20 Temmuz 2017

ECNP - Zamansız Tasarımlar

Artisans Dergi Ela Cindoruk ve Nazan Pak Röportajı 




Nişantaşı Ahmet Fetgari Sokak’ta vitrini ile içerde ne olup bittiğini tasarım severlerin oldukça merak ettiği bir mekan ECNP Galeri. Ela Cindoruk ve Nazan Pak'ın ortaklığında ortaya çıkan bu marka zamanla gelişerek küçük bir atölye satış dükkanından geniş bir tasarım galerisine dönüşüyor. Endüstri ürünleri tasarımı eğitimleri yanı sıra uluslararası görünürlükleri oldukça başarılı işlere imza atan iki tasarımcının tasarladığı, ürettiği ürünler için zamansız demek yanlış olmaz. 

Neredeyse 30 yıllık tasarım ve başarı  dolu geçmişi olan her iki tasarımcının, eğitim ve profesyonel hayat serüvenlerine baktığımız zaman sanattan hiç kopmadıklarını görüyoruz. İkisi de bir çok sergi için çalışmalar üretmiş, temalara göre özel ürünler tasarlamış heyecan verici tasarımcılar. Ela Cindoruk Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezuniyeti ardından New York Parsons School of Design’da metal biçimlendirme ve takı tasarımı eğitimini tamamlıyor. Aynı okul ve bölümden mezun Nazan Pak eğitimi ardından Kapalıçarşı'da Levon-Raffi Şadyan atölyesinde metal işleme üzerine çalışıyor.  Kendi isim baş harfleri ile oluşturdukları marka olan, atölye olarak kullandıkları, satış  ve aynı zamanda tasarım sergilerine ev sahipliği yaptıkları ECNP Galeri'de bir araya geldik ve sanat, tasarım ve takı tasarımı üzerine konuştuk. 




Birlikte Türkiye'nin tasarım geçmişinin gelişimini gördüğünüz yıllar boyu çalıştınız ve kendi markanızı oluşturdunuz. Bu kadar işlevsel bir mekanın hayata geçmesini kurgulamış mıydınız? 


Ela Cindoruk: Hayalini kurmuştuk, ama kurgulamamıştık. Burayı bulunca, geniş alanımız oldu. Ön tarafta sadece kendi mücevherlerimizi sergileyip satışa sunuyoruz. Atölyemiz de burada ve arkadaki alanı da tasarım galerisi olarak kurgulayabildik. Tasarım galerimizde farklı konularda çalışan tasarımcıların çalışmalarına yer veriyoruz. Daha önce Atiye Sokak’taki küçük dükkanımızda da farklı tasarımcıların işlerini dönem dönem sergilemiştik. Bizim için tasarım ve zanaat önemli, bu ikisinin doğru ve hakkıyla birlikteliği, görünürlüğü ve değer kazanması çok önemli. Sergi alanımız ile bu kavramlara bizim gibi yaklaşan  tasarımcıları olabildiğince destekliyoruz. 
Bu mekana geçmemiz daha rahat çalışmamızı ve istediğimiz gibi farklı konularda sergiler açabilmemize olanak sağladı.

Nazan Pak: Hep böyle bir yerimiz olsun istiyorduk. Atölye ve sergileme alanı bir arada bu mekanda. Şu an atölyede 3 kişiyiz. Dönem dönem yanımızda yetiştirdiğimiz stajerlerimiz oluyor. 


Sergilediğiniz işlerde nelere dikkat ediyorsunuz? 

E.C: Öncelikle tasarıma önem veriyoruz. Ancak tasarım kadar işin zanaat boyutuyla da ilgileniyoruz. Burada sergilediğimiz işlerin özgünlüğü, hakkıyla tasarlanmış olması, iyi  ve yeni fikirler yada bakış açıları sunması kadar malzemesi, işçiliği, üretim tekniğine gösterilen özen de bizim için ve zanaatin devamı ve gelişmesi için çok önemli. Bazen harika fikirlere sahip tasarımcıların çalışmalarını özensiz işçilik yada malzemelerle ürettiğini görüp üzülüyoruz.
Biz sanat galerisi değiliz. Odağımız tasarım ve zanaatin nitelikli birleşimi. Yılda ortalama 5 sergiye ev sahipliği yapıyoruz ve 3 hafta sürüyor sergilerimiz. Ayrıca yazları da koleksiyon sergileri yapıyoruz. Geçen yaz Sezgin Akan'ın çağdaş mücevher koleksiyonunu sergiledik, bu yıl Nazan'ınkini sergileyeceğiz.




3D Print teknolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

E.C: Hakkıyla kullanıldığı sürece şahane bir teknoloji. Seri üretim için kullanıldığında, ki mücevher endüstrisi çok hızlı uyarladı, hepsi birbirine çok benzer, tekrar eden çalışmalar sardı çevremizi. Aslında hakkını verdiğinizde olanağı çok, gelişmeye ve yaratıcı işlere olanak sağlayan bir teknoloji. Elde yapmak istediğinizde kolay kolay yapılamayacak bir şeyi üretebilmek müthiş bir olanak ve özgürlük sağlıyor. Şimdi malzemeleri de çeşitleniyor. O da ayrı bir zenginlik, yeter ki yeni fikirlerle birleşsin.

N.P: Düşünüp de elde üretemeyeğimiz formları üretmemizi sağlıyor. 



Peki bu teknoloji bu mesleğin geleceği ile alakalı bir kaygı oluşturuyor mu? 

E.C: Negatif olacağını pek düşünmüyorum. Olmamalı da. Fotoğrafın, resmi yok etmesi gibi birşey olur bu. Herhalukarda günümüzde bu gelişen yeni teknolojilerin el işçiliğinin değerini arttırdığı kesin. 3D teknolojisi de kendi dilini oluşturacak zamanla bence ve o da diğer üretim teknikleri gibi yerini alacak seçenekler arasında.


N.P:  İkisini bir arada kullanan tasarımcılar da var. Formları bu teknolojiler ile oluşturup mine işçiliğine devam eden tasarımcılarımız da mevcut ya da farklı şekillerde zanaatı ve teknolojiyi birleştirenleri. Zanaat ve teknoloji birbirinden besleniyor. Ama ortaya güzel çıkmış bir el işçiliği ürününe her zaman daha farklı bir talep var. 



Takı cinsiyeti olması gerek bir obje midir? Takı tasarımının kadınlara daha çok hitap eden bir sektör olması neyin sonucu? 

Aslında çok yapay bir yönlendirme oluyor dünyada. Mücevherin illa da kadınlar için olduğunu düşünmüyoruz ama tüm dünyada bugün böyle bir ayrım var gibi. Tarihe baktığımız zaman erkeklerin de kadınlar kadar hatta daha fazla takı kullandıklarını görüyoruz. Gerçi yurtdışında erkeklerin oldukça cesur mücevherler kullandığını da görebiliyoruz. Örneğin Marcel Wanders inciyi şahane bir şekilde taşır. Sanırım bu şekilde koşullanmışız. Bizim tasarımlarımız herkes için.




Genel olarak sektörün gelişimi için neler söylersiniz? 

N.P: Seri üretimde oldukça gelişmiş bir sektör. Hatta o kadar seri bir üretim var ki bir çok ürün ruhunu kaybediyor. Örneğin benim çalıştığım zamanlarda Kapalıçarşı'da döküm atölyeleri çok yeniydi. El işçiliği ile çalışan atölyelerin sayısı çok daha fazlaydı. Döküm ve yeni teknolojiler ile atölyeler neredeyse aynı ürünleri piyasaya sürmeye başladı ve her yerde benzer ürünleri görmeye başladık. Yurt dışı firmalarının çıkardığı ürünlerin taklidi ile her şey değişiyor. Bir yandan da belirli sayıda üretilen, daha çağdaş diyebileceğimiz, özel parçalar çalışan tasarımcıların sayısı da artıyor.

E.C: Mücevher sektörümüz bildiğim kadarıyla üretim kapasitesi olarak dünyada 3. büyük. Ancak ne yazık ki hala tasarım konusunda problemli bir sektör. Kendi dilini, kimliğini oluşturamamış, kopyacılık / esinlenme ile besleniyor. Tasarımcılarımız olsa da işverenin bilinçli olması, tasarıma değer vermesi, yeni fikirlere açık olması gerekiyor. Şu anda, dışardan bakınca, sektör işverenin tasarımcıları nasıl yönlendirdiği ile şekilleniyor gibi görünüyor.

Sezonlara ya da temalara göre mi çalışıyorsunuz? 

N.P: Tüm tasarımlarımızın zamansız olmasına önem veriyoruz. Ela'nın tasarımlarına baktığımızda çalışmalarının nasıl evrildiğini görebiliyoruz. Benim çalışmalarım için de bu geçerli. 3 yıl önceki bir çalışmasının bugün hangi forma girdiğini gözlemleyebiliyoruz. Temalarımız elbette var ama sezon geçerli bir durum değil. 

E.C : Sezonlarla çalışmıyoruz, hiç çalışmadık. Bizim işlerimiz o sıradaki fikirlerimiz ile o fikirlere uygun malzemeyi, tekniği arayıp bulduğumuzda, birbirlerini tamamladıklarında ortaya çıkıyor. Bir işi yaparken başka fikirler doğabiliyor o çalışmadan. Sürekli bir hal bu bizim için, her iş birbirini takip ediyor, birbirinden, bir öncesinden besleniyor.

Ben modanın yarattığı sürekli tüketelim, her sezon bir önceki sezonu yok edelim halini de doğru bulmuyorum. İnanılmaz boyutlarda bir tüketime ve üretime yol açıyor. Her sezon bir temanın olması bir sezon sonra eskimesi, kaldırılıp atılması... Dünya kaynaklarını kötüye kullanıyoruz.  


Kendi tasarımlarınız için giyilebilir sanat diyebilir miyiz?

E.C: Evet, diyebiliriz. Mücevher, beden üzerinde olduğunda görevini yerine getiriyor. Üstelik insan bedeni ile buluşup dolaşıma çıktığı zaman başka insanlarla da etkileşime giriyor, görünürlüğü artıyor, görücüye çıkıyor. Bu nedenle de bir çeşit iletişim aracı da bir yandan mücevherlerimiz...




Çalışmalarınız genellikle kaç adet üretiliyor? Edisyon sayısı var mı? En sık kullandığınız malzemeler neler? 

İşlerimizi üç grupta toplayabiliriz. Tek parça olanlar, limitli sayıda ürettiklerimiz ve çoğaltılanlar olarak. Sergiler için yaptıklarımız genellikle tek parça veya kısıtlı sayıda ürettiğimiz işlerden oluşuyor. Bir de sayısız çoğalttığımız işler de var. Ama bunlarda bile çoğu işimizin el işi olması sebebiyle, ya da her seferinde aynı taşı bulamadığımız için farklılıklar olabiliyor.
Geleneksel mücevher anlayışının aksine, çağdaş mücevherde yeni fikirler, yeni bakış açıları kullanılan malzeme değerinden daha önemli. Biz de bu anlayış ile üretiyoruz çalışmalarımızı.
Geleneksel altın, gümüş, pırlanta, inci, mine işçiliği gibi malzeme ve tekniklerin dışında titanyum, kağıt, epoksi, polyester gibi malzeme ve tekniklerle çalışıyoruz. Malzeme tutkumuzu, düşkünlüğümüzün Endüstri Ürünleri Tasarımı eğitimimizden kaynaklandığını düşünüyoruz.

Keyifli sohbetimiz için çok teşekkür ederiz...


Bu Röportaj Artisans Dergi 4. Sayı'da yayımlanmıştır. (Mayıs-Haziran)

Copyright © 2015