23 Kasım 2017

Altıdan Sonra Tiyatro

Altıdan Sonra Tiyatro’dan BARIŞ
Güray Dinçol’un rejisiyle
23 Kasım’da prömiyer yapıyor!



Aristophanes’in 421 yılında yazdığı oyun, Volkan Çıkıntıoğlu’nun uyarlaması ve Güray Dinçol’un rejisiyle sahneye taşınıyor. Kostüm tasarımını Sinem Öcalır’ın, ışık tasarımını İsmail Sağır’ın yaptığı oyun Altıdan Sonra Tiyatro’nun genç ekibi tarafından sahneleniyor. 

Yazılışından 1596 yıl sonra hem de yazıldığı coğrafyaya çok da uzak olmayan İstanbul’da, oyun yepyeni bir yazımla yeniden soluk alıyor. Tiyatro tarihinin yapı taşlarından bir komedya bugünün aklı, melankolisi, mizahı ve elbette sahneleme biçimiyle yeniden üretildi. Oyun; tragedya ve komedya arasındaki ince sınırda, clown, grotesk ve absürt biçimlerin bir araya geldiği kendine has bir komedi diline sahip.

Aristophanes’in Barış oyununun olay örgüsüne sadık kalınırken, bugün onun anlattığı hikayenin neye dönüşebileceğinin izi sürüldü ve oyun yepyeni bir yazımla sahneye taşındı.

23, 24, ve 25 Kasım 20:30
1, 2, 19 ve 20 Aralık 20:30
bilet.kumbaraci50.com

Yazan: Aristophanes
Uyarlayan: Volkan Çıkıntıoğlu
Yöneten: Güray Dinçol
Dramaturji: Barış Ekibi
Yönetmen Yardımcısı: Volkan Çıkıntıoğlu
Dekor Tasarımı: Barış Ekibi
Kostüm Tasarımı: Sinem Öcalır
Işık Tasarımı: İsmail Sağır
Makyaj Tasarımı: Ülkü Şahin
Müzik Direktörü: Burçak Çöllü
Afiş Tasarımı: Önder Sakıp Dündar
Fotoğraflar: Yücel Kurşun

Oynayanlar:
Ceyda Akel, Çiğdem Aygün, Damla Aydın, Dilan Parlak, Ladin Avşar, Meriç Rakalar, Mert Denizmen, Tolga Bayraklı

Proje Asistanları: Cansu Arslan, Hazal Şahin, Rabia Saki
Teknik Ekip: Güray Doğru, Mücahit Şahin

Teşekkür...

Candan Seda Balaban, Verda Habif, Pınar Akkuzu, Ayşe Selen, Ediz Saran, Nazım Sarıkaya, Elif Tutka Denizmen, Yiğit Sertdemir

22 Kasım 2017

SANAT DÜNYASINDA BİR YENİLİK DAHA

SANAT DÜNYASINDA BİR YENİLİK DAHA: 
MİNE SANAT GALERİSİ ORGANİZASYONU VE YÖNETİMİYLE “ANTONİNA SANAT GALERİSİ” AÇILIYOR!


İstanbul'un sanat hayatında 30 yıl sayısız izler bırakmış Mine Sanat Galerisi ve kültür turizminde 20 yıldır birbirinden farklı projelere imza atmış Antonina Turizm, daha önce denenmemiş ve farklı bir projeye imza atıyorlar: bir ofis Sanat Galerisi’ne dönüşüyor!

1985 yılında Kadıköy Altıyol’da kurulan Mine Sanat Galerisi ve 1997 yılında kurulan Antonina Turizm’in, sanat ve kültür turizminde öncü iki kurumun bir araya gelmesiyle oluşan bu sinerji, sanat dünyasına yeni bir pencere açmayı hedefliyor.

Bir ofisin bir çağdaş sanat galerisine dönüştürülmesi ve bir sanat durağı haline gelmesi İstanbul'daki sanat dünyası için de bir yenilik olacağı kanaatindeyiz. İstanbullu sanatseverlerin yeni sanat duraklarından biri olacak bu mekanda sergilerin yanı sıra, seminerler, özel konuşmalar, workshoplarda kültür ve sanatseverler ile buluşuyor olacağız. 
Sanatseverleri yaşayan bir mekanla buluşturacak olan "Antonina Sanat Galerisi"nin ilk sergisi, Mine Sanat Galerisi organizatörlüğünde Türk Çağdaş Sanatı’nın usta isimlerini bir araya getirecek. 

"Birlik" adını verdiğimiz sergide; Halil Akdeniz, Gülçin Aksoy, Koray Ariş, Tomur Atagök, Bedri Baykam, Bahri Genç, Genco Gülan, Bubi, Serhat Kiraz, Nur Koçak, Neslihan Pala ve Yusuf Taktak’ın çalışmaları yer alacak.
Türk Çağdaş Sanatı’nın usta isimlerinin yer aldığı “Birlik” sergisinin ve "Antonina Sanat Galerisi"nin açılış kokteyli 5 Aralık 2017, Salı Günü, Saat 18:00’de, "Antonina Sanat Galerisi”nde yapılacaktır. Sergi 5 Ocak tarihine kadar ziyaret edilebilir. Tüm sanatseverler davetlidir.



5 Aralık 2017 – 5 Ocak 2018, Antonina Sanat Galerisi
Ergenekon Mah., Halaskargazi Cad. 9/1, Kenter Tiyatrosu Üstü, Askeri Müze Karşısı, 34360, Harbiye/Şişli/İstanbul

17 Kasım 2017

Sanat Eleştirisi ve Sanat Yazımı Üzerine İç Döküş



Son günlerde sosyal medya üzerinde çeşitli sanat eleştirmenleri, sanat yazarları ve kullanıcısı bilinmeyen bir Twitter hesabı olan "sanatberbat"  gibi isimler sanat yazımı üzerine tartışıyorlar. Son 3 yıldır çeşitli dergilerde sanat yazıları yazan ve sergi yorumlayan biri olarak bir kaç şey söylemek istedim piyasa ile alakalı.

Sanat yazıları internet paylaşımlarında en az tıklanma alan yazılar. Zaten ilgi duyan kitlenin sayısı oldukça az. Blogger olarak bloguma arada sırada farklı içerikler yüklüyorum ki en azından moda, tasarım vb artistik konulara ilgi duyanlar tarafından da okuna bileyim. Diğer türlü 300 kişilik piyasada birbirini öven kısır döngü içerisinde yaşamaya devam edeceğiz. Neyse ki piyasa biraz hareketlendi.

Fitili ilk ateşleyen Genco Gülan ve Meltem Tüzün'ün "sanatçı-eleştirmen" atışması olarak kurgulanan videoları oldu. Genco Gülan'ın bir sergisini gezmeden yazan eleştiren Meltem Tüzün'e "Neden sergiyi gezmeden yazdın?" sorusu yöneldi ve ilk defa böyle bir durum yaşadığını belirten Tüzün haksız olduğunu kabullendi. Bu çok önemli bir nokta. Sanat ve sanat tarihi eğitimi almamış ve sanat sanat yazımı işine giren kişilerde bir çalışmayı tüm yönleri ile analiz etme sıkıntısı var. Buna her ne kadar Güzel sanatlar fakültesinden mezun olmuş ve çeşitli sanat tarihi dersleri almış olsam da bende dahilim.

Sanat bölümden mezun olmamış eleştirmen- yazar arkadaşlarım daha çok kavrama, kavramın diğer sosyolojik ve siyasi etkilerine değinmek ile yetiniyorlar. Oysa bir sergi galerinin hazırladığı metinden çok daha fazlasını sunar. Çalışmayı, üretildiği malzemeyi, malzeme seçimi ve kavram ilişkisinden bahsetmeden yazdıkları yazıları sadece kişisel bilgi ve yorumları ile bezenmiş kompozisyonlar olarak okuyorum. Hayatında sulu boya kullanmamış boyanın akışını kontrol etmemiş ya da bu üretim sürecini izlememiş, farklı örnekler görmemiş birisi nasıl bir sulu boya çalışma hakkında eleştiri yazabilir? Özellikle sergi henüz gerçekleşmeden çeşitli yayınlara yetişmesi için yazılan yazıları oldukça anlamsız buluyorum. Sergideki bir işi, atmosferi, kokusunu, hareketi hissetmeden sadece bir görsel üzerinden o güne kadar okuduğu çeşitli felsefi,siyasi kitaplardan alıntılar ile örülmüş metinleri oldukça okunması zor ve yapay bulmakla birlikte galeriye girmeye utanan kitleyi galeriden ve sanattan daha da soğuttuğunu düşünüyorum. Çoğu zaman galeri camından içeri süzülen bir ışık bile çalışmanın izleyicideki anlamını değiştirebilir. Ya da çalışmanın sergilendiği mekanın cazibesi sergilenen işin gücünü arttırabilir, anlamını değiştirebilir. Bu farkı ancak eleştirmen denilen kişi sanat tarihi bilgisi ile aktarabilir. Sanat yazımı yapan kişiye ise deneyimlerini aktarmak düşer. 

Sergi yazılarında  ya da eleştirilerinde mutlaka yer alması gereken maddeler vardır. İşleri betimleme, yorumlama, yargıda bulunma ve varsayımlarda bulunma yazının omurgasını oluşturmak için olmazsa olmaz iken özellikle ziyaret edilmeden yazılmış yazılarda politik içerik ve alıntı dışında pek bir yazıya rastlamıyorum. Ben bir eleştirmen değilim, sanat yazarıyım. Sanatçı olarak var olduğum dünyayı desteklemek adına kurduğum blogumu daha ciddi bir boyuta taşımak için sanat yazımı eğitimimi sanat eleştirmeni An Panheuysen'den aldım ve öğrendiğim en önemli şey sanat yazımı ve eleştirisi arasındaki farkın kişisel hislere ve deneyimlere yer vermesi olduğu, nesnel ve öznel arasındaki fark. Belki yeterli bilgi birikimine erişir isem sanat eleştirmeni olabilirim ama sanat eleştirmeni denilen kişide mutlaka olması gereken bir çalışmayı dönemi ve öncesine göre yorumlama alt yapısı henüz bilgi birikimi olarak bende yok. Eleştirmen tek bir işin dönemini ve 50-100 yıl sonra o çalışmanın değerini ya da lüzumsuzluğunu öngörebilecek kişidir. Arşive ışık tutacak kişidir. Örneğin LGBTi temalı üretilmiş bir işi  20 yıl öncesi Tükiye, günümüz ile değerlendirmeliyiz ki; 20 yıl sonra eğer özgür olunabilirse zamanında ne şartlar altında sergilendiğinden bahsedebilmeliyiz. Eleştiri yazısı bize bunu kaynak olarak verebilmeli. Sanat  yazısı ise en fazla o çalışmanın anlık hissiyatından bahsede bilmeli.

Yazılarımda maalesef kurumlar, galeriler ile aramı iyi tutmak adına sert cümlelere yer vermemiş olabilirim ama zaten bugüne kadar hoşuma gitmemiş ya da bilgi birikimi olarak altından kalkamayacağımı düşündüğüm hiç bir sergiyi yazmadım. Blogumda sergi yazılarıma göz atabilirsiniz. Gezmeden hiç bir sergiyi yorumlamadım. Örnek olarak Canan sergisinde karanlık odaya girip çalışmaların neon halini, karanlık aydınlık zıtlığını hissetmeden nasıl o işi, atmosferi yorumlayabilirim? Bunu yapan yazarlar yok mu var. Hatta geçenlerde ses yerleştirmeleri ile dolu sergi yazıldı yazarı tarafından sergi gezilmeden, atmosfer hissedilmeden. 

Genç nesil sanat eleştirmeni arkadaşlar lütfen eleştiri işini sanat tarihi bölümlerinden mezun olmuş  arkadaşlara bırakalım, mezun olmamışsak bile Uzak Doğu'dan Amerika kıtasına tüm kültürlerde sanatın yayılımı veya bugüne kadar sanat tarihi nasıl yazılmışı araştırarak, hakim olarak bu işe girişelim. Eleştirmenlik işini bir çalışmanın döneminde ve 100 yıl sonrasında nereye varabileceğini ön görebilecek arkadaşlara bırakalım. Sanat yazımı kariyerimize sanat yazarı olarak ta devam edebiliriz! Eleştirmen sıfatı bize bir rütbe atlatmaz! İlla ki eleştirmenim diyorsak biraz daha cesur ve gelecekte sanatçının yazının yazıldığı dönemine ışık tutacak yazılar yazmamız gerekli diye düşünüyorum. Diğer türlü eleştirmenim deyip aynı işin 5 defa farklı tema altında sergilenmesinde her seferinde farklı yorumlar yazdığınıza şahit olmaktan yoruldum. 

Şu an piyasadaki yazılarda en sevmediğim şey anlamsız bağlamlar kurarak bir çok siyasi,felsefi düşünceden alıntılar ile sayfalar dolusu yazı yazıp sanatçı ve çalışmasına 2 paragraf ayıran yazılar. "Ben çok şey biliyorum" imajından başka bir amacı olmadığını düşündüğüm bu tarz yazılar sanatçı, çalışması dışında bana sadece  yazar isimleri, kitaplar, alıntı cümleler öğretiyor. Okuyucusunu sadece kendi aktardığı bilgiye yönlendiriyor ve sanat pratiği hakkında hiç bir ipucu sağlamıyor. Kısaca okuyucu olarak sadece belirli bir kitleye ulaşıyor. 

Piyasa zaten küçük ve yok etmeye yönelik bir düzen içerisinde var olmaya çalışıyor. Var olaya çalışanlara ek olarak  sürekli birbirinin kuyusunu kazıp, arkadan iş çeviren, yıkıcı konuşan bir kitle de mevcut. Umarım bir avuç insan olarak eleştirilere tahammül eşiğimizi arttırırız ve ego savaşları yerine daha yapıcı bir ortam sağlarız ve sanat tarihi bizlerden,dönemimizden bahseder yıllar sonra.  Meltem Tüzün son Kasa Galerisi yazısı ile ne kadarda olması gereken bir tartışma ortamı yarattı. Yazıdaki kişiye yönelik tavra katılmasam da kişisel hisler ile dolu verimli bir aktarım yazısı. (yazıyı merak edenler için link)  Varoluş amacımız basın bülteni yayınlamak değil ise tartışmaya açık, barışçıl bir ortam diliyorum. 

Ahmet Rüstem 




16 Kasım 2017

WE-US serisi Art50'de !

Art50 

queer art istanbul lgbt art



Art50.net, sanatçı, koleksiyoner ve tüm sanatseverleri aynı çatı altında buluşturan bir online alışveriş ve iletişim platformudur. Art50.net, izleyicilerine zaman ve mekan kısıtlaması olmadan yepyeni ve orijinal çağdaş sanat eserlerini keşfetme fırsatı sunar.


Sanat sevginizi besleyin. 

Sanat hakkında merak edilen birçok konu ile ilgili bilgiyi uzmanlarla yapacağımız röportajlardan ve samimi yazılarımızdan kolayca elde edebilirsiniz. Koleksiyonerliğe ilk adımınızı atabilir veya var olan koleksiyonunuzu genişletebilirsiniz. Farklı bütçelere uygun geniş eser seçkimizle koleksiyonunuza yeni boyutlar kazandırmaktan çok keyif alacaksınız.

Sanatı paylaşın. 

Platformumuzdaki eserlerden oluşturacağınız koleksiyonunuzu sosyal medyada sevdiklerinizle paylaşma fırsatı bulacaksınız. Sanat zevkinizi fark edip, tanımanıza yardımcı olacak Koleksiyonum özelliğini koleksiyonerliğe yeni başlayanlar çok sevecek. Ayrıca, sevdiklerinize sitemizdeki benzersiz sanat eserlerini hediye ederek, onların hayatına da sanat katabilirsiniz.

Sanatla yaşayın. 

Sanat sayesinde yaşadığınız mekanları değiştirmek, renklendirmek ve mekanlara yeni anlamlar kazandırmak için uzmanlardan getireceğimiz önerileri takip edebilirsiniz. Birlikte yaşadığınız sanat eserleri ile çekilmiş fotoğraflarınızı bizle paylaşarak, sizin gibi sanatseverlere ilham kaynağı olabilirsiniz.


lgbt art turkey


Ahmet Rüstem olarak bundan böyle dijital çizimlerime  art50'den ulaşabilirsiniz. 


Uluslararası Boğaziçi Film Festivali yarın başlıyor!

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali




Bu yıl 5. yaşını kutlayan Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, yarın (17 Kasım) başlıyor! Woody Allen’dan George Clooney’e, usta isimlerin beklenen filmlerinin Türkiye prömiyerlerine evsahipliği yapacak festivalde; Brezilya’dan Hindistan’a, İran’dan Kırgızistan’a, 39 ülkeden toplam 107 film gösterilecek. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, ulusal ve uluslararası yarışması, yerli sinemacılara özel sunduğu Bosphorus Film Lab desteği ve Béla Tarr, Aida Begic, Bobby Roth, Majid Majidi gibi ünlü konuklarıyla Kasım ayının en çok konuşulacak etkinliklerinden biri olacak.

Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ile İstanbul Medya Akademisi tarafından ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün katkılarıyla düzenlenen Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 5. yaşını kutluyor. 17-26 Kasım 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek festival, Türkiye ve dünya sinemasının en yeni örneklerini İstanbullu sinemaseverlerle buluşturacak.

Béla Tarr, Aida Begic, Bobby Roth, Majid Majidi gibi birçok ünlü sinemacıyı İstanbul’da ağırlayacak festivalde, Brezilya’dan Hindistan’a, İran’dan Kırgızistan’a, 39 ülkeden 43 uzun ve 64 kısa metraj olmak üzere toplam 107 film gösterilecek. 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, ulusal ve uluslararası yarışması, yerli sinemacılara özel sunduğu Bosphorus Film Lab desteği ve ünlü konuklarıyla Kasım ayının en çok konuşulacak etkinliklerinden biri olacak.

Festivalden yerli sinemaya büyük destek!
5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin bu yılki yeniliklerinden ilki Bosphorus Film Lab olacak. Festivalin TRT'nin kurumsal iş ortaklığı ile geçen yıl başlattığı Yapım Destek Platformu, bu yıl Bosphorus Film Lab adını alıyor ve yerli sinemacılara olan desteğini güçlendirerek sürdürüyor. Türkiye sinemasında filmlerin gelişmesine katkı sağlamak, genç yapımcı ve yönetmenlerin yeni filmler üretmesine maddi ve manevi destek oluşturmak ve sinemamızın yurt içinde ve yurt dışında tanıtılması amacıyla yola çıkan Bosphorus Film Lab, uzun metraj kurmaca film projelerinin yapım süreçlerine katkı sunacak.

Pitching ve Work in Progress başlıklı iki kategoride seçilecek projelerin ekipleri 19-23 Kasım tarihlerinde dünyaca ünlü film danışmanı Hayet Benkara eşliğinde düzenlenecek atölyelere katılacak ve ortak yapım, pitching ve finansal plan hazırlama konularında projelerini geliştirecekler. TRT'nin kurumsal iş ortağı olduğu Bosphorus Film Labde Pitching kategorisinde yarışan bir proje, TRT Ortak Yapım Ödülü’nü alırken, Work in Progress kategorisinden bir proje de 25.000 TL değerindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü’nü kazanacak. Ayrıca iki kategoriden birer projeye de toplam 100.000 TL değerinde Digiflame Post Prodüksiyon Hizmet Ödülü sunulacak.

Festivali George Clooney açıyor!
Festivalin açılış filmi ise, yılın merakla beklenen projelerinden Suburbiconolacak. Confessions of a Dangerous Mind” (2002) ile başlayan yönetmenlik kariyerini eleştirmenlerden övgüler alan Good Night and Good Luck” (2005), Leatherheads” (2008), The Ides of March” (2011) ve The Monuments Men” (2014) gibi filmlerle sürdüren George Clooney’nin yönetmenliğini yaptığı 6. sinema filmi Suburbicon, bitmek bilmeyen bir banliyö kabusunu anlatıyor.

Ethan Coen ve Joel Coen kardeşlerin senaryosunu yazdığı filmde ise Matt Damon, Julianne Moore ve Josh Brolin başrolleri paylaşıyor. 1950'li yıllarda geçen neo-noir türündeki filmde, sakin ve sıradan insanların yaşadığı, huzurlu bir banliyö mahallesinde yaşayan Gardner Lodge’un trajik bir olay sonrası mahallenin ihanet, aldatma ve şiddet dolu gizemli bölgelerini keşfe çıkarak kabusun içine dalması anlatılıyor. Geçtiğimiz ay dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nden George Clooney’e Fondazione Mimmo Rotella Ödülü’nü, Julianne Moore’a ise Franca Sozzani Ödülü’nü getiren film, Coen kardeşler sinemasının etkisini ağırlığınca hissettirdiği, eğlenceli bir kara komedi.

Ulusal Sinema’da 8 film Büyük Ödül için yarışıyor
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin ulusal ve uluslararası yarışması bir kez daha son dönem yerli ve yabancı sinemanın en yetkin filmlerini bir araya getiren seçkisiyle İstanbul’da yarışma heyecanı yaşatacak.

Başkanlığını usta yönetmen Derviş Zaim’in yapacağı Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jürisi; yazar Ayfer Tunç, kurgucu Aylin Zoi Tinel, görüntü yönetmeni Feza Çaldıran ve oyuncu Aslı Tandoğan’dan oluşuyor. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda ise; Andaç Haznedaroğlu’nun Misafir”, Ayhan Salar ve Erkan Tahhuşoğlu’nunEşik”, Burçak Açık Üzen’in “Beginner, lent Öztürk’ün Mavi Sessizlik”, Fikret Reyhan’ın Sarı Sıcak”, Özgür Sevimli’nin Murtaza, Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” ve Selman Kılıçaslan’ın Bütün Saadetler Mümkündür” adlı filmleri 100.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülü için yarışacak.


Kısacılara Ahmet Uluçay anısına öl!

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Kısa Kurmaca Film Yarışması Jürisi, Saraybosna Film Festivali kısa film programcısı Asja Krsmanović, yönetmen Gözde Kural ve yönetmen, yapımcı ve senarist Hakkı Kurtuluş’tan oluşuyor.

Ulusal kısa film yarışmasında ise kurmaca dalında 10, belgesel dalında ise 8 film yarışacak. Ulusal Kısa Kurmaca Film Yarışması’nda Ahmet Serdar Karaca’nın Frekans”, Alkım Özmen’in Bir İş Görüşmesi Hikayesi”, Ayris Alptekin’in Kot Farkı”, Canbert Yerguz’un Kamyon”, Çağhan Özdemir’in Mutluluk”, Hasan Ali Kılıçgün’ün 3,5 Lira, Derin Biricik’in Mümkün Hayatların En Güzeli”, Okan Akgün’ün Bir Tabut İnsan”, Onur Yağız’ın Toprak” ve Sinan Kesova’nın “Hinterlant adlı filmleri 10.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Kısa Kurmaca Film Ödülü için yarışacak.

Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Kısa Belgesel Yarışması Jürisi, yönetmen ve yapımcı Aysim Türkmen, TRT yapımcılarından ve belgesel yönetmeni Kerime Şenyücel ve Filistinli sinemacı Mohammed Almughanni’den oluşuyor.

Ulusal Kısa Belgesel Yarışması’nda Abdurrahman Demir’in Kırmızı”, Ege Zaimağaoğlu’nun Gönüllü Yürekler”, Hasan Ete’nin “Meftun, Haydar Demirtaş’ın “Ülkemden Uzakta”, Mehmet Can Mıcık’ın “Menderes Kıyısında”, Orhan Dede’nin Misafir”, Volkan Budak’ın Yaban” ve Yavuz Üçer’inHekim” adlı kısa belgeselleri 10.000 TL değerindeki En İyi Ulusal Kısa Belgesel Ödülü için yarışacak.

Ayrıca festivalde yarışan kısa filmlerden birine de 25.000 TL değerindeki Ahmet Uluçay Büyük Ödülü verilecek.

Uluslararası yarışma filmleri Türkiye’de ilk kez!
Bu yıl Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’ndaki tüm filmler Türkiye prömiyelerini  Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nde yapacak.

Brezilya, Fransa, Gürcistan, Hindistan, İran, İtalya, Kırgızistan, Mısır, Romanya ve Rusya’dan toplam 10 filmin yer alacağı yarışmada bir film 50.000 TL değerindeki Büyük Ödül’e uzanırken; ayrıca, erkek oyuncu, kadın oyuncu, senaryo, sinematografi ve kurgu dallarında toplamda 100.000 TL’yi aşkın para değerinde öl dağıtılacak. Snow”, Children of Sarajevo” gibi filmleriyle tanıdığımız, Bosnalı ünlü kadın yönetmen Aida Begic’in başkanlığını üstleneceği Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jürisi ise, oyuncu Daphné Patakia, festival profesyoneli Signe Zeilich-Jensen, sanat yönetmeni László Rajk, senarist ve yönetmen Zrinko Ogresta’dan oluşuyor.

Children of Heaven" (1997), The Color of Paradise” (1999), Baran” (2001) filmleriyle Türkiyeli sinemaseverlerin de yakından takip ettiği, İran sinemasının uluslararası alandaki en tanınmış yönetmenlerinden Majid Majidi’nin ilk kez Hindistan’da çektiği ve Mumbai’yi güçlü ve göz kamaştırıcı bir görsellikle sunan filmi Beyond The Clouds; yine İran’dan Parviz Shahbazi’nin dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nin Ufuklar (Orizzonti) bölümünde yarışan ve iki genç sevgilinin birlikte olabilmek için ailelerinden kaçmalarını ve başlarına gelen çeşitli olayları incelikli bir kurguyla anlatan filmi Malaria; Asmaa" (2011) ve French Excuse My” (2014) gibi ödüllü filmleriyle tanıdığımız Mısırlı yönetmen Amr Salama’nın ilk kez Toronto Film Festivali’nde görücüye çıkan, 2009’da hayranı olduğu Michael Jackson'ın ölümünün haberiyle sarsılan bir imamın trajikomik hikâyesini anlatttığı filmi Sheikh Jackson”; bol ödüllü ilk filmi Apache” ile eleştirmenlerden övgüler toplamış Fransız yönetmen Thierry de Peretti’nin Cannes’da Eleştirmenler Haftası’nda yarışan, huzursuz edici ikinci filmi A Violent Lifeve Corn Island/Mısır Adası” filmi ile tanınan Gürcü yönetmen George Ovashvili’nin dünya prömiyerini Karlovy Vary’de yapan ve devrik bir devlet başkanının siyasi mücadelesini anlatan son filmi Khibula”, yönetmenlerin takipçilerinin yarışmadan özellikle kaçırmaması gereken filmler.

Yeni yönetmenleri keşfetme vakti
Bu yıl yarışma seçkisinde ilk filmler dikkat çekiyor. İtalyan yönetmen Andrea Magnani’nin Locarnoda yarışan, aşırı kilo problemi nedeniyle gokart aracına artık binemeyecek hale gelen bir yarışçının kara komedi hikâyesini anlattığı Easy; Brezilyalı yönetmen Davi Prettonun Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde görücüye çıkan, Brezilya Ödülleri’nde En İyi Film seçilen ve insan, doğa ve mülkiyet konularını başarılı ve etkileyici bir görsellikle anlatan filmi Rifle; Kırgız Bakyt Mukul ve Dastan Zhapar ikilisinin Montreal World Film Festivalinden En İyi İlk Film Ödülü’yle dönen draması A Fathers Will, kısa filmleriyle Berlin ve Cannes film festivallerinde aldığı ödüllerle tanınan, genç kuşak Romen yönetmenlerden Cristi Iftime’nin dünya prömiyerini yaptığı Karlovy Vary’den Fedeora Ödülü’nü alan filmi Marita” ve Rus yönetmen Ivan Bolotnikov’un Şanghay Film Festivali’nde Cristian Mungiu başkanlığındaki jüriden En İyi Yönetmen ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödülleriyle dönmüş biyografik filmi Kharms, yeni yönetmenleri keşfetmek isteyen sinemaseverleri bekliyor.

Dünyanın kısa filmine 20 bin TL öl!
Kısa Kurmaca Film Yarışması Jürisi, uluslararası yarışmada bir filme 10.000 TL değerindeki En İyi Uluslararası Kısa Kurmaca Film Ödülü’nü, Kısa Belgesel Yarışması Jürisi de bir filme yine 10.000 TL değerindeki En İyi Uluslararası Kısa Belgesel Film Ödülü’nü verecek.

En İyi Uluslararası Kısa Kurmaca Film Yarışması’nda Almanya, Belçika, Brezilya, Çin, Danimarka, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İngiltere, İran, Letonya, Lübnan, Romanya ve Yunanistan’dan toplam 10 film bulunuyor. Mahdi Fleifel’in A Drowning Man”, Qiu Yang’ın A Gentle Night, Jeroen Ceulebrouck’un Antarctica, Ena Sendijarević’in Import”, Ladj Ly’in Les Miserables, Kaveh Mazaheri’nin Retouch, Una Gunjak ve Rami Kodeih’in birlikte çektiği Salamat From Germany, Cyril Aris’in The Presidents VisitAnna Katalin Lovrity’nin Volcano Islandve Adrian Silisteanu’nunWritten/Unwrittenadlı kısa filmleri Büyük Ödül için yarışacak.

En İyi Uluslararası Kısa Belgesel Film Yarışması’nda ise Belçika, Çin, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İran, Lübnan, Macaristan ve Yunanistan’dan toplam 8 film yarışıyor. Belgesel film tutkunlarının kaçırmaması gereken filmler arasında; Karlis Lesins’in Grandfathers Father, Douwe Dijkstra’nın Green Screen Gringo, Issa Touma, Thomas Vroege ve Floor Van Der Meulen’ın birlikte yönettiği Greeting From Aleppo, Sam Peeters’ın Homeland”, Laura Ferrés’nin Los Desheredados, William Henne ve Caroline Nugues’tan oluşan Atelier Collectif’in No Go Zone, Jean-Julien Pous’un Resonances ve Karam Ghossein’in Street Of Deathadlı kısa belgeselleri bulunuyor.

Ustaların son işleri festivalde
Woody Allen’dan Andrey Zvyagintsev’e, Naomi Kawase’den Takeshi Kitano’ya, dünya sinemasının usta isimlerinin son filmlerini buluşturan Dünya Sineması” bölümünde, ABD, Almanya, Belçika, Birleşik Krallık, Danimarka, Fransa, Güney Kore, Hollanda, İsviçre, Japonya, Norveç, Rusya ve Şili’den toplam 10 film gösterilecek.

Twilight” serisinin Eric’i olarak tanıdığımız Kore asıllı oyuncu Justin Chonun Sundance’ten seyirci ödüllü Gook; Japonya sinemasının usta kadın yönetmeni Naomi Kawase’nin Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve Ekümenik Jürisi Ödülü’yle dönen son filmi Radiance; Cannes’ın bu yılki galibi Ruben Östlund kara komedisi The Square; Japon sinemasının en üretken yönetmenlerinden Takeshi Kitano’nun hızlı temposuyla soluksuz bırakacak suç aksiyonu Outrage Coda; Bosnalı yönetmen Elmir Jukic’in son filmi The Frog; usta Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’nin Cannes’da Jüri Özülü kazanan son başyapıtı Loveless; George Clooney’nin festivalin açılış filmi de olan Venedik’ten ödüllü Suburbicon; 10 yıl önce çektiği Lucia” ile dikkatleri çeken Amerikan bağımsız yönetmen Niles Atallah’ın Rotterdam’dan Jüri Özel Ödülü’yle dönen ikinci uzunu Rey”, festivalde biletleri ilk tükenecek filmler olacak görünüyor.

Bölümün heyecan uyandıran filmlerinden biri de, Türkiye galasını festivalde yapacak Woody Allen filmi Wonder Wheel. Ustayı yeniden New York sokaklarına döndüren film, gangsterlerle dolu 50’ler Amerika’sında yaşanan hüzünlü bir aşkı anlatıyor ve Kate Winslet’dan Justin Timberlake’e, Juno Temple’dan Jim Belushi’ye, yıldızlar geçidiyle göz kamaştırıyor.

Retrospektif: Béla Tarr
Festivalin onur konuğu ise; 1979’da yönettiği Családi tüzfészek / Family Nestten başlayarak Kárhozat / Damnation (1988), bir çok sahnesini gerçek zamanlı çektiği, yedi buçuk saat süren Sátántangó(1994), “Werckmeister Harmóniák / Werckmeister Harmonies” (2000), A Londoni Férfi / The Man From London (2007) ve sinemaya veda filmi A Torinoi Lo / The Turin Horsea (2011) dek onlarca başyapıt üretmiş, yaşayan en önemli yönetmenler arasında yer alan Macar sinemacı Béla Tarr olacak. Uzun plan sekansları, László Krasznahorkai elinden çıkma senaryoları, Mihaly Vig imzalı eşsiz müzikleri, Erika Bók, János Derzsi gibi fetiş oyuncuları ve neredeyse her filminde kendisi ile birlikte yönetmen koltuğuna oturan eşi Ágnes Hranitzky’den aldığı destekle çektiği her film eleştirmenlerce başyapıt sayılan Tarr, yapıtları ve yaklaşımıyla Gus Van Sant’tan Jim Jarmusch’a, pek çok çağdaş bağımsız sinemacıyı da etkilemiş bir sinemacı. Bu yıl Uluslararası Boğaziçi Film Festivali'nin bir retrospektifle ağırlayacağı Béla Tarr, festival tarihlerinde İstanbul’da olacak ve festivale özel bir masterclass verecek.

Mülteci sorununa sinema bakışı: Uzun Yürüyüş
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin bu yılki yeni bölümü Uzun Yürüyüş”, 21. yüzyılın en önemli sorunu haline gelen mülteci sorununu sinemada etkileyici bir dille anlatan 3’ü uzun, 5’i kısa olmak üzere 8 filmi bir araya getiren özel bir seçki.

Bu yıl festivalin Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması jüri başkanlığını da üstlenecek Saraybosnalı yönetmen Aida Begić’in Suriye’deki savaştan Şanlıurfa’ya kaçan üç çocuğun zorlu hayat koşullarına rağmen bir arada kalmalarının etkileyici hikâyesini anlatan son filmi Never Leave Me / Bırakma Beni”; 2014 Cannes’da White Dog” ile olay yaratan Macar yönetmen Kornél Mundruczó’nun Cannes’da Altın Palmiye için yarışan, Austin Fantastik Festten de En İyi Yönetmen seçildiği son filmi       
Jupiter's Moon / Jüpiter’in Uydusu” ve Ziad Kalthoum’un Beyrut'ta Lübnan iç savaşının neden olduğu kalıntılar üzerine yeni gökdelenler inşa eden Suriyeli inşaat işçilerinin hikâyesini anlattığı belgeseli Taste Of Cement / Çimentonun Tadı”, bölümün uzun metraj filmleri olacak. 

Anne-Claire Adet’in Cenevre’ye zorunlu göç etmiş mültecilerin hikâyesini anlattığı, festivallerde büyük ilgi görmüş kısa belgeseli “Bunkers / Sığınaklar”; Christoph Eder ve Jonas Eisenschmidt’in Midilli’de snack bar işleten bir ailenin adaya göç etmiş mültecilerle olan ilişkilerini izleyeceğimiz belgeselleri Snack Bar / Seyyar Satıcı”; Elma Neykova’nın Midilli adasındaki Müslüman mezarlığının bilinmeyen hikâyesini Mısırlı mülteci Mustafa Dawa’nın gözünden anlattığı filmi Moustafa The Imam Of Lesvos / Midilli İmamı Mustafa”; Yorgos Zois’in Midilli adasının mültecilerle gelen binlerce can simidiyle dolup taşmasını konu alan belgeseli8th Continent / Sekizinci Kıta” ve  Shady El-Hamusun mültecilerin yasa dışı yollarla Hollanda’ya geçmesine yardımcı olan Tarık adlı bir çocuğun hikâyesini anlatan kurmacası Nightshade / Gecenin Gölgesi”, bölümün kısaları olacak.

Uzakları yakına getiren filmler: Uzak Diyarlar
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin Uzak Doğu Sineması’ndan Güney Asya’nın yaratıcı isimlerine ve Latin Amerika’nın cesur sanatçılarına uzanan, onların kışkırtıcı, deneysel, başkaldıran filmlerini buluşturan geleneksel bölümü Uzak Diyarlar”da 4 film gösterilecek.

Homero Olivetto’nun Alejandro Jodorowsky’nin 1970’lerde ürettiği filmlerle ve Mad Max serisiyle karşılaştırılan fantastik bilimkurgusu Holy Biker/Efsaneye Dua Et!”; Natalia Santa’nın bu yıl Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yarışan, Lima’dan yönetmen ve erkek oyuncu dallarında ödül kazanan Dragon Defence/Savunma Sanatı”; Kirsten Tan’ın Rotterdam, Sundance, Zürih gibi film festivallerinden ödüllerle dönen ilk uzunu Pop Aye/Gözleri Faltaşı” ve Tayvanlı yönetmen Mong-Hong Chung’un özellikle fantastik filmler festivallerinin gözdesi olmuş, Avrupa Fantastik Film Festivalleri Federasyonu’ndan (EFFFF) Asya Ödülü’nü kapmış çılgın filmi Godspeed/İyi Yolculuklar”, farklı tatlar arayanlar için doğru seçim olacak.

Yakın ve kısa: Yakın Coğrafya
Türkiye'nin kültürel ve coğrafi ortaklıkları olan ülkelerin son dönemde ortaya çıkan yetenekli kısa film üreticilerinin buluştuğu Yakın Coğrafya” bölümünde Yunanistan, Pakistan, Azerbaycan, Makedonya ve Özbekistan'dan 5 kısa film gösterilecek.

Fotoğraf sanatçısı Zeeo Zia’nın Fayeem Avzl’nin görüntü yönetmenliğinde eşsiz Pakistan dağ manzaraları sunan ve zor koşullarda çobanlık yapan bir çiftin hikâyesini konu alan filmi The Last Of The Wakhi Shepherdess/Son Wakhi Çobanı”; Azeri yönetmen Murad Abiyev’in Kalküta’dan ödüllü kısası The Salty Sea Dog/Tuzlu Su İçen Köpek”; Eleonora Veninova’nın yönettiği ve Yunanistan’da Drama Kısa Film Festivali’nde erkek oyuncularına ödül getiren Fighting For Death/Ölümüne Kavga”; Thanasis Trouboukisin Cannes’ın kısa seçkisinde gösterilen filmi Whale 52/Balina 52 ve Özbek yönetmen Mukhlisa Azizova’nın yine Cannes’da görücüye çıkan filmiShe/O, seçkinin filmleri olacak.

Belgesel tutkunlarına özel: Bi Dünya Belgesel
Belgesel sinema tutkunlarının merakla beklediği Bi Dünya Belgesel” bölümü yılın dikkat çekici ve ödüllü belgesellerinden 5’ini bir araya getiriyor.

Bölümde gösterilecek belgeseller arasında; Gürcü yönetmen Rati Onelinin Berlin’de dünya prömiyerini yapan, Saraybosna’da En İyi Belgesel Ödülü’nü, Sheffieldden de Art Doc Ödülü alan ve yarı terk edilmiş bir maden kasabasının yıkıntıları arasında sıra dışı karakterlerin yaşam, hayal ve kaderlerini izlediği filmi City Of The Sun/Güneşin Şehri; Boris Mitic’in 70 ülkede, 62 görüntü yönetmeniyle sekiz yılda gerçekleştirdiği, müziklerini Pascal Comelade ve Tiger Lillies gibi usta kabare sanatçılarının yaptığı ve Iggy Pop’un da sesiyle hayat verdiği filmi In Praise Of Nothing/Hiçliğe Övgü”; İran-Irak savaşında karşı saflarda çarpışmış iki adamın kan kardeşi olmalarının öyküsünü anlatan Ann Shin filmi My Enemy, My Brother / Benim Düşmanım, Benim Kardeşim”; Arto Koskinen’in 2013’te modern zamanların en başarılı teknolojik işletmelerinden bir olan Nokia’nın Microsoft’a satılması sonrası yaşadığı çöküşü mucitler ve mühendislerin bakış açısından anlattığı filmi Nokia: We Were Connecting People / Nokia: Zirveden Çöküşe” ve Kobi Farag’ın 1950’lerde Bağdat’tan İsrail’e göç eden ailesinin fotoğrafçılıkla olan ilişkisini belgelediği filmi Photo Farag/Stüdyo Farag” yer alıyor.

Kaçıranlar için ‘Ödüllü Kısalar’
Geçen yıl Boğaziçi Film Festivali’nin ulusal ve uluslararası Kısa Film Yarışması’nda ödül almış kısa kurmaca ve belgeselleri yeniden seyirciyle buluşturan bu bölümde; Réka Bucsi’nin Uluslararası Kısa Kurmaca Film Yarışması’nın birincisi ve aynı zamanda Berlin’de En İyi Kısa Film dalında Altın Ayı için yarışan animasyonuLove/Aşk”; Mohammed Almughanni’nin Uluslararası Kısa Belgesel Yarışması’nda En İyi Film seçilen, Łodzią po Wiśle, Zlin gibi festivallerden ödüllü belgeseli Shujayya/SucaiYye; Ulusal Kısa Film kategorisinde En İyi Film Ödülü’nü kazanan Murat Uğurlu filmi “İki Parça”; Kısa Film İzleyici Ödülü’nün sahibi Metehan Şereflioğlu filmi 7 Santimetre” ve yönetmenliğini Gökhan Öcal’ın yaptığı ve Ulusal Kısa Belgesel Film Yarışması’nın birincisi Süheyla”, henüz izleyemeyenler için bir kez daha festivalde…

Animasyon meraklılarına: Kısa Animasyonlar
Animasyon meraklılarına özel hazırlanan Kısa Animasyonlar” bölümünde Kolombiya, Belçika, Litvanya, Hindistan, Arnavutluk ve Yunanistan’dan toplam 6 film gösterilecek.

Antonis Ntoussias ve Aris Fatouros’un Yunan sürrealist ressam Theodore Pantaleon’un eserlerinden ilhamla hayata geçirdikleri stereoskopik animasyonlarıAenigma/Sığınaklar”; Joan Zhonga’nın farklılıklar ve benzerliklerin bir aradalığını anlattığı filmi Ethnophobia; Liesbeth Eeckman’ın geç mezozoik çağda vahşi bir tiranozorun rüyasında bir kedi yavrusu görmesiyle başlayan yolculuğunu anlatan Kitten Instinct/Kedi İçgüdüsü”; Litvanya’nın tanınmış sanatçılarından Gediminas Siaulys’un yönettiği Running Lights/Büyülü Işıklar”; Božidar Trkulja’nın ödüllü kısası The Last Quest/Son Macera ve Jimmy Cho’nun balinaya dönüşen bir balina avcısının etkileyici hikâyesini anlattığıThe Scarlet Whale/Kırmızı Balina”, bölümün animasyonları…

Konukları da heyecan verici!
5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin konukları da heyecan uyandırıyor. Festivalin Masterclass Programı’nda; Béla Tarr’ın yanı sıra, Macar sanat yönetmeni László Rajk ve Lost”,Prison Break”, Fringe” gibi pek çok kült dizinin yönetmeni Bobby Roth, festival kapsamında İstanbul’a gelecek ve sinemaseverlere özel sinema dersi verecekler. Ayrıca, uluslararası yarışmada son filmi Beyond The Clouds” ile yer alan Majid Majidi ve Hindistan sinemasının önde gelen yapımcılarından Vibha Chopra da İstanbul’a gelecek festival konukları arasında yer alıyor.

Festival İstanbul’a yayılıyor!
Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’nin bu yılki yeniliklerinden bir diğeri de İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği ile yapacağı işbirliği olacak. Beyoğlu, Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz, Fatih ve Üsküdar belediyelerinden oluşan İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’nin festivale desteğiyle, belediyelere ait kültür merkezlerinde ücretsiz film gösterimleri gerçekleşecek ve böylece Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, İstanbul’un dört bir yanına yayılmış olacak.

Biletler mobilet’te!
Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği ve İstanbul Medya Akademisi tarafından düzenlenen 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, bu yıl 17-26 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek ve gösterimler Atlas, Beyoğlu ve Kadıköy sinemalarında yapılacak. Festival filmlerinden bazıları ayrıca, Beyoğlu, Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz, Fatih ve Üsküdar belediyelerinin de katkılarıyla kültür merkezlerinde bölge seyircisiyle buluşacak.

Festivalin biletleri ise aynı gün mobilet.com’da satışa sunulacak. Festivalde 12:00 ve 16:00 seanslarında biletler Öğrenci 5 TL, Tam 10 TL; 19:00 ve 21:00 seanslarında ise Öğrenci 10 TL, Tam 15 TL olarak satışa sunulacak.

Sponsorlarımıza teşekkür ederiz…
5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali; ana sponsorları Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, Sinema Genel Müdürlüğü’ne, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na, Türk Hava Yolları’na, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği’ne, Anadolu Ajansı’na ve TAV Havalimanları’na; kurumsal iş ortağı TRT’ye; televizyon sponsorları 24 TV, Habertürk TV ve NTV’ye; gazete sponsorları Habertürk ve Star’a; dergi sponsoru RABARBA’ya; radyo sponsorları NTV Radyo ve Radyo Voyage’a; dijital medya sponsorları Artfulliving, Beyazperde, Cineritüel, Film Hafızası, Öteki Sinema, Sadibey ve Sinefesto’ya teşekkür eder.



5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali
17-26 Kasım 2017
Sinemalar: Atlas Sineması (Beyoğlu), Beyoğlu Sineması (Beyoğlu), Kadıköy Sineması (Kadıköy)
Biletler: 2 Kasım 2017 tarihinden itibaren mobilet.com’da


Festivalle ilgili detaylı bilgi için: bogazicifilmfestivali.com
Copyright © 2015