, Fransa ve Japonya gibi ondan fazla ülkede okuyucularıyla buluşan iki kitabı bulunuyor. 

"ArtBizTech olarak inovasyona ilham veren projeleri desteklemekten mutluluk duyuyoruz"

Detaylı bilgi için: www.artbiztech.org























17 Aralık 2017

Veli - Küçük Bayır Sokak No 79

Bir Kağıt Toplayıcının Dünyası



Kağıt toplayıcı Veli evinin cephesini dönüştürürken, çöpten topladığı malzemelerin dönüşümünü ve hayallerini anlatıyor. Onunla sohbet ederken ve çöpten bulduklarını dinlerken bir deniz atının çöpte ne işi olduğunu sorgulamak oldukça derin düşünceler oluşturdu.





Veli'nin bizlere bir çağrısı var. Eski boya ve malzemelerinizi atmayın, bana getirin ve onları sizler için dönüştüreyim diyor.



Geri dönüşüm sisteminin bir parçası olan Veli'nin değiştirdiği dünyayı gözlemlemek umut vericiydi.

13 Aralık 2017

Sergi İncelemeleri No:95 Antonina Sanat Galerisi-Birlik

neslihan pala
Neslihan Pala

"BİRLİK" Sergisi 

İstanbul bir dönüşüm yaşıyor. Dönem dönem galerilerin kapanış haberlerine oldukça üzüldük. Sanatseverler olarak elimizden en büyük destek sanata ve galerilere ilgimizi göstermemiz olacaktır. Galerilerin kapandığı bu dönemde İstanbul'da yepyeni bir galeri açıldı. 30 yılını dolduran Mine Sanat Galerisi ve kültür turizmi ile tanıdığımız Antonina Turizm katkısı ile yepyeni bir galerimiz daha oldu. Antonina Sanat Galerisi.
Galeriler sanatçıları izleyiciler ile buluşturan önemli mekanların başında gelir. İzleyicinin ilgisi bir galeri mekanının ayakta kalabilmesi için sanat alıcılarının varlığı kadar önemlidir. Her şeyden önce izleyici ilgisi galerinin var olabilmesi için büyük bir motivasyon kaynağıdır.
İstanbul’da geçtiğimiz senelerde galerilerin kapanış haberlerine şahit olduk. Bu üzücü durum daralan sanat piyasası için oldukça moral bozucuydu.  Antonina Sanat Galerisi “Birlik” isimli ilk sergileri ile bir olmanın gücünü vurgulayan bir başlangıç yaptı.
     Nur Koçak – Ablam ve Annem Taksim Anıtı Önünde
Serhat Kiraz,Rakamlar,1985
Mine Sanat, 30. yılını geride bırakmış Türkiye çağdaş sanatının önde gelen bir çok ismi ile beraber ilerlemiş bir sanat galerisi. Antonina Turizm ise diğer tur şirketlerinden “kültür turizmi” teması ile ayrılan bir şirket. Tur programlarının merkezine sanatı ekleyen kaç turizm şirketi sayabiliriz? Beraber çalıştıkları değerli sanat tarihçiler ile oluşturdukları rotalar onları diğer turizm şirketlerinden bir adım ilerde tutuyor. Mine Sanat ve Antonina Turizm ortak bir oluşum içerisine girerek kültüre ve sanata desteği Antonina Sanat Galerisi’ni kurdular ve “Birlik” isimli ilk sergilerini 5 Aralık’ta izleyici ile buluşturdular.
“Birlik” sergisi Antonina Turizm kurucusu aynı zamanda sanat tarihçi olan Atilla Tuna’nın özellikle sanat camiası olarak bir olma eylemi üzerine yoğunlaşan konuşması ile açıldı. Birlik ve beraber olma duygumuzu kaybetmememiz üzerinden yola çıkan bu sergi iki farklı kurumun bir arada oluşu ile ortaya çıktığından dolayı isminin hakkını veriyor ve Halil Akdeniz, Gülçin Aksoy, Koray Ariş, Tomur Atagök, Bedri Baykam, Bahri Genç, Genco Gülan, Bubi, Serhat Kiraz, Nur Koçak, Neslihan Pala ve Yusuf Taktak gibi çağdaş sanatın önemli isimlerine yer veriyor. 
Koray Ariş

Genco Gülan – Dark Father

Aynı zamanda seminerlerin düzenleneceği sanat alanında her Çarşamba 18:30’da ücretsiz kültür seminerleri düzenleniyor.  Antonina Sanat Galerisi Pazar günleri hariç 11-19 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Sergi 5 Ocak tarihine kadar devam edecek.


Antonina Sanat Neden Ziyaret Edilmeli?
Çağdaş sanatın önemli isimlerinin çeşitli dönemlerden çalışmalarını izleyebilirsiniz. Çağdaş sanatın önemli temsilcileri ve çalışmalarını yakından tanımak için büyük bir fırsat.
Her Çarşamba düzenlenen sanat seminerlerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz katılabilirsiniz.
Antonina Turizm’in kültür turlarına,İstanbul keşif turlarına göz atabilir ve bilgi sahibi olabilirsiniz.
Birlik duygusu ile sanatsever olarak yeni bir galeriyi ziyaret ederek destekleyebilirsiniz.
Antonina Sanat Halaskargazi Caddesi No:9 /1 Harbiye,Şişli, İstanbul

10 Aralık 2017

Eş Zamanlılık

Yedi Genç Sanatçı, Meclis-i Mebusan 25’te “eş zamanlılık” Sergisinde Buluşuyor




Aliye Arslan, Doğukan Çiğdem, Meltem Sırtıkara, Özge Topçu, Sırma Doruk, Şevket Sönmez ve Tan Taşpolatoğlu’nun farklı tekniklerdeki yapıtlarının yer aldığı serginin küratörlüğünü İpek Yeğinsü üstleniyor. Sergi 25 Kasım’da kapılarını açıyor.



Carl Jung’un “eşzamanlılık” kavramından yola çıkan sergi, Meclis-i Mebusan Caddesi No:25’te terkedilmiş bir ofis katında gerçekleşiyor. Buradan hem yoğun inşaat faaliyetlerinin sürdüğü Fındıklı sahili, hem de İstanbul’un önemli bir kesiti izlenebildiğinden, serginin kurgusu yakınlık-uzaklık, geçmiş-gelecek, buradalık-yitirilmişlik, şehre bakan-bakan şehir gibi ikiliklerden besleniyor ve izleyiciyi mekanla, yapıtlarla ve kent manzarasıyla aynı anda etkileşime girmeye davet ediyor.

Organizasyonunu Galeri MERKUR’ün desteklediği etkinliğe Aliye Arslan eski uygarlıklara ait masklardan esinlenen çizimleri; Doğukan Çiğdem insanlık tarihinin döngüselliğine referans veren resimleri; Meltem Sırtıkara tuval üzerine özgün dikiş tekniğiyle gerçekleştirdiği kompozisyonu; Özge Topçu dış manzara ile diyaloğa giren mekana özgü yerleştirmesi; Sırma Doruk zaman kavramına deneysel açıdan yaklaşan yeni medya işleri; Şevket Sönmez sergi mekanınaa taşan pentür-enstalasyonu ve Tan Taşpolatoğlu farklı malzemelerle ürettiği çokkatmanlı çalışmalarıyla katılıyor. Sergi 20 Aralık tarihine kadar Pazartesi günleri hariç 12.00-20.00 saatleri arasında görülebilir.





Bilgi için: İdil Bayram 0539 829 51 71

7 Aralık 2017

Sergi İncelemeleri No:94 Hasan Pehlevan - Formicarium

Sergiden geriye kalacak bir soru! 



Hasan Pehlevan ilgi ile takip ettiğim sanatçıların başında geliyor. Kendisi ile daha önce Artisans Dergi'de sokak sanatı ve tuvale yaklaşımını konuşmuş sanatçının Fikirtepe müdahalelerini dinlemiştim. Hasan Pehlevan'ın PG Art Galeri bünyesindeki ilk kişisel sergisi "Formicarium" Fikirtepe müdahalelerinden atölyesine uzanan yolculuğu ile kurgulanıyor  ve izleyiciyi video çalışması ile zamanda yolculuğa çıkarıyor.  

İz bırakma dürtüsü insanoğlunun ilk işlevsel ve sanatsal kaygısı olabilir mi? Mağara resimlerini sanat eserleri olarak tanımlayabilir miyiz? Sanat tarihi her geçen gün yeni tarihi keşifler ile bu soruyu sormaya devam eder. Günümüze baktığımızda sokak sanatının ortaya çıkışı ile mağara resimleri arasındaki bağları saptarken insan psikolojisinin oluşturduğu bir çok durumu sorgulayabiliriz. Varlık, var olduğunu gösterme ve aktarma! Sokak sanatçısı kimliğine de sahip Hasan Pehlevan 2014 yılından bu yana dönüşüm bölgesi olan Fikirtepe'ye müdahalelerde bulunuyor. 



Sergiye ismini veren ve Latince bir kelime olan Formi(karınca) ve carium (yaşam alanı) karınca davranışlarını ve kolonilerini incelemek, gözlemlemek üzerine tasarlanmış bir yaşam alanıdır. Hasan Pehlevan gün geçtikçe kalabalıklaşan, insanın ve insana dair tüm hareketlerin hızlandığı kentler ile karınca yuvaları arasında bir bağ kuruyor. Kurduğu bu bağı ülkemizde oldukça yanlış stratejiler ile işleyen kentsel dönüşüm örneğini izleyebileceğimiz dönüşüm alanı Fikirtepe üzerinden aktarıyor. Fotoğraf, buluntu parçalar, resim ve video gibi çalışmalar içeren çok yönlü sergi tıpkı arkeolojik bir veri aktarımı gibi işliyor. Sanatçının izleyiciyi zaman yolculuğuna çıkardığı ve daha önceki müdahalelerini bulmaya çalışırken tepe kamerası ile kayda aldığı görüntüler serginin bir özeti gibi. İzleyiciyi sanatçının görüntü açısına dahil eden bu video çalışması şehrin dönüşümünün hızını kanıtlayan bir belge niteliğinde. 



Çalışmalarının çoğunda merkezi sisteme göre gelişmiş geometrik ilişkiler, gündeme alınan her konunun, olayın, hareketin dalgaları gibi. Ana merkezde kuvvetle hissedilen bir olayın su çemberi misali çevresine yayıldığını ama daha uzak noktalarda merkez kadar hareketliliğe sahip olmadığını daha önce tecrübe ettiğimiz toplumsal olaylarda gözlemledik. Kentsel dönüşüm çerçevesinde baktığımızda ise A bölgesinde başlayan bir dönüşüm hareketinin çevre bölgelere nasıl hızla yayıldığını gözlemlemek için Fikirtepe, Tarlabaşı, Dolapdere bölgelerine bakmak yeterli olacaktır. 

Sanatçı sergideki yolculuğunu "Sanatın yıkımı durdurabilme gücü olabilir mi?" sorusu üzerinden devam ettiriyor. Diyarbakırlı olan Pehlevan, 1932 yılında “kentin hava alması” için surları birkaç noktadan yıktırılan kentin hatırasını hatırlatıyor bu sergi ile bizlere. "Yıkım arkeolog Albert Louis Gabriel'in Ankara’ya yazdığı mektupla durdurulabilmişti" diye ekliyor. Sınırlar içerisinde yıkımlar devam ederken bu soruyu tekrar hatırlamakta ya da soruyu ve çözümü şekillendirmekte fayda var! Sanatın yıkımı durdurma gücü olabilir mi? 

Ahmet Rüstem Ekici 




4 Aralık 2017

Down Sendromlu Çocuklar İçin İyilik Yarışı

Art50.net’in 22 sanatçısı Down sendromlu çocuklar için eserlerini Down Sendromu Derneği’ne bağışladı.



“Hayat” temalı sergideki eserler, 20 Aralık Çarşamba gününden itibaren Hilton Istanbul Bomonti Hotel & Conference Center, The Globe Restaurant önünde sergilenecek, 27 Aralık Çarşamba saat 20:30’da aynı otelde, Rahmi Çöğendez’in yönetiminde açık arttırma ile satılacak.

Derneğin kurucu yönetim kurulu üyelerinden Banu Taşkın: “2016 yılında kaybettiğimiz, derneğimizin destekçisi Cem Becel’in ardından onun renkli, hareketli, iyilik dolu hayatını kutlamayı adet edindik ve bu ikinci etkinliğimizde de “İyilik bulaşıcıdır.” diyoruz… Sizleri de müzayedemizde aramızda görmeyi umuyoruz.” 
Hilton Istanbul Bomonti Hotel & Conference Center’da “Genç Sanatçılar ve Down Sendromlu Gençler” el ele konseptli müzayede, Art50.net’in 23 sanatçısının eserlerinden oluşuyor.
Müzayedede eserleri açık arttırma ile satılacak sanatçıların isimleri şöyle;
Ahmet Rüstem Ekici, Ayşegül Karakaş, Azime Sarıtoprak, Baysan Yüksel, Begüm Mütevellioğlu, Ceyda Güler, Doğukan Çiğdem, Eda Emirdağ, Fatih Dülger, Genco Gülan, Görkem Dikel, Güliz Baydemir, Hadra Tanrıverdi Birecik, İpek Yeğinsü, Kajal, Merve Dündar, Özlem Paker, Saliha Yılmaz, Selçuk Fergökçe, Serenay Özen, Taşkın Esin, Tevfik Louis Akbaşlı, Yıldırım İnce.
Müzayededen elde edilecek gelir Down Sendromu Derneği’ne, Down sendromlu çocukların eğitiminde kullanılması için bağışlanacak.
Bende daha önce ablam ile çalıştığım seriden bir fotoğraf ile orada olacağım. 




Her Anında Baskı Fotoğraf Polaroid Değildir

Polaroid One Step 2 ile Yeniden Doğuyor



Söylentilere göre Amerikalı bilim insanı Edwin Land kızının "çektiğim fotoğrafı neden hemen göremiyorum?" sorusu üzerine 1943 yılında banyo gerektirmeyen, anında görüntü veren Polaroid'i icat ediyor. 1948 yılına kadar geliştirilen ürün piyasada yerini buluyor ve Dünya piyasasına hızla yayılıyor.

70 ve 90'lı yıllarda oldukça popüler olan bu marka Türkiye'de piyasaya 80'li yıllarda giriyor. Teknolojik gelişmeler, firmanın bünyesindeki yüzlerce patentli ürününün sürdürülebilirliği gibi etkenler ile 2008 yılında iflas ediyor Polaroid firması. İronik bir şekilde zamanının hızlı ve teknolojik ürünü, günümüzün dijital hız dünyasında unutuluyor ve iflas ediyor. Ardından Impossible project, Lady Gaga'nın kreatif direktörlüğü vb. pazarlama stratejileri ile marka adını yaşatmaya devam ediyor. 


Lady Gaga ve Polaroid İşbirliği 


Son fabrikasını satın alan Impossible Project, eski makineleri yenileyerek piyasada Polaroid makinelerin ve özelikle filmlerinin bulunabilirliğini sağladı. Yakın zamanda Polaroid markasını ve fikri mülkiyetini de sahip olarak Impossible Project yerine yeni marka gibi Polaroid Originals geldi. 

Polaroid Originals markanın 80. yılını eski Onestep modelinin yeni sürümü One Step 2'yi çıkararak kutluyor. 

Polaroid Originals OneStep 2 ile kare filmler geri dönüyor. Eski makineler için piyasada olan 600 film serisi ve yeni i-Type ile uyumlu makine orijinal OneStep gibi tamamen analog. USB ile Şarj edilebilir 1.100 mAh piliyle 60 günlük kullanım ömrü sunan kamerada dahili flaş, zamanlayıcı ve yüksek kalite lensler bulunuyor. Zamanlayıcı 8 saniye süre tanırken tripod kullanımına uygun makine ile titreşimi de minimumda kullanabilirsiniz. OneStep2 'yi Tunç Fotoğrafçılık'tan edinebilirsiniz. Rıfat Tunç fotoğrafçılıkta Polaroid filmleri de bulmanız mümkün. Impossible Project ve alternatif Polaroid filmlerini bulabileceğiniz bir diğer adres Shopigo. Shopigo'da mavi-siyah, sarı siyah filtreli filmleri bulabileceğiniz gibi renkli çerçeveli özel edisyon ürünleri de bulabilirsiniz. 



Bu arada uzun süredir kullandığımdan dolayı bir tüyo paylaşmak isterim. Zamanında temiz kullanılmış eski makinelerin içerisinde kompleks bir elektronik aksam olmadığı için bit pazarlarında bulduğunuz eski makinelerin çalışma ihtimalleri çok çok yüksek. Çalışmıyor gibi görünen bu makineler pil güçlerini filmlerden aldığı için çoğu insan çalışmadığını sanıyor. 600 tip filmler kullanırsanız makinenin çalıştığını göreceksiniz. I-Type filmler ile pilsiz ve biraz daha doğa dostu olduğunu söylemek yanlış olmaz ama I-type filmler eski tip makineler ile uyumlu değil.  İşinizi sağlama almak istiyorsanız Tunç Fotoğrafçılıkta test edilmiş makineleri satın alabilirsiniz. 

Polaroid fotoğraflar çok özeldir. Tektir. Eşi yoktur. İçeriğindeki kimyasal etkileşimden, şansa uzanan bir an sunar kullanıcısına. Kolayca yırtılmaz, çizilmez ve neredeyse ölümsüzdür. Polaroid aynı zamanda sanatçılara destek programları ile çok büyük bir koleksiyona sahip olmuştur. Koleksiyonları çeşitli müzayedelerde rekor fiyatlara satılmıştır. Dünyaca ünlü yönetmen yönetmen Andrei Tarkovsky'nin Polaroidleri yakın zamanda koleksiyon olarak satılmıştı. 
David Hockney Joiner çalışmaları 


Polaroid ile çalışan sanatçıların başında kendi oluşturduğu "joiners" tekniği ile David Hockney'dir. Hockney bu teknik ile zaman ve mekan algısı üzerine çalışıyor, imajın farklı anlarda perspektif kurguları ile varoluşunu sorguluyordu. Andy Warhol diğer Polaroid fotoğrafları ile ünlü sanatçılardan biri. 

Mehmet Koştumoğlu tarafından kaleme alınan "Polaroid'in Türkiye'deki Sanatsal ve Ticari Geçmişi" isimli yazısında Polaroid'in tüm tarihine değiniyor ve şunları ekliyor; "Polaroid firmasının sahibi olan Edwin H.Land yüzlerce buluş yapan bir bilim adamı özelliğinin yanısıra, ileriyi gören ve sanata destek veren kişiliğiyle,  dünyanın sayılı fotoğrafçılarına makina ve film vererek çektikleri görüntüleri satın alarak koleksiyon oluşturmakla başladığı çalışmayı ülkemizde de Darfilm’de uygulamıştır. Bu sayede Ansel ADAMS, Edward WESTON, Harry CALLAHAN gibi fotoğraf dünyasının ustaları tarafından üretilen müthiş fotoğraflar Polaroid firmasının bugünkü koleksiyonunu oluşturken, Türk fotoğrafında özellikle Şahin KAYGUN’un ürettiği Polaroid eserleriyle sanatsal çalışmalara katkıda bulunmuştur. Daha sonraları Tahir ÜN, Orhan Cem ÇETİN, Tuna ÇİNER, Nazif TOPÇUOĞLU, Ali Muhammet BAYRAKTAROĞLU, Aytaç UZMEN, İbrahim GÖĞER ve Mehmet KOŞTUMOĞLU Polaroid malzemeyi kullanarak sergiler açmış ve yayınlar yapmışlardır." 


Şahin Kaygun



Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Modern'de geniş kapsamlı bir Şahin Kaygun sergisi yapılmıştı. Sanatçının Polaroid müdahalelerini gördüğümüz bu sergide kazıma, ısı ile yayma, birleştirme gibi teknikleri görmüştük. 

Polaroid her ne kadar 8'li paket filmlerde pahalıya satılsa da 80 yıllık bir efsaneye destek olmak çalışmalarında fotoğrafı sık sık kullanan biri olarak boynumun borcu. Her instant film Polaroid değildir. Fujifilm daha uygun maliyetli minik boy anında baskı filmler ve renkli makineleri ile piyasada yerini sağlamlaştırdı. Umarım Polaroid'de daha ekonomik  filmler ile gelişimine ve varlığına devam eder. 

Bir diğer harika Polaroid yazısı için şu linki mutlaka okuyunuz. 


Bir şipşak efsanesi: Polaroid


Ahmet Rüstem Ekici
Copyright © 2015