14 Mart 2017

Artisans Dergi - Sevil Dolmacı Röportajı

İstanbul gibi nabzı yüksek bir şehrin  sanat piyasasına en hakim ismi kim dersek aklımıza ilk gelen kişi kesinlikle "O" olur. Başarılı akademik kariyerinin ardından, tüm deneyim ve bilgi birikimi ile Türkiye'nin uluslararası ilk sanat danışmanlığı şirketini kuran Sevil Dolmacı, sosyal medyada da sanatseverlerin en çok takip ettiği isimlerin başında geliyor. Gidemediğimiz fuarları, özel sanat etkinliklerini ve sanatçı atölyesi ziyaretlerini bir sanat danışmanının gözünden görmek bana izleyici olarak farklı pencereler açıyor. Son zamanlarda ekonomik,politik nedenlerden dolayı durağan görünen sanat piyasasında sanat alım-satım piyasasının nasıl işlediği hakkında birinci ağızdan bilgi almak üzerine kurgulanmış röportajımız için kendisi ile Teşvikiye Narmanlı İş Merkezinde bulunan galeri olarak ta hizmet veren çok amaçlı sanat mekanında görüştük. 





Öncelikle bu bir sanatçı-sanat danışmanı arasında bir görüşme farkında mısınız? Bir sanatçının danışman ile çalışması ona ne kazandırır, ne kaybettirir?

Bir sanatçının sanat danışmanıyla çalışması aslında sanatçının kariyerinin ivme kazanması için çok önemli. Keza bu kurumsallaşmış isim diye nitelendirebileceğimiz sanatçılar için de geçerli, sadece genç sanatçılar için değil. Bir danışmanlık şirketi sanatçıların kariyerine nasıl bir ivme kazandırır diye sorarsanız da, danışmanlık şirketi öncelikle bugüne kadar yapılmış sanatçıya ait tüm sergi projelerini gözden geçiriyor, çizgisini belirliyor, pazarının ne durumda olduğunu tespit ediyor, pazarı toparlayabilmek için ona kariyerinde ivme kazandırabilecek sergi projeleri organize ediyor veya buna aracılık ediyor. Sergi projelerinin profesyonel bir şekilde yürütülmesini sağlıyor; bunun için küratöryel bir düzenleme, kitap ya da katalog yapımında onu yönlendirme veya bunları organize edebilmek için aracılık etme, basın desteği, pazarını kontrol edebilmek adına pazarını müzayedelerde, satışlarda ve ikinci el pazarda tek elden satış yaparak toparlama, fiyatını yukarı çekme gibi pek çok açısı var. Ergin inan bizim için enteresan bir deneyim oldu. Gençleri hiç söylemiyorum bile çünkü gençlerde biz hakikaten daha hiç izleyiciyle profesyonel manada çok buluşmamış isimleri piyasaya kazandırdık. Mesela Elif Tutka bunlardan bir tanesi. Mustafa Özbakır diyebiliriz. Onun dışında Meltem Sırtıkara, Kadir Akyol gibi sanatçılar büyük koleksiyonlara girdi. Kurumsal koleksiyonlarla çalıştığımız için onları bu anlamda da destekliyoruz. Çünkü çok büyük referanslar olduğu vakit sanatçılar çok daha çabuk bir şekilde kariyerlerinde ivme kazanabiliyorlar. Doğal olarak da, bizim o konusunda en iyi örneğimiz Elif Tutka oldu. Sarp Evliyagil’in yeni açtığı Müze Evliyagil aldı Elif’in ilk işini. Daha henüz solo sergisi olmadan büyük koleksiyonlara gitti. Bunların içerisinde çok büyük isimler var.
Diğer önemli projemiz de Ergin İnan projesiydi. Ergin İnan uzun yıllar bir kitabının olmasını çok arzu ediyordu. Dünden bugüne bütün eserleri toplayan bu kitabın yapılması için de Sevil Dolmacı Art Consultancy olarak çok çaba sarf ettik. Doğru isimleri bir araya getirdik. O’na bu sergi ve kitapla beraber uzun zamandır kapsamlı bir sergi yapılmamıştı. Biz bu sergiyi organize ettik. Müzayedelerde ve ikinci el pazarda fiyatlarını kontrol etme yetkisine ulaştık çünkü artık eserler atölye dışında sadece Sevil Dolmacı Art Consultancy’den temin edilebiliyordu. Biz iki buçuk yıllık süreçte kurumsallaşmış isim olarak Ergin İnan’da genç isim olarak da Elif Tutka’da güzel bir başarı yakaladık.

Peki alıcı neden sanat danışmanı ile çalışmalıdır?

Alıcı birçok nedenden sanat danışmanı ile çalışmalıdır. Biz sadece “bu eseri al, öbür eseri alma” diye fikir verip ya da, “elimizdeki sanatçıların eserlerini alın” ya da “bunlar daha iyidir” gibi tavsiyeler vermiyoruz. Öncelikle piyasa konusunda bilgilendiriyoruz. Sanat tarihi konusunda bilgilendiriyoruz. Bir eseri neden almalı ya da o sanatçının o eserini neden almamalı, bunu da anlatabiliyoruz. Mesela Ömer Uluç’un 80’li yıllarda yaptığı eserler. Bunlar 90’lı ve 2000’li yıllarda ürettiklerine göre daha pahalı. Yeni koleksiyon yapmaya başlamış bir isim neden 80’leri almalı, neden 80’leri aldığında daha farklı bir fiyat veriyor, bunlar konusunda bilgisi yok. Keza sadece Ömer Uluç değil, Kemal Önsoy için de geçerli bu. Burhan Doğançay’ın neden kurdelesi alınır? Adnan Çoker’de ne yapması gerekir? Mavi dönemi nedir? Bulunabilir mi? Bunun gibi çok fazla sanat tarihi bakımından detay var. Ayrıca sanat tarihiyle örtüşen piyasa bilgileri var, bir de piyasayla örtüşmeyen sanat tarihi bilgileri var. Bunları biz alıcıya anlatıyoruz. Ama en son kararı onlara bırakıyoruz. Biz bu tavsiyeleri verdikten sonra hiçbir şekilde alıcıya bir baskı veya zorlama yapmıyoruz.
Onun dışında eserine bir zarar mı geldi? Restorasyonla ilgili onlara danışmanlık hizmeti veriyoruz. Buna aracılık ediyoruz. Bünyemizde restoratörler var. Fiyat ekspertizliği mi istiyorlar? Bunun için onlara fiyat ekspertizliği raporu hazırlayabiliyoruz. Kurumumuzun böyle bir yetkisi var. Orijinallikle ilgili soru işaretleri mi var kafamızda? Orijinallik belgesini temin edebilmek için aracılık ediyoruz. Bizden bir eser çıktıysa da bu eserin bütün sertifikaları ve belgelerini temin ediyoruz.
Aslında piyasada aktif olarak her konuda danışmanlık  hizmeti veriyoruz. Küratöryel bir düzenleme mi istiyor? Buna cevap verebiliyoruz. Davet mi düzenleyecek, koleksiyon kitabı mı çıkartacak? Koleksiyon kitabını çıkartması için A’dan Z’ye biz organize edebiliyoruz. Fotoğraf çekiminden kitap yazımına, kitabın tasarımından matbaasına kadar teslim edebiliyoruz.
Yurtdışında bir eser mi beğendi? Ve dedi ki bize “pazarlığını yapar mısınız, ithalatını gerçekleştirebilir misiniz?” Kapısına kadar biz bunu temin edebiliyoruz. Ya da yurtdışından eser mi almak istiyor? Genç bir isime yatırım mı yapmak istiyor? Bu konuda ona tavsiyeler verebiliyoruz.
Biz çağdaş sanata yönelmiş bir danışmanlık şirketiyiz çünkü uzmanlık alanımız bu. Ancak bizim sadece koleksiyon yönetimi, kurumlara koleksiyon yapmak, koleksiyonu yönetmek gibi ana işlerin dışında a’dan z’ye, teknikten uygulamaya kadar birçok konuda alıcıya danışmanlık hizmeti verebiliyoruz.

Yönettiğiniz onca özel koleksiyondan sonra kendi sanat danışmanlık şirketinizi oluşturma fikri nereden çıktı? Bir ihtiyaç/eksiklik olduğu kanısına mı vardınız?

Geçenlerde bir dergiye yazdığım yazıda bunun nedenlerini de açıkladım. Ama burada da küçük bir şekilde söyleyebilirim. Bir defa yurt dışıyla ilişkilerim çok sıkıydı ben DEMSA koleksiyonunda çalışırken. 20013-2015 arasında çok sık seyahat ettim. Valizim hep topluydu. Bütün fuarları gezip bütün sergilere koşturuyordum Amerika’dan Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki önemli sanat etkinliklerine. O esnada tabi ki tanıştığım, konuştuğum, iş yaptığım ya da yapmak için istişarelerde bulunduğum çok önemli isimler vardı. Bu isimlerden bir tanesi benim çok dikkatimi çekmişti. 2009 yılında verdiğim bir röportajda da aslında bu var. O zamanki hayalim de buydu. Ben Sandy Heller diye biriyle tanıştım. Benden bir yaş büyük bir beyefendi. O zamanlar o da Amerika’nın o günlerde çok ihtişamlı alımlar yapan bir hedge fon yöneticisi olan Steve Kohen’le çalışıyordu. Bu bir şirketti. Bu şirket aylar öncesinden ekiple beraber bütün fuarlara hazırlanıyorlardı. Bütün fuarlarda yer alan galeriler onlar için özel gösterimler yapıyorlardı. VIP’den önceki First Choice ön gösterimde bunlar zaten çoktan alımlarını ilk dakikada bitirmiş bir ekipti. Bu bende çok fazla hayranlık uyandırdı o vakit. Keza ben de çok önemli bir alıcının yanında çalışıyordum. Benim işim de kolaydı bir taraftan çünkü böylesine büyük tecrübeler elde etme olanağı buldum. Sonrasında ben bu fikri kafama yatırmışken Christie’s’in başındaki Amy Capellazzo bir danışmanlık şirketi kurdu. Kısa bir süre sonra da Sotheby’s bu danışmanlık şirketini 85 milyon dolara satın aldı. Sonrasında büyük galeriler kendilerine kurumsal yapıda çalışmış profesyoneller alarak sanat danışmanlık departmanları kurmaya başladılar. Bu da şunun altını çiziyor, sanat piyasasında profesyonellik eskiye oranla ayırt edici bir özellik olmaya başlamıştı ve Türkiye için de bu çok gerekli ve ihtiyaç olan bir şeydi. Biz de bu sistemi kurmaya karar verdik Türkiye’de. Daha önce çalıştığım kurumlar önemli kurumlar olduğu için referanslarım kuvvetli olarak başladım. Bu yüzden şu an çalıştığım koleksiyonlar bunlara eklemlendi. Kısa sürede güzel bir koleksiyoner kitlesiyle ve iyi bir sanatçı ve ekiple beraber aslında 2009’dan beri hayal ettiğim bir şeyin içinde buldum kendimi. O yüzden de mutluyum. Kısacası bu bir ihtiyaçtı.



Danışmanlık verdiğiniz birey/kurumlar arasında farklar oluştu mu? Yeni koleksiyoner oluşumunda bir katkısı oldu mu bu danışmanlık şirketinin?

Aslında o dergiye yazdığım şeyleri siz de sormuşsunuz. Demek ki bugünün gündemi bu bir taraftan. Son dönemde çıkan yeni bir kitap var; o da bunların altını çiziyor. Şu anki ortalama koleksiyoner yaşı 59 ama bugün dünyadaki devinimi sağlayan kitle 30-50 yaş arasındaki genç, aktif ve heyecanlı kitle. Biz de burayı açarken bu kitleyi hedef aldık. Şimdi baktığınızda benden fikir almaya, her hafta belli bir saatini ayıran genç adamların bir çoğu yaşça benden küçük. Bunlar iyi eğitimler almışlar, belli ailelerin çocukları. Ama sanata daha az aşinalar, daha az bilgiye sahipler ve sizden bilgi almak için heyecan duyuyorlar. Bu hem finansal açıdan hem de vizyon açısından sizi geliştiren, heyecanlandıran ve daha aktif olmanızı sağlayan bir grup. Bu grubu Türkiye’de yakaladık. Bunun dışında tabi ki yine de büyük bütçeli işlere imza atan koleksiyonerler 50 yaş civarındakiler. 30 ile 45 arası çok aktifler ancak bütçe olarak daha kısıtlılar çünkü aileye biraz daha bağlılar ama 50-55 yaş arasındaki yine genç diyebileceğimiz koleksiyoner kitlesi büyük alımlar yapan bir kitle. Bizim müşterilerimizin çoğunluğu da bunlardan oluşuyor.

Eserleri ya da sanatçıları seçtiğiniz belirli kriterler var mı?

Evet var. Ben sanatçıların backgroundlarına çok önem veriyorum. İyi bir backgroundları olması gerektiğini düşünüyorum. İkincisi, piyasada bir değeri olması gerektiğini benden önce en azından kurumsallaşmış olarak tanımladığımız isimlerde bir piyasa değeri olmasını, bir marka olmasını tercih ediyorum. Bu anlamda da portföyümü biraz daha genişletmek istiyorum çünkü çok çok iyi isimlerden talepler aldım. Bu beni çok mutlu ediyor. Çok kısa sürede Türkiye’nin önde gelen birkaç sanatçısıyla gibi bir durumumuz söz konusu.
Gençlerdeki piyasa değerini aslında siz oluşturuyorsunuz. Ama iyi bir altyapısı, vizyoner bir kimliği olan, yani dünyanın farkında olan bir sanatçı profili benim daha çok dikkatimi çekiyor açıkçası.

Uluslararası çalışan harika bir ekibiniz var. Bizi neler bekliyor?

Türkiye’de bu işin aslında iki taraflı bir hikayesi var maalesef. Normal bir danışmanlık şirketi olarak kaldığınız zaman belirli noktalarda yetemiyorsunuz sanatçının kariyerinde ivme kazanmasına. Niçin diye soracak olursanız, şimdi genel olarak Türkiye’deki galeriler sanatçıya yatırım yapmak için olanak bulamıyor, bunu genelleme olarak söylemiyorum. Yurt dışındaki fuarlara gitmek oldukça bütçeli, kitap çıkarmak oldukça bütçeli. Bunlar çok ciddi işler. Doğal olarak da, herkesin kendine göre bir çizgisi var. Herkes her sanatçıyı kendi listesine eklemleyemiyor. Ama biz bir sanatçıyı aldığımız zaman onu sadece Türkiye’de değil –bizim böyle bir misyonumuz yok aslında- buna aracılık etme misyonumuz var. Ancak aracılık edebileceğimiz kurumlar az olduğu için Türkiye’de, biz kurumlara, galerilere, vb. eklemleyemediğimiz sanatçılarımızı kendimiz yurt dışı fuarlarında temsil edelim. Biz onların projelerine destek verelim, biz onlara sergi organize edelim. Bizim böyle bir alanımız da olsun diye küçük çalışmalarımız var. Belki de kısa sürede bu ekip daha da genişleyecek. Bir galeri de eklemlenecek belki bu şirkete. Böyle bir düşüncemiz de var. Ama onu önümüzdeki yıl mı yaparız, daha sonraki yıl mı tam olarak tarih veremiyorum. Önümüzdeki yıl yurt dışından getireceğimiz sanatçıların solo sergileri olacak. Bienale eklemlemeyi düşündüğümüz isimler var, yani paralel etkinlik olarak. Çok önemli bir sanatçının yurt dışında bir yayın eviyle bir projesi üzerinde çalışıyoruz. O imzalandığı zaman deklare edeceğiz.

Sevil Dolmacı Art Consultancy’nin geleceğe yönelik hedefleri neler?

Türk Sanatı’nın uluslararası platformda görünürlüğüne dair bir alanda yayıncılık, sergi organizasyonu, bir sanatçının projesinde onu desteklemek olabilir.  Sevil Dolmacı Sanat ve Yatırım Danışmanlığı olarak çok önemli bir sanat projesinin arka planında var olmayı çok istiyorum. Benim gelecekteki en büyük hedefim yurt dışında çok önemli bir organizasyonun altındaki kurguyu yapan isim olmak. Bunu başarabilirsem ben de Türk Sanatı adına bir şeyler yapmış olduğumu hissedeceğim. O yüzden önemli benim için

Sizce dünya sanat piyasasını yönlendiren dinamikler neler? Her yıl heyecanla beklediğiniz etkinlikler hangisi?

Aslına bakarsanız sanatı yöneten dinamiklerinden biri de sanat pazarı. Sanat piyasasını yönlendiren şekillendiren şey de para bir taraftan. Yani gerçekten baktığınızda en son trendlerin belirlediği bir sanat ortamı var. Örnek vermek gerekirse, MoMa’da açılan bir sergi mi daha çok kişi tarafından izleniyor yoksa dört günlük bir Basel Fuarı’mı diye soracak olursanız, dört günlük Basel Fuarı her yıl tüm dünyadan binlerce izleyeni daha çok çekiyor. Bu şu demek aslında; sanatın dolaşımını büyük ölçüde para sağlıyor. MoMa’daki serginin izlenme oranına bakın, diğer taraftan da yılda bir kez dört günlüğüne gerçekleştirilen etkinliğin izlenme oranına bakın. İşte MoMa’daki sergide yer alan sanatçının ne kadar güçlü bir isim olduğu tabi ki çok önemli, keza Amerika’da iseniz bir sanat profesyoneli olarak kesinlikle uğrarsınız. Ama olmazsa olmaz bir şey var, o da her yıl Basel’e herkes gider. Frieze’e herkes gider. Bu şu demek oluyor, yani pazar çok önemli. Pazar sanatın şekillenmesinde, ivme kazanmasında, sanat profesyonellerinin bir amaca hizmet etmesinde hepsinin altında yatan şey aslında bu: sanat pazarı. Fuar anlamında soracak olursanız, önümüzdeki yıl Basel’e ve Frieze’e gidilecek. Bu yıl deneyimleyeceğimiz bir Düsseldorf Fuarı olabilir. Çünkü ben daha önce Almanya’daki fuarlara gitmedim. İstanbul Bienali beni çok heyecanlandıracak. Tate’deki Fahrelnissa Zeid sergisini heyecanla bekliyorum. Amerika’da Robert Rauschenberg Retrospektif Sergisi ve New York Frieze’e gitmek istiyorum. Bunlar benim hem işim dolayısıyla gitmek zorunda olduğum sanat etkinlikleri hem de beni kişisel anlamda heyecanlandıran etkinlikler.

Ofisinizin her köşesi sanat eserleri ile dolu. Sizin kişisel koleksiyonunuz nasıl evriliyor?

Ben Çağdaş Sanat ile uğraşıyorum ve avangart işlerle iç içe olarak yetiştim diyebilirim. Öğrencilik zamanımda 2002-2004 yılları arasında İngiltere’de bulundum. O dönemde İngiliz sanatçılar çok popülerdi. Sarah Lucas’lar, Tracey Emin’ler, şimdi herkes tarafından tanınan bu sanatçılar ve onların işleri, o dönemde daha avangart duruyorlardı. Keza bu sanatçılar faaliyetlerine 90’ların sonunda başlamışlardı ama Türkiye’den giden bir sanat öğrencisi için 2000’lerde bu sanatçıların yaptıklarını eşzamanlı olarak deneyimlemek hem keyifli hem de ayrıcalıklı bir durumdu. Bir Tony Oursler sergisi vardı mesela Lisson Gallery’de. Mesela Anthony Gormley’i o zamanda görmek keşfetmek. Gavin Turk’ün çöp torbalarına bakmak. Daha o zamanlar bunlar gibi sanatçıları izlemek, keşfetmek. Mesela Marc Quinn’in çok enteresan işleri vardı. Bunlarla uğraşmak iç içe olmak sizi heyecanlandırıyor falan ama benim sanat tarihçisi olmamın dışında en keyif aldığım şey daha klasik sayılabilecek işler. Çünkü geleneksel malzemeyi çok seviyorum. Tuvali, yağlıboyayı, pentürü çok seviyorum.  Dolayısıyla kendi koleksiyonum da bu yönde çeşitleniyor. Özellikle malzeme ve teknik yönünden avangart işler fazla yok. Nejat Melih Devrim, Ekrem Yalçındağ, Ergin İnan, Ömer Uluç var. Avangart işlere nazaran daha klasik sanatçılar ve işler var. Tamamen klasik denilemez ama günümüzde avangard olarak kabul ettiğimiz işlere göre daha klasik işler biriktiriyorum. Rengi seviyorum.

Koleksiyona başlamak isteyenler için vermek istediğiniz ipuçları var mı?

Bir kere her koleksiyona başlayan keyfine göre eser alıyor. Bir süre sonra –bir iki veya üç yıl içerisinde- kendini profesyonel bir ortamda buluyor. Yani kendi yolunu bulan biri, koleksiyon oluşturma işini daha çok içselleştirmiş olduğu için daha emin adımlarla gidiyor. Ama artık bizim gibi kurumlar var. Kurumlar demeyeyim ama –çünkü bu alanda Türkiye’de bizden başka kurumsal anlamda hizmet veren başka kurum yok- ancak bu işi kurumsallaşmadan yapan isimler de var. O ismi iyi seçmek gerekiyor. Danışmanlara gidip oluşturmak koleksiyon ile ilgili feedback alabilirler. Çünkü alacakları feedbackler aslında sonrasında yatırım yönünden ellerinde kalacak birçok eseri en azından edinmemiş olmalarını sağlayacaktır. Çünkü zamanında, ben çok iyi biliyorum, büyük koleksiyonlarda çok ciddi fireler oldu. Ancak bu fireler o koleksiyonerlerin yönetebilecekleri firelerdi. Çünkü çok yüksek alımlar yaptılar. Dolayısıyla bütçeleri kısıtlı olan ya da bu firelerin motivasyon açısından olumsuz durum teşkil edeceği koleksiyonerlerin öncelikle doğru isimlere danışmaları gerekiyor. Sonrasında kendi zevklerine göre bir yol çizmeliler. Yani bir yol bulmalılar. Ancak bu yolu bulabilmek için sanat camiasında kaç tane farklı yol var bunu öğrenmeliler. O yollardan artık hangisini tercih etmek isterlerse onu seçmeliler. Ancak daha sonrasında koleksiyon fire verse veya koleksiyonu revize etmek istese bile dönüşümü kolay olabilecek eserler alırlar ve böylece yatırım anlamında kayıpları olmaz. Neticede sanat, büyük paraların söz konusu olduğu bir yatırım. O yüzden bir sanat danışmanına gitmelerini öneriyorum. 

Bu röportaj ARTISANS dergi Mart-Nisan sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kopyalayanlar için gerekli hukuki işlemler yapılacaktır. 
Copyright © 2015