11 Eylül 2017

Duvar Resmi ve Tuval arasında ...

Hasan Pehlevan Röportajı 


Artisans Dergi Temmuz- Ağustos 2017 Sayısından 





 1 Sokak sanatı ile nasıl kesişti yolun? Güzel sanatların eğitim sistemi ve sokağa yönelim arasında bir bağ olabilir mi?  

Bu soruya aile kavramı üzerinden giriş  yapmak istiyorum. Çoklu bir nüfusu olan bir ailede büyüdüm .kendimi hep sokakta oyunlar oynarken , ve bilmediğim yerleri gezerek geçirdim. Evin kendi içindeki çoklu nüfus beni daha geniş alanlara yayılmamı sağladı. Bir nevi Alan-boşluk gibi diyebiliriz. Bu yüzden sokağı hep sevdim ve sokağın dokusuna ve yapısına olan bir ilgim artı. Ateş yaktığımız odunlarla duvarla isimler yazdım (her ne kadar adımı yazamasamda ) çevremde gördüklerimi sınırları olmadan her düzleme uygular oldum. Resme olan ilgim böyle başladı, bunu fark eden öğretmenlerim beni güzel sanatlar lisesine yönlendirmesiyle sanata dahil olma sürecim  başlamış oldu. 

2 İlk sokak sanatı projen ne idi? Galeri içinde sergilenen çalışmanla arasında ne gibi bağ ya da farklılıklar vardı? 

TV ve gazetede görmediğim haberleri ( algı operasyonu seklinde bize dikte edilen haberleri)  içinde olduğum durumları görmezlikten gelemezdim . Bu yüzden tuvalden çıkıp sokağa ilk projemi ,çalışmamı onların söylemediklerini yazarak başladım. Eğitim sisteminin içinde sanata verilen alanı değerlendirmek halkın da anlamasını sağlamak için direk anlatımlı işlerde bulundum. Örnek: "Beni hatırla "  "I was here " "Bu tarihte ne oldu" gibi soru içerikli,merak uyandıran kelime oyunları  işler de bulundum.Galeriye dönük çalışmalarımda sokağın manifestosundan çıkarak daha çok akademik eğitimin verdiği bir yön çizdim. Hep ikisinin arasına bir mesafe koydum. Birinde kişisel adımı kullanırken diğerinde nick namelerin arkasına sığındım .resimlerimde yazı formlarını değiştirerek okunamaz bir hale getirdim. Bunları uygularken pirim artı sistemli bir form belirler oldum. Rengin  , formun psikolojide etkisi  Gestal ve Rorschach dan alıntılar ve okumalardan kavramları irdeleyen bir yol oldu. Dönemsel olarak farklı işlerde bulunmaktayım hala.



3 İlk çalışmaların ve bugün yaptığın çalışmalar arasında katman farkları görüyor musun ? 

Genel olarak proje bazlı işler yapıyorum. İlk işlerimde yazının gücüne inandığım  duvar resmi ve tuvalin karsısında kendimi buldum. Sonraki ilerlememde algı ve yanılsama üzerine işlerden bir üretime geçtim ,süreç değişirken  sokağın yapısı,mimari ölçeği önemli yapılar gibi bir araştırmacı rolü üstlendim. Kronolojik bir sıralamada katmanların oluşumu kalıcı olmama durumu bir sonraki  öncekini koruyabilme durumu ( yada yok olma) gibi katmanlar üst üste biner oldu. 

4 Bu kadar mükemmeliyetçi çizgilerden oluşan hata kabul etmeyen resimlerin seni daha kusursuz, dijital çalışmalara yönlendirmiyor mu? 

 Bu soruyla çok karşılaşır oldum. Teknolojinin gelişimi endüstriyel  sanayini gelişmesi , sosyal medyanın etkisi gibi vs. her alanımızda bir müdahale olmaya başladı. İyi bir iş sizi bir yere getirme söz konusu oluştu. Buda bende mükemmeliyetçi olma hissiyatı uyandırdı.bir işin en iyi anlatımı nasıl olması gerektiğini hep tartışmışımdır kendimle. Hangi disiplinde bir iş üretimine başlasam o isi iyi göstermek ,vurgulamak istediğim konuyu ön plana çıkarmak. Bu yüzden resimlerimde dijitali yakalama ve bunun bir baskı yada insan elinin yapımından çok ucuz bir baskı gibi görünmesini lakin el üretimi bir iş olarak göstermek benim takıntım oldu. Dijital işler üretimlerim oldu ama ben hep boyayı tercih ettim. Elime ilk aldığın kömür tosu yada ilk kalem beni daha çok heyecanlandırdı.




5 Tuvale de sokak sanatına yaklaştığın gibi yaklaşıyor musun? 

hayır ikisi arasında ufak ayrımlar bırakıyorum. Sokağı daha çok işlerimi bıraktığım yada uyguladığım ,arkamı dönüp bakmadan  belgelediğim bir alan olarak kullanırken, tuvalde ise ters bir köşe oynuyorum .

6 Sokak sanatı projelerinde farklı kimliklerin var mı? Bölge, dokusu seni farklı yaklaşımlara itiyor mu? 

sokak kamusal bir alan ve bu yüzden yaptığım işler izinli/izinsiz(legal -illegal) bir durum söz konusu oluyor. Her seferinde yaptığım bir projede farklı nicknameler kullandım şu anda da öyle. Bir dönem çok tanınan bir sokak sanatçısı oldum, sonra tamamen kendimi unutturup başka bir isme geçtim farklı işlerde bulundum. Bu birazda insanlarda merak duygusunu artırdı . Sorular ve alamadıkları cevaplar. 
Diyarbakır dan İstanbul'a eğitim için geldiğimde görüş acımın ne kadar dar olduğumu öğrendim. Bir çok kimlik,kültür ,farklı yaşamlar gördüm. Bu durum işlerimde daha evrensel olmaya irdeledi.


7 Çizgisel, çoğu simetrik ve merkezi tasarım anlayışı ile çalışan grafiksel çalışmaların var. Hayatında da düzenli, takıntılı biri misin? 

Çizgiyi bir pirim olarak kullanıyorum. Bir objenin tek basına yeterli bir gücü olmadığından birden fazla yan yana diziliminde anlatımı dahada güçlendirdiğini görebiliriz.ben kendimi bir tasarımcı olarak görmüyorum . Daha çok yok olmak üzere olan formları yeniden gün yüzüne çıkaran biri olarak görmekteyim. Her yapıtımda bir referans bulunmakta. Kimse ilham almadan bir şey yapamaz düşüncesindeyim . İşlerimde düzen her ne kadar çok görülse de  kendi hayatımda bunu pek uygulayan bir sanatçı değilim.


8 Kasa Galeri'de "İmkansız Uzam" sergisinde bölgenin,sokağın galeriye taşınmasına şahit olduk. Bu aslında yıkıma olan üzüntünün onu korumanın sembolüydü bence. Fikirtepe dışında müdahalede bulunduğun başka yerler var mı? 

"İmkansız Uzam" sergisinde üç farklı disiplinlerde bulunan sanatçının bir yıldır tartıştığı bir sergiyi gerçekleştirmiş olduk. Bir bölgenin tarihi ve kültürü bunun üzerine yapılan kentsel dönüşün adı altında gerçekleşen yıkımı örnek:Tarlabaşı ,Sulukule ,Fikirtepe ve sur gibi.daha uzağa gidersek Suriye'de antik kent Palmira'nın yıkımı. Ya da daha farklı şekilde yok edilen bir tarihi yapının mimarisi sanatçılar olarak bunu göstermek ,buna engel olma gücünü ön plana aldık. Sergide kimlik.aidiyet ve kültürel tahribat gibi kavramları ele alıyorduk. Küratör Derya Yücel ile  gerçekleştirdiğimiz Deniz Aktaş ve ihsan oturmak bir proje sergisi oldu. 




9 Yakında olacak kişisel serginden bahseder misin? Nasıl bir süreçti bu hazırlık süreci? İzleyiciyi neler bekliyor? 

Kamusal bir alanda bir sergi yapma düşüncesindeyim uzun süredir gerçekleştirmek istediğim ama yapamadığım bir süreç olacak. Sergide zaman-zamansızlık  , kimlik,var olma, aidiyet durumu gibi kavramları ele alıyor olacağım. Serginin bir bölümü heykel ,yerleştirme ve duvar resmi gibi disiplinlerin yanında performans bir sürecin dokumasından oluşan uzun soluklu birbirleriyle konuşan çalışmalara yer vereceğim .Ön planda benim olduğum arka planda 5 kisinin yardımıyla ortaya çıkacak ,herkesin beklediği sokak üzerine yaptığım işlerin bir gösterimini gerçekleştirmiş olacağım. 


10 Sokak sanatçılarının galeri iç mekanına dahil olmaları  hakkında ne düşünüyorsun? 
 
10 Bu soru çok tartışılan bir konu. Sanatçı kendini galeri karşıtı olarak görüyorsa . Sokağın manifestosunda olduğu gibi devam edebilir. Kavramlar değişiyor her şey evriliyor. Hızlı bir şekilde gelişime ayak uydurabilme yada karsısında olma durumu söz konusu iken. Kendimizi nasıl ifade edebilceksek o şekilde devam etmeli. Güçlenmeden sesinizi duyuramazsınız  Banksy ve Shepard Fairey sokaktan güçlenerek ve galeriye yönelmesi söz konusu iken tam tersi  "space invader" hala sokakta  kalması gibi bir durum söz konusu. Finansal yönü artı ve eksi olarak değişen sanatçılar bu duruma göre devam etmektedir. Bir yerden beslenirken diğer yere odaklanıp kar amacı gütmeyen içleri devam edebiliyorlarken  göstermek istediğiniz yapıtın herkese ulaşması lazım. 
Sevgiler. 



Fotoğraflar : Sedat Akdoğan - Artisans Dergi Temmuz-Ağustos Sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 

Contemporary Istanbul Konferans Serisi ve Yan Etkinlikleri





Contemporary Istanbul Yılın En Hareketli Konferans Serisini Sunar:

CI Dialogues 2017 “MOVEMENT”

Contemporary İstanbul, bu yıl on ikincisini düzenlediği CI Dialogues
Konferans Serisi ile sanatın birleştirici gücünü ortaya koyacak.

Dünya çapında öncü çağdaş sanat galerilerinin eserlerini tek bir fuar alanında sunan Contemporary İstanbul; şehrin çok sesli yapısını yeniden pekiştiriyor. 14-17 Eylül tarihinde 12. edisyonu gerçekleşecek olan sanat fuarında öne çıkan etkinliklerden biri de “yarının hikayesini” anlatan CI Dialogues konferans serisi olacak. Sanat ve İş dünyasından dünyaca etkili yirmiden fazla isim CI Dialogues’da yeni dünyanın sanat ve yaşam anlayışını konuşacak.

Gelişen teknolojinin getirdiği hareketin; insanın ruhunda ve üretkenliğinde yarattığı etki CI Dialogues’da masaya yatırılacak. “Movement” temasının incelikle işlendiği konferans serisinde; Sanat ve Mimarlık, Sanat ve Teknoloji, Sanat ve Koleksiyonerlik, Sanat ve Tat panelleri izleyicilerle buluşacak.  Fuar dönemi boyunca fuar ziyaretçilerine de açık olacak konferanslarda; medya, mimari, sanat, teknoloji, moda gibi insan hayatının çekirdeğini oluşturan konulardaki son değişimler ve bunun yaşamımıza olacak yansımaları konunun uluslararası boyuttaki uzmanları tarafından tartışılacak.


CI DIALOGUES 2017 PROGRAM VE PANELİST BİLGİLERİ

Fuarın konferans serisi CI Dialogues, bu sene “Hareket” konusunu sanatsal bakış açısıyla ele alacak. Konu, insanın günlük hayatının çekirdeğini oluşturan teknoloji, mimarlık, tat gibi farklı disiplinlerin ilişkisinde tartışılacak. Program önde gelen akademisyenleri, mimarları, sanatçıları ve profesyonellerini davet ederek çağdaş sanatın güncel durumunu, diğer yaratıcı endüstrilerle ve hatta günlük yaşamla olan ilişkisini gözden geçirmek için bir araya getirecek. 

14 EYLÜL PERŞEMBE VE 15 EYLÜL CUMA

SANAT VE TEKNOLOJİ I: GELECEK TEKNOLOJİLERİNDE İNSAN ESTETİĞİ
Bu panel, insan estetiğinin günümüzde kabul görmüş halini, robotların, bilgisayar yazılımlarının  ve yapay zekanın gelişimi ile değişen deneyimlerini inceleyecek. Estetik, her zaman insanoğlunun duyguları hissetme yeteneğiyle ilişkilendirilmiştir. Öyleyse estetiği sadece “insani” bir şey olarak mı görmeliyiz? Eğer değilse, estetik kavramını insan-üstü hiper-teknolojili toplum içinde nasıl resmetmeliyiz? Bu panelde estetik, çağdaş sanat çerçevesinde fakat nesne odaklı söylem dışında tartışılacak. Gerçekle paralel yeni bir format sunan maddeleşmemiş bilgi estetiğinin varlığı sorgulanarak; robotların, yapay zeka teknoloji yazılımlarının ve algoritmaların hayatımıza ne ölçüde yenilik katacağını anlamaya çalışılacak. Ya da aksine, teknolojinin insandan yani organikten bağımsız düşünülüp düşünülemeyeceği sorulacak.

14 Eylül Perşembe
14:00 – 15:30
Ahmed Elgammal (Rutgers Üniversitesi Profesörü, Sanat ve Yapay Zeka Laboratuarı Kurucusu ve Direktörü)
Jussi Parikka (Yeni Medya Teorisyeni, Yazar ve Winchester School of Art, Teknolojik Kültür ve Estetik Profesörü)
Els I. R. L. Vermang (Sanatçı ve Küratör)
Moderator: Alain Servais (Yatırım Bankacısı, Girişimci ve Çağdaş Sanat Koleksiyoneri)

SANAT VE TEKNOLOJİ II: SANATTA YENİ TEKNOLOJİLERİN YERİ
Bu oturum teknoloji ve yeni medya sanatı arasındaki giderek artan etkileşime odaklanırken, bu birlikteliğin sanatın üretim, dağıtım ve tüketim ilişkilerini ve estetik algısını ne şekillerde etkilediği ve dönüştürdüğünü tartışacak.  
14 Eylül Perşembe
16:00 – 17:00
Juliette Bibasse (Yaratıcı Yapımcı ve Küratör)
Monique Mathieu (İletişim ve Araştırma Direktörü, Onformative Dijital Sanat ve Tasarım Stüdyosu)  
Marpi (Dijital sanatçı)
Michael Kass (Kurucu, The Center for Story & Spirit)
Moderator: Ceren Arkman (Yaratıcı Yapımcı ve Küratör)




SANAT VE KOLEKSİYONERLİK: BİR SANATSAL HAFIZA YARATIMI: SANAT KOLEKSİYONU
Modern çağların hikaye anlatıcısı sanat; ehil ellerde dünün ve yarının tarihini kayda geçiriyor. Geçmişten bugüne insanın kendini ifade etme biçimi olan, mimariden edebiyata çok geniş alanlarda hayat bulan sanat nedir, nasıl biriktirilir ve sanatı görmek için nasıl bakmak gerekir sorularına CI Dialogues’da cevap aranıyor.
14 Eylül Perşembe
17:30 – 18:30
Nick Hackworth (Kreatif Direktör, Modern Forms)
Kate Bryan (Koleksiyonlar Bölümü Direktörü, Soho House Worldwide)
Eugenio Re Rebaudengo (Kurucu ve CEO, Artuner)
Hasan Bülent Kahraman (Contemporary Istanbul İcra Kurulu Üyesi ve Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı)
Saruhan Doğan (PhillipCapital Turkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Koleksiyoner)

Moderatör: Arzu Maliki (Program Sunucusu, Bloomberg HT)

SANAT VE TAT: BİLEŞİK TAT ALMA SANATI
İnsanoğlu gerçek tadın peşinden binlerce yıl dolaştı. Bulduğu ilk tadı hasat ederek başlayan yemekle serüveni ise; bugünün hareketli şehirlerini, hareketli füzyon mutfaklarını oluşturdu ve toprağın verdiklerini, mutfaklarında  sanat eserlerine dönüştüren şefler yarattı. İkinci günün ilk panelinde bu gelişen mutfak kültürü, insanoğlunun varoluşundan bu yana aradığı lezzetleri konuşulacak.
15 Eylül Cuma
14:00 – 15:00
Rainer Becker (Kurucu, Roka, Zuma ve Oblix)
Kaya Demirer (TURYID Yönetim Kurulu Başkanı, Frankie İstanbul CEO ve Kurucu Ortağı)
Vedat Başaran (Aşçı ve Yemek Kültürü Araştırmacısı)
Moderator: Ceren Çerçiler (Inside Counsels CEO ve Kurucusu, Uluslararası İşbirliği Platformu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı)



SANAT VE MİMARLIK: BOŞLUKTA / MEKANDA HAREKET
Boşluk kavramı, özellikle son yıllarda sanatın birçok alanında kendine yer etmiş bir konu.  Mimarlık açısından boşluklar ve karşıtı olan doluluklar kenti ve mimari mekanları biçimlendiren öğelerdir. Bu panelde, dördüncü boyut olan zamanın algılarımızı değiştirmesinden sonra, mimari boşluğun, mekanın ve değişiminin geldiği nokta; yani aldığı hareket tartışılacak. Ayrıca insan hareketinin yeni milenyumda artistik yaratının parçası oluşu, tasarım ve mimarinin geçtiği tüm dönemlere ışık tutarak şehir, bahçe ve toplum üzerinde detaylarıyla masaya yatırılacak.
15 Eylül Cuma
15:30 – 16:30
Anabela Macieira (Kurucu ve CEO, Core Architects)
Nicola Borgmann (Küratör, Mimar ve Sanat Tarihçisi)
Moderatör: Murat Tabanlığlu (Mimar ve Tabanlıoğlu Mimarlık Kurucu Ortağı)

Konferans programı, konuşmacılar ve detaylı bilgi için contemporaryistanbul.com’u takipte kalınız.
CI Dialogues panel çekimleri Plato Sanat tarafından gerçekleştirilmiştir.


--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Beşinci Element Maçka Sanatçılar Parkı


13-19 Eylül 2017

Küratör: Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman

Contemporary Istanbul, Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından bir ilk olarak gerçekleştirilen mimari konsept “CI Park”tan hareketle Maçka Sanatçılar Parkı’na yayılacak. Önde gelen uluslararası sanatçıların ve sanatçılarımızın heykellerinden oluşan Beşinci Element Sergisi’nin küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman üstleniyor. Şişli Belediye Başkanı Hayri İnonü’nün destekleri ile birlikle İstanbul’da bir park alanında ilk defa gerçekleşecek olan çağdaş heykel sergisi 13 Eylül Çarşamba günü saat 12:30’da açılacak ve 18 Eylül’e kadar görülebilecek.

Empedocles’e gelene kadar antik Yunan düşünürleri dört maddeyi elbette söz konusu etmişlerdi. Tıpkı onlarda önceki büyük uygarlıkların, Babilonya ve Mısır uygarlıklarının dile getirdiği ve üstünde düşündüğü gibi. Kendisinden önceki düşünürlerin her biri dört maddeden birini öne çıkarırken Sicilyalı filozof dört maddeyi birden kavrıyor ve ilk kez onlara ‘kök’ adını veriyordu-rizomata.
               Platon ilk kez onları element diye adlandırmıştı. Aristoteles ise beşinci elementi ekliyordu: ether/esir.
               O günden beri ve çok daha öncesinden beri insan beşinci elemanı arıyor. Çağdaş felsefe, çağdaş popüler kültür bu elemanın ardında.
               Açık havada düzenlenen bir sergi önce dört elemanı kuşatıyor: toprak, hava, ateş, su.
               Beşinci eleman heykelin kendisi.
               Heykel gerçekleştirilmiş olandır ve dört elemanın bireşimidir. Heykel zihinsel olandır, bizde ve heykelcide yaşayandır, ether’dir.
               Ama sadece madde değildir heykel. Madde ve ötesidir: o nedenle ether’dir.
               Ve heykel insandır. Maddeye bakan, maddeyi arayan, maddeyi çözümleyen insan. Fakat o insan kendisine ve tarihe, heykele ve ötesine de bakıyor.
               Beşinci element toprağa, havaya, suya, ateşe ve insana, çağlar ötesinden gelen ve madde ve zaman ötesine geçen, devam eden serüvenle bir yüzleşme: bir hesaplaşma!
Ve hepsinin ötesi: madde ve düş gücü!


Sanatçılar
Erdağ Aksel
Tony Cragg
Wim Delvoye
Osman Dinç
Jan Fabre
Genco Gülan
Jannis Kounellis
Günnür Özsoy
Johan Tahon

 -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


8 Eylül 2017

Sergi incelemeleri No:92 - Değişen Sadece Doğa Mı?

Sabahat Çıkıntaş ve Son Sergisi "Değişen Sadece Doğa Mı?"





Değişim, dönüşüm, evrim gibi kavramlar bir çok sanatçı için ilham kaynağı olmuştur. Bir sanatçının dönüşümü, değişimini gözlemlemek için ise o sanatçıyı uzun yıllar takip etmek, yaklaşımlarını analiz etmek gerekir. Bu sene 25. Sanat yılını kutlayan Sabahat Çıkıntaş Ağustos ayında Bodrum Mine Sanat Galerisi’nde gerçekleştireceği “ Değişen Sadece Doğa Mı?” isimli sergisi ile izleyiciye tutarlı ilerleyen çizgisi ile sorular soruyor.

1955 doğumlu sanatçının içindeki yetenek genç yaşlarında ortaya çıkıyor. Bir fotoğraf sanatçısı ile evliliği, grafik tasarım ajanslarında çalışma hayatının ardından aynı apartmanda yaşadığı sanatçı Yusuf Taktak’ın atölyesi ile yolları kesiştiği an başlıyor dönüşümü. 1994 yılında ilk kişisel sergi ardından 20 kişisel sergi kurguluyor 100’e yakın karma sergide yer alıyor. “Dengeler, Sadeleşmeler, Arka Oda, De-şif-re” gibi Kişisel sergi isimlerine baktığımız zaman sanatçının kişisel hikayesi ve sanat medyumuna müdahalesi hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz.



Onun sergilerini en özel yapan durumlarda biri de her sergisi için bir kostüm tasarlaması. Çalıştığı kavramlar, atölye süreci ile o kadar bütünleşen bir sanatçı ki; sergilerinin açılışında giydiği kostümlerin malzemesi genellikle eskiz parçaları, malzeme atıkları, belleğini harekete geçiren objeler,imgeler olabiliyor.


Üzerine çalıştığı konuları soyut bir şekilde aktaran Sabahat Çıkıntaş'ın geometri ilişkisi için sanat eleştirmeni Lütfiye Bozdağ şunları söylüyor;" Kare, Sabahat’ın sanat üretimlerinde en temel, en vazgeçilmez biçim olarak karşımıza çıkıyor. Resimlerinin en temel arketipi olan kare, Pisagor’a göre “ateş-hava-su-toprak” gibi evrenin en temel dört elementinin simgesi. Evrenin enerjisine inanan Sabahat için Pisagor’un elementleri evrenin en temel elementleri olması bakımından önemli. Bu nedenle kare, O’nun resimlerinde nesnelerin hem zihinsel olarak hem de görünür dünyada bir imge olarak varlığını sürdürebildiğinin bir kanıtı gibi. Kare üzerinden yaptığı biçimsel soyutlamalar sanatçının öznelci ve ifadeci bir tavırla gerçekleştirdiği kompozisyonlarında resim yüzeyini bölen, parçalayan, bazen de tümleyen çerçeveler olarak, onun kozmos içinde evrenselliği aradığı neoplastisizm olarak ortaya çıkıyor. Kare, nesneler dünyasının sembolik durumlarını temsil ediyor." (Mine Sanat, De-şif-re Sergi metninden) 


Atölyesini sık ziyaret eden ve geçmiş çalışmalarına sanatçının doğrudan anlatımı ile hakim olan biri olarak söyleyebilirim ki; onun yıllar geçtikçe soyut resimdeki değişiminin izleyiciyi etkilememesi mümkün değil.  Kavramsal çalışmaları her ne kadar kendi hayatından büyük izler taşıyan anların soyut aktarımı olsa da eserlerini ilk defa gören bir izleyici için oldukça fazla referansı var. İzleyici her üst üste binen ve çoğu zaman şeffaf olmayan katman için farklı yorumlarda bulunabilir. Soyut çalışmalarına bakan kişileri yönlendiren en büyük kılavuz ise her sergisinde seri ve konsept üzerine çalışan sanatçının sergi metni, sergi ismi olacaktır.  




Çalışmalarını üretmek için kullandığı kağıt bantlar bir sonraki sergisinde malzeme olarak kağıt bantların çalışmayı oluşturduğu işler olarak karşımıza çıkıyor. Her keşfi, malzemeyi dönüştüren sanatçının yeni sergisinde tekrar "değişim" teması çevresinde üretimi tesadüf değil. 

Ağustos ayında Bodrum Yalıkavak Mine Sanat Galerisi'nde yeni sergisinde izleyiciye "Değişen Sadece Doğa Mı?" diye soruyor Sabahat Çıkıntaş. Son sergisinden bugüne yaşadığı değişimlerin çalışmalarına olan katkısından bahsediyor. Şehir merkezinde, beton yapılaşmanın içerisinde yaşayan sanatçı yeni taşındığı evin arka bahçesinde doğa ile yeniden karşılaşınca çok eski zamanlara dönüyor ve dönüşümü,değişimi bu defa tüm tüm tüketimimizin direk etkilediği doğa ile iletişim kuruyor. Bu çalışmalarını kurgularken eski dergi atıklarından faydalanıyor. Reklamlar ile sayfalar boyu insanı sürekli tüketime yönlendiren bu dergi sayfaları Çıkıntaş'ın farklı kolaj tekniği ile yaprakların üstünü örtmeye çalıştığı zararlı kalabalık gibi algılanıyor. Soyutlanan doğa ve onun onarıcı,yenileyici, yok edici gücü, tüketimin kutsal kitabı olarak sınıflandırabileceğimiz dergilerin reklam dolu sayfaları ile birleşince ortaya katmanlar arası bir çatışma çıkıyor. Bu çatışmayı deneyimleyen sanatçının taraf olarak doğayı tuttuğunu algılıyoruz soyutladığı geometrik şekillerin birleşiminde.  Karmaşık duran en son katmanda daha homojen olarak soyutlanırken, soyut olanın yıkımı ile karmaşanın oluşumundan bahsetmek mümkün yeni serisindeki çalışmalar için. 





"Ben her zaman değişmek ve yenilenmek üzere yaşamımda var olamaya çalışıyorum..sanatla tanıştığımda anladım ki, değişimin en başını tutan SANATMIŞ.. Bu nedenle değişim benim için büyük önem taşır. Son yaptığım sergi projelerimde bu temayı sürekli vurgulamak istiyorum...Her değişim en küçük parçacıklara kadar parça ve bütün ilişkisinde var olmaz mı? Bu sergimde işlerin bu kavramla üretildiğini net söyleyebilirim. Bu da benim enerjimle evreni algılayışım ve değişim kavramına işaret etmek ve önemini vurgulamamın yolu.! Evet, sanatçının işaret etmek istediğini SANAT yoluyla anlatımı.!!" diyor son sergisindeki değişim sürecini özetlerken. 




Bu sergisi için yine bir kostüm tasarlayan sanatçı kostümü eski bir paraşüt kullanarak oluşturmuş. Kendisindeki özgür olma halini, ipek gibi hafif bir malzemeden ve sağlam oluşunun kendisindeki doğal,hassas ve özgür olma halini yansıttığını söylüyor. Kişisel hikayesine yolculuk eden karanfil şeklindeki kırmızı buzdolabı süsü ise kendisini bu doğa sürecine yönlendiren bir taklit elemanı. 
Sergide aynı zamanda 252 parçalık bir imge arşivi ve masklar kullanacak olan sanatçı yine malzeme kullanımı olarak geri dönüşümü vurguluyor. 


Bu yazı Artisans Dergi Temmuz-Ağustos 2017 Sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır.



7 Eylül 2017

Serdar Başbuğ ile Kostüm Tasarımı Üzerine

1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekor ve Kostüm Tasarımı bölümünden mezun olur olmaz önemli projelerde çalışan ve şimdi sadece tiyatroya değil, film ve dizilerdeki tasarımları ile adını sık duyduğumuz bir tasarımcı Serdar Başbuğ. 8 sene boyunca çalıştığı Mersin Devlet Opera ve Bale yılları ardından çeşitli şehirlerde dekor ve kostüm tasarımlarına imza atan Serdar Başbuğ son zamanlarda en çok "Muhteşem Yüzyıl" dizisi için tasarladığı kostümler ile dikkat çekti.  



Kostüm ve dekor tasarımı bir çok disiplinin iç içe çalıştığı, deneyimler ile dolu bir bölüm. İlk projeniz ne idi? 

1992 senesinde Mersin Opera'sının açılışı için özel bestelenmiş Dünya Premieri yapmış  Necati Cumalı'nın "Boş Beşik" adlı eserinin  balesiydi. Toroslar'da geçen, Mersin'i, Yörükleri, Oba kültürünü işleyen, Türk müzikleri ile süslenmiş, folklorik adımların klasik bale ile harmanlandığı bir eserdi. Mersin halkına bir hediyeydi, sadece Mersin'e değil Türkiye'ye hediyeydi. Mersin'in ilk yerleşik opera binası ile dünya literatürüne girmiş bir eserdi. Hem dekorunu hem kostümünü tasarlamıştım. 

İlk günden bugüne neler değişti kişisel ve sektör olarak değişti? 

En basiti şu anda Atatürk Kültür Merkezi'nde değiliz. Yıllar önce burası restore edilecek diye buradan ayrıldık,Üsküdar'da tütün fabrikası çalışma alanına çevrildi. Bale ve operanın terzihanelerin ve birimlerin kullandığı bir alan oldu. Gösteriler Süreyya Operası'nda gerçekleşiyor. Dekor atölyeleri Küçük Yalı'da.  Yaklaşık 8-9 senedir bu şekilde taşıma su ile dönüyor durum. Sahnelenecek eserlerin sahneleneceği alan son derece yetersiz. Atölyelerin bir arada olmaması sektörü çok zorlayan bir durum. Bireysel olarak yapmak istediğim şeylere de yansıdı bu durum. Birimlerin bu kadar birbirinden ayrı olması, provaların başka semtte olma hali, İstanbul trafiğini de düşününce işleyiş oldukça zorlaştı. Küçük sahnenin koltuk sayısı, seyirci kaybı vb durumlar her şeyi etkiliyor. AKM 'de işleyiş bu kadar zor değildi en azından. 

Kostüm tasarımını sınırlandıran etkenler neler? 

Bazı zamanlarda tüm bu saydıklarım bile etken olabilir. Süre, zaman sıkıntısı önemli bir durum tasarımcının vazgeçmek istediği şeyler adına. Bütçe vb etkenlerde olunca tasarımcı hayal ettiği şeylerden vazgeçebiliyor. İstediğiniz malzemeleri alırken sınırlı hareket etmek gerekebiliyor. Sene içinde planlanmış prodüksiyon sayısına ayrılan bütçeler tutmayabiliyor. 

Bütçeler dengeli mi sence? Kostüm ve dekor bir prodüksiyonun oyuncu kadar önemli bir parçası!

Opera ve balede böyle bir durum söz konusu değil. Ama dizi, film sektöründe durum başka. Opera ve balede sahnede tecrübe ile iyi sonuç alınan düşük bütçeli malzeme kullanımı olabilir. Düşük bütçe ile çok yüksek bir görsel alınabiliniyor sahnede ama dizide öyle değil. Kullanılan malzeme ne kadar kaliteli ve orijinaline yakınsa ekranda da o kadar iyi duruyor. Sinema'da bunu daha yükseğe çıkarmak lazım kocaman bir perdede görüyor seyirci detayları. Özellikle dönem kostümlerinde atmosferin içinde gerçekçi durması çok önemli. 

Başka nelere dikkat ediyorsunuz projelerde? 

Örneğin film ve dizilerde şu an dünyada bile kostüm tasarımı bir belgesel niteliğinde hazırlanmıyor. Özellikle tarihi konu alan projeler seyirciyi sıkmadan ekrana kitlemek için daha günümüz moda, günümüz inanını çağrıştıracak tipler. Oyuncu saç tasarımı bile artık döneminde olduğu gibi değil. Örneğin bir Pers prensi izlerken o adamı kostümü ile oradan çekip alalım rock konseri ortasına koyalım, rock şarkı da söyleyebilir o kostümle. Bilgisayar oyunu karakteri tasarımda dahi bu global algıya yönelik işleyiş var. Küçük bir çocuk bir kralın, prensin, kahramanın nasıl kodlandığını biliyor. İyi adam, kötü adam, kötünün rengi nedir? Yaşlının rengi ne olmalı? Orta sınıf ve iktidar rengi nedir gibi kodlar var.  Ama bazı gerçeklerden de kaçmamak lazım. Örneğin nasıl mor Bizans'ta aristokrasi rengi ise, nasıl sadece o renk tek bir tezgahtan tek bir aile için çıkıyor ise belli renkleri belirli sınıflara göre kodluyoruz.



Muhteşem Yüzyıl bir dönüm noktası oldu mu dizi sektörü için? 

Oldu. Öncesinde de yapılan tarihi işler vardı, kendi dönem şartlarında yapılmış işlerdi. O dönemi eleştirmiyorum bile çünkü kendi dönemlerinde yapılmış iyi işlerdi bence. Kostüm tasarımına ait kitap bile bulunmayan tek kanallı dönem için çok büyük işlerdi. Ama günümüzde etkileşim ağı çok kuvvetli bu yüzden günümüz prodüksiyonlarını daha acımasız eleştirebiliyorum. Muhteşem Yüzyıl çok uzun süredir dönem işi yapılmayan bir anda ortaya çıktı. Kendi içinde bir moda yarattı o dizi bir çok ülkede. Sünnet çocuğu kıyafetlerine bile yansıdı bu durum. İnsanlar daha Osmanlı temalı aksessuarlara yöneldi, dekorasyona yöneldi. Tarihi binalara, müzelere giden insan sayısı bile arttı. İnsanlar kitaptan okumak yerine izleyerek hissettiler kurguyu ve olanları.  Muhteşem Yüzyıl öncesinde kostüm tasarımcısını tanıyan yoktu diyebiliriz. Diğer projelere şu şekilde örnek teşkil etti bu ülkede bu bölümden mezun bu işi yapacak insanlar var. Yıllarca hep batılı işlere özendik ama doğru ekiple yapılabileceğini görmüş olduk. 

Kaç disiplin ile çalışıyorsunuz atölye boyunca? 

Genel olarak çoğu disipline hakim olmak lazım. Proje verildiğinde önce büyük bir arşiv taraması yapıyoruz, karakterlere göre dosyalar hazırlıyoruz ve ardından terzihane, başlık atölyesi, ayakkabı, takılar, aksesuarlar, askeri ve savaş gibi bir durum varsa metal atölyeleri giriyor işin içine. Özellikle kösele ve demir işçiliği yaptıra bileceğimiz usta sayımız çok az. Bütçeler çok yüksek. Zaman az. En zorlandığımız yer zırhlı kostümler aslında.  

Prodüksiyon diğer disiplinlerinin tasarıma müdahalesi ne oranda? 

Bu süreç masa başında başlıyor. Bu süreç aşılınca özellikle yönetmen ile ortak bir noktada buluşuluyor ama asıl hikaye tüm üretim sürecine başlamadan önceki karar aşaması. Hepimiz ortak noktada buluşuyoruz.



Kişisel olarak hangi dönem kostümlerini seviyorsunuz? 

Aslında bu sorunun cevabı yok bende. O kadar çok dönem çalıştım ki opera, bale,film ve dizi için belirli bir dönem söyleyemem. Bizim yaptığımız iş arkeoloji gibi, keşif ve çalışma dolu. Bu yüzden her projenin araştırma sürecini seviyorum.  

Kukla ve bebek koleksiyonunuz ne zaman oluştu? Kaç parça var? 

Üniversiteden bu yana kuklalar yapıyorum. Folklorik bebekleri çok seviyorum. Ardından farklı ülkelerden farklı kukla ve bebekler eklendi koleksiyona. Şimdi 1800 sonlarından günümüze 200'den fazla bebek var koleksiyonumda. 


Bu röportaj Artisans Dergi Temmuz-Ağustos 2017 sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 


5 Eylül 2017

GEÇMİŞ GÜNÜMÜZLE BULUŞUYOR

“GEÇMİŞ GÜNÜMÜZLE BULUŞUYOR” SERGİSİ 7 EYLÜL - 13 EKİM TARİHLERİ ARASINDA ANNA LAUDEL CONTEMPORARY’DE.

Patrick Hough, An Archaeology of Cinema, 2013 Giclee print on Hanemulhe paper 120x84cm



Huma Kabakcı ​ve Mine Küçük ​küratörlüğünde gerçekleşecek “Geçmiş Günümüzle Buluşuyor​” ​isimli karma sergi, ilhamını tarihten alan, farklı malzemeler ve tekniklerle iş üreten, yerli ve yabancı 16 sanatçının eserlerinden oluşan bir seçki sunuyor. Geçmişi, bugünü ve birbirleriyle olan ilişkiyi güncel sanat eserleri üzerinden tanımlayan sergi, günlük hayatlarımızda tanık olduğumuz olayları ve nesneleri yeniden yorumlarken, aynı zamanda tarihin günümüzdeki yaşamlarımızı şekillendirdiği gerçeğinden yola çıkıyor.

7 Eylül Perşembe günü açılışı gerçekleşecek sergide Sami Aslan​, Burçak Bingöl​, Hera Büyüktaşçıyan​, Ahmet Civelek​, Onur Hastürk​, Patrick Hough​, Bilal Hakan Karakaya​, Seçil Kınay​, Hasan Kıran​, Maude Maris, Ardan Özmenoğlu​, Murat Palta​, Shahpour Pouyan, Gazi Sansoy​, Elvan Tekcan​ ve Pınar Yolaçan​’ın işleri yer alıyor.

Geçmişte Osmanlı Posta Binası olarak hizmet veren ve bugün yerli ve yabancı sanatçıları bir araya getiren Anna Laudel Contemporary’nin yer aldığı binanın tarihinin sergi konsepti ve sergide yer alan sanatçılarla güzel bir uyum yakaladığını belirten küratörler, bir araya getirdikleri seçkide, sanatçıların geçmişteki kazı, keşif ve araştırmalardan esinlenerek çıktıkları zaman yolculuğuna izleyici de davet ediyor.

Sergiye aynı zamanda TORK Dance Art ​ekibinin “Gövde-Geçmişe Akan Şimdi”​ isimli performans enstalasyonu ve ayrıca küratöryal tur ve sanatçı konuşmalarının yer aldığı, 15. İstanbul Bienali’ne paralel düzenlenen etkinlik programı eşlik edecek. “Geçmiş Günümüzle Buluşuyor”​ 7 Eylül-13 Ekim 2017 ​tarihleri arasında Anna Laudel Contemporary​’de görülebilir.

Paralel Etkinlik Programı 23 Eylül Cumartesi​ | 17.00-18.30: Küratöryal Tur 24 Eylül Pazar​ | 17.00-18.30: Sanatçı Konuşması 28 Eylül Perşembe​ | 18.30: TORK Dance Art “Gövde-Geçmişe Akan Şimdi” isimli performans enstalasyonu. Performans-Konsept-Koreografi: Sernaz Demirel ve Tan Temel Adres: ​Bankalar Caddesi 10 Karaköy, Beyoğlu 34421 İstanbul Web sitesi:​ annalaudel.gallery Facebook:​ ​www.facebook.com/annalaudel.gallery Instagram:​ ​www.instagram.com/annalaudel.gallery Twitter:​ ​twitter.com/laudelgallery

23 Ağustos 2017

PERFORMISTANBUL ARTIK YOUTUBE’DA

PERFORMISTANBUL ARTIK YOUTUBE’DA VE İLK CANLI KAMERA PERFORMANSI 24 AĞUSTOS’TA YAYINDA. 



Performans sanatçılarını bir araya getiren ve projelerle buluşturan Performistanbul artık YouTube’dan da takip edilebilecek. Sanatseverler YouTube kanalından Performistanbul sanatçılarının gerçekleştirdiği performansların videolarına, performans belgesellerine, röportajlara ulaşabilecekler ve aynı zamanda, sadece YouTube’dan yayınlanacak canlı kamera performanslarını izleyebilecekler. Kurulduğu ilk günden beri performans sanatını daha fazla izleyiciyle buluşturmayı amaçlayan Performistanbul, YouTube kanalıyla farklı kitlelere ulaşmaya devam edecek. Yeni canlı kamera performansları, geçmiş performanslar ve farklı içerikleri deneyimlemek için Performistanbul YouTube kanalını takipte kalın. 

Selin Kocagöncü’den canlı kamera performansı: “Gülümse” Performistanbul YouTube kanalından yayınlanacak ilk canlı kamera performansı “Gülümse”, performans sanatçısı Selin Kocagöncü tarafından 24 Ağustos Perşembe günü saat 19.00-20.00 arasında gerçekleştirilecek. Fotoğraf için poz vermekte hep zorlanmış olan sanatçı, bu performansında, hayatının geri kalanı boyunca kullanacağı samimi bir gülümseme geliştirmeyi amaçlıyor. 

Poz vermenin zorluğunun temelinde yatan feminist örtüşmezlikler ve hakikilik sorunlarını aşmaya odaklanan performansta Kocagöncü, yarattığı imgeyi gözlemlemek yerine o anki öznel deneyimine odaklanarak pozunu değerlendiriyor. “Gülümse”, bu bir saatlik hareketli imge aracılığıyla, kişi ile fotografik imgesi arasında oluşan ilişkiyi seyirciye sunuyor.

 Performistanbul | Canlı kamera performansı Sanatçı: Selin Kocagöncü 
Canlı kamera performans: “Gülümse” 2017 
Tarih: 24 Ağustos 2017, 19.00-20.00 
Yer: Performistanbul Youtube kanalı

22 Ağustos 2017

ARTER - Kaf Dağı'Nın Ardında


CANAN
KAF DAĞI’NIN ARDINDA
12 Eylül – 24 Aralık 2017
Küratör: Nazlı Gürlek





Arter’de 12 Eylül – 24 Aralık 2017 tarihleri arasında CANAN’ın “Kaf Dağı’nın Ardında” başlıklı sergisi yer alıyor. Arter’in tüm katlarına yayılan ve sanatçının pratiğine kapsamlı bir bakış niteliğini taşıyan “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisinin küratörlüğünü Nazlı Gürlek üstleniyor. “Kaf Dağı’nın Ardında”, CANAN’ın bu sergi için ürettiği yeni yapıtlarla bazıları daha önce hiç sergilenmemiş erken dönem eserlerini bir araya getiriyor.

Sergi, başlığını Arap ve Fars kozmolojisinin efsanevi Kaf Dağı’ndan alıyor ve heykel, fotoğraf, baskı, nakış, video, yerleştirme ve minyatür gibi çeşitli mecralarda üretilmiş eserlere yer veriyor. Sanatçının pratiğini Cennet, Araf ve Cehennem kavramlarıyla okumayı öneren “Kaf Dağı’nın Ardında” sergisinde, CANAN’ın ışık/gölge, iyi/kötü, içsel/dışsal, gerçeklik/hayal, aydınlık/karanlık gibi ikiliklere dayanan ve insan ruhunun bastırılmış yönlerini, cinleri, gerçeküstü yaratıkları ve arketiplere dayanan figürleri ele alan yeni üretimleri üç kata yayılıyor. Çok boyutlu, çok bedenli, mistik, sembolik, şaşırtıcı ve oldukça cazibeli bir evren yaratmayı hedefleyen sergide, sanatçının kişisel olanın politik olduğu düşüncesinden hareketle kendi bedenini kullandığı yapıtları da yer alıyor.

“Kaf Dağı’nın Ardında”nın giriş katında izleyiciyi karşılayan “Kibele” (2000) adlı fotoğraf, ana tanrıçayı sanatçının kendi bedeniyle temsil eden ve ilk kez sergilenen bir otoportre. Sanatçının yine kendi yüzünü kullanarak resmettiği minyatürlerden “Şahmaran” (2010) ve tüm cinlerin anası “Şehretün’nar” (2011), Cennet, Araf ve Cehennem olarak kurgulanan üç sergi katındaki farklı bilinç halleri arasında izleyiciyi yönlendiriyorlar.

Sergide çokça yer alan mekânsal yerleştirmelerin ilki, İstiklal Caddesi seviyesindeki katta yer alan ve bu sergi için mekâna özel olarak üretilmiş olan “Hayvanlar Alemi” (2017). Parlak renkli ve payetli kumaşlarla kaplı ejderha, yılan, Anka kuşu gibi ancak masallarda varolabilecek türden hayvan ve yaratıkların bir araya gelerek oluşturduğu bu masal alemi, Arter’in cam bir vitrinle sokağa açılan kısmına yerleşirken, hem dışarıdan hem de binanın içinden izlenebiliyor.

Cennet başlığı altında aynı kata yerleştirilen bir diğer yeni yapıt, “Ayışığında Yıkanan Kadınlar” (2017) adlı video. Burgazada’da dolunaylı bir gecede çekilmiş olan bu videoda, bir grup genç kadın yazlık elbiseler içinde, başlarında çiçeklerle adanın tepesinde önce dolunaya doğru kurtlar gibi uluyorlar. Neşeli kahkahalar eşliğinde deniz kenarına yaptıkları yürüyüşten sonra, denizin içinde son bulan bu gizemli ritüel, uzaktaki şehir manzarasıyla karşıtlık oluşturuyor.




Tülden bir silindir şeklinde tavandan yere doğru uzanan ve kendi ekseni etrafında yavaşça dönen “Cennet” (2017) adlı başka bir yeni iş, ışık-gölge oyunu aracılığıyla görünen ve görünmeyenler, gerçek ve kurgusal dünyalar arasında bağlar kuruyor. Yerleştirmede kadın, erkek ve çift cinsiyetli figürler, gökkuşağının yedi rengi ve masalsı yaratıklar eşliğinde dönerlerken, çıplak bedenlerinin gölgeleri de duvarlarda geziniyor. Duvardaki gölgeler, eril ve dişil özellikleriyle birbirlerine karışırken, onlara yaklaştıkça bizim gölgelerimizle de karışmaya başlıyorlar. “Araf” (2017) ise alt kattaki kurgunun aynısını bu kez Araf teması üzerinden yorumluyor. Gri tonlarının hâkim olduğu tül yerleştirmede, melekler ve kuşlar eşliğinde karanlıklardan dışarı doğru süzülen bir karakterin hikâyesiyle karşılaşıyoruz. Sergi, ikinci katın tamamına yayılan “Garaib’ül mevcudat” (2017) yerleştirmesiyle son buluyor. Bu katta, insan figürleri tamamen kayboluyor ve sahneyi cinler kaplıyor. Tüller üzerine floresan boyalarla çizilmiş cinlerin tamamının karartılmış olan mekâna yayıldığı bu cehennem bizi korkularımızla yüzleşmeye, cin dediklerimizle bir arada olmaya davet ediyor.

Sergiye eşlik eden kitapta, Nazlı Gürlek’in küratoryal sunuş metniyle birlikte Kathy Battista, Tuğba Taş ve Derya Yücel’in sanatçının işlerine farklı perspektiflerden yaklaştıkları, bu kitap için sipariş edilmiş yazıları yer alıyor.


CANAN’ın “Kaf Dağı’nın Ardında” başlıklı sergisi süresince düzenli aralıklarla rehberli sergi turları düzenlenecek. İzleyiciler aynı zamanda ücretsiz sesli rehberleri kullanarak CANAN’ın yapıtları hakkında ayrıntılı bilgi edinme imkânı bulacaklar.

Arter - Basın Bülteni

22 Temmuz 2017

Giyilebilir Sanat Üzerine

Artisans Dergi - Giyilebilir Sanat ve MÜÜ 


giyilebilir sanat



Tanımı oldukça geniş  bir alana yayılan giyilebilir sanat;  moda,sanat ve zanaat birleşiminin sanatsal kaygı ile ortaya çıkardığı ürünleri kapsayan sanatsal bir akımdır. 

Moda tanımından uzak olan giyilebilir sanat kimi zaman heykel formları gibi karşımıza çıkabileceği gibi kimi zaman sadece çeşitli malzemelerin örgü ve dikim, birleşim teknikleri ile karşımıza çıkabilir. Üretiminde canlı bedenini referans alan örnekler 1930'lu yıllarda en çok takı olarak karşımıza çıksa da avant-garde sanatçıların tuval yerine farklı malzemeler kullanıma yönelmeleri ile kıyafet olarak karşımıza bir çok örnek çıkarıyor. Varvara Stepanova ,Giacomo Balla,Ferdinand Leger gibi sanatçılar çizimlerini yansıtan giyilebilir parçaları üzerine oldukça kafa yormuş sanatçılardan sadece bazıları. Çeşitli sanatçılarla evrilen bu akım 1983 yılında New York American Craft Museum'da ilk defa "Art to Wear: New Handmade Clothing" isimli sergi ile sadece giyilebilir parçalar üzerine satışa sunuluyor. Yine o yıllarda New York'ta Julie Dale giyilebilir sanat adı altında "Artisans Gallery" açarak tekstil ürünü ve takılardan oluşan parçalara yer veriyor. Günümüzde ise olağan üstü şovları ile bir çok modacının defile kurgularını sanattan ayırmamız neredeyse olanaksız. Moda ve sanatın işbirliği kaçınılmaz. 





Sanat sürekli yeni olanın arayışı içerisinde ve neredeyse tüm disiplinler ile işbirliğinden heyecan verici yenilikçi ürünler çıkarabilen bir ateşleyici. Son 10 yılda  önde gelen moda markaları belirli dönemlerde Dünya'ca ünlü sanatçılar ve tasarımcılar ile işbirliği yaparak ortaya oldukça ilgi çeken ürünler çıkarıyor. Yeni koleksiyonlarını sanatçılar ile olan işbirlikleri ile tanıtarak disiplinler arası desteği ve yaratıcı ruhu ortaya çıkarıyorlar. 







Günümüzde vintage, ikonik tasarımlar oldukça talep görüyor. Fazla sayıda üretilen ürünlere doğru şekilde korunabilmişler ise kolayca ulaşılıyor . İş sanatsal boyutu daha ağır olan ve tek parçalara geldiğinde ise durum değişiyor. Bir sanatçının ürettiği tek ya da edisyonlu ürünler o sanatçının gelişimi ve kazandığı değere eş oranla değerleniyor. 1930- 1960 arası daha çok takı olarak karşımıza çıkan giyilebilir sanat akımı günümüzde bir çok sanatçıya ilham veriyor. Bu sanatçılardan bir tanesi çalışmalarını çoğunlukla tekstil ürünleri kullanarak üreten Merve Üstünalp. 







Merve Üstünalp'i daha çok kadın, eğitim, toplumsal bellek, var olma gibi konuları dert edinen ve bu temasını işlerken el emeğinden faydalanan bir sanatçı olarak tanıyoruz. Tuval yerine daha havada asılı duran,uçuşan bezlere çeşitli teknikler ile boyamaları ardından, katman katman kumaş işlemeleri ve ayırt edici dikiş izleri onun üretiminde teknik olarak öne çıkan detaylar. Her serisini belirli bir tema üzerinden üreten Merve Üstünalp'in giyilebilir sanat çalışmalarına baktığımız zaman aslında konu ve teknik olarak kişisel sanat üretiminden çok uzaklaşmadığını görüyoruz. 











"Sanatsal bakış her yerde olmalı, giydiklerimiz karakterimizi,beğenilerimizi yansıtmalı" düşüncesi ile yola çıkıyor Merve Üstünalp ve "Giyilebilir Sanat" sloganıyla 2015 yılında MÜÜ markasının ilk temellerini atıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü mezunu olan sanatçı, tasarımlarının konularına Japon Shunga sanatı, kült kitap karakterleri,mitolojik hikayeler ile başlayıp,daha sonra ilgi alanına farklı konuları dahil etti. Kullanıcılarına kendini farklı hissettiren MÜÜ tasarımlarının özelliği; tamamı el yapımı ve sadece tek adet olmasıdır." diyor Merve üstünalp. 









Giyilebilir sanat yaklaşımını edisyonlara benzetmek ulaşılabilirliği açısından mümkün. Her ne kadar sanatçı her ürününü yeni bir konu üzerine oluştursa da kimono, sweatshirt, tshirt üzerindeki kurguyu, diğer  çalışmalarından çok fazla ayrışmadığını hissediyoruz ve kim bilir belki bir gün ulaşılabilir fiyatlar ile sahip olduğumuz bu sweatshirt, tshirt ve giyilebilir diğer sanatsal ürünler oldukça değerli olacak! 




Konu ilgi çekici geldi ise Wearable Art - Giyilebilir Sanat üzerine bu kitaplara ve 2011-2012 yılları arasında Canterburry Müzesinde gerçekleşmiş kapsamlı giyilebilir sanat sergisine göz atabilirsiniz! 





Artisans Dergi'nin 4. sayısında yayınlanmıştır. 


Copyright © 2015