7 Eylül 2017

Serdar Başbuğ ile Kostüm Tasarımı Üzerine

1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Dekor ve Kostüm Tasarımı bölümünden mezun olur olmaz önemli projelerde çalışan ve şimdi sadece tiyatroya değil, film ve dizilerdeki tasarımları ile adını sık duyduğumuz bir tasarımcı Serdar Başbuğ. 8 sene boyunca çalıştığı Mersin Devlet Opera ve Bale yılları ardından çeşitli şehirlerde dekor ve kostüm tasarımlarına imza atan Serdar Başbuğ son zamanlarda en çok "Muhteşem Yüzyıl" dizisi için tasarladığı kostümler ile dikkat çekti.  



Kostüm ve dekor tasarımı bir çok disiplinin iç içe çalıştığı, deneyimler ile dolu bir bölüm. İlk projeniz ne idi? 

1992 senesinde Mersin Opera'sının açılışı için özel bestelenmiş Dünya Premieri yapmış  Necati Cumalı'nın "Boş Beşik" adlı eserinin  balesiydi. Toroslar'da geçen, Mersin'i, Yörükleri, Oba kültürünü işleyen, Türk müzikleri ile süslenmiş, folklorik adımların klasik bale ile harmanlandığı bir eserdi. Mersin halkına bir hediyeydi, sadece Mersin'e değil Türkiye'ye hediyeydi. Mersin'in ilk yerleşik opera binası ile dünya literatürüne girmiş bir eserdi. Hem dekorunu hem kostümünü tasarlamıştım. 

İlk günden bugüne neler değişti kişisel ve sektör olarak değişti? 

En basiti şu anda Atatürk Kültür Merkezi'nde değiliz. Yıllar önce burası restore edilecek diye buradan ayrıldık,Üsküdar'da tütün fabrikası çalışma alanına çevrildi. Bale ve operanın terzihanelerin ve birimlerin kullandığı bir alan oldu. Gösteriler Süreyya Operası'nda gerçekleşiyor. Dekor atölyeleri Küçük Yalı'da.  Yaklaşık 8-9 senedir bu şekilde taşıma su ile dönüyor durum. Sahnelenecek eserlerin sahneleneceği alan son derece yetersiz. Atölyelerin bir arada olmaması sektörü çok zorlayan bir durum. Bireysel olarak yapmak istediğim şeylere de yansıdı bu durum. Birimlerin bu kadar birbirinden ayrı olması, provaların başka semtte olma hali, İstanbul trafiğini de düşününce işleyiş oldukça zorlaştı. Küçük sahnenin koltuk sayısı, seyirci kaybı vb durumlar her şeyi etkiliyor. AKM 'de işleyiş bu kadar zor değildi en azından. 

Kostüm tasarımını sınırlandıran etkenler neler? 

Bazı zamanlarda tüm bu saydıklarım bile etken olabilir. Süre, zaman sıkıntısı önemli bir durum tasarımcının vazgeçmek istediği şeyler adına. Bütçe vb etkenlerde olunca tasarımcı hayal ettiği şeylerden vazgeçebiliyor. İstediğiniz malzemeleri alırken sınırlı hareket etmek gerekebiliyor. Sene içinde planlanmış prodüksiyon sayısına ayrılan bütçeler tutmayabiliyor. 

Bütçeler dengeli mi sence? Kostüm ve dekor bir prodüksiyonun oyuncu kadar önemli bir parçası!

Opera ve balede böyle bir durum söz konusu değil. Ama dizi, film sektöründe durum başka. Opera ve balede sahnede tecrübe ile iyi sonuç alınan düşük bütçeli malzeme kullanımı olabilir. Düşük bütçe ile çok yüksek bir görsel alınabiliniyor sahnede ama dizide öyle değil. Kullanılan malzeme ne kadar kaliteli ve orijinaline yakınsa ekranda da o kadar iyi duruyor. Sinema'da bunu daha yükseğe çıkarmak lazım kocaman bir perdede görüyor seyirci detayları. Özellikle dönem kostümlerinde atmosferin içinde gerçekçi durması çok önemli. 

Başka nelere dikkat ediyorsunuz projelerde? 

Örneğin film ve dizilerde şu an dünyada bile kostüm tasarımı bir belgesel niteliğinde hazırlanmıyor. Özellikle tarihi konu alan projeler seyirciyi sıkmadan ekrana kitlemek için daha günümüz moda, günümüz inanını çağrıştıracak tipler. Oyuncu saç tasarımı bile artık döneminde olduğu gibi değil. Örneğin bir Pers prensi izlerken o adamı kostümü ile oradan çekip alalım rock konseri ortasına koyalım, rock şarkı da söyleyebilir o kostümle. Bilgisayar oyunu karakteri tasarımda dahi bu global algıya yönelik işleyiş var. Küçük bir çocuk bir kralın, prensin, kahramanın nasıl kodlandığını biliyor. İyi adam, kötü adam, kötünün rengi nedir? Yaşlının rengi ne olmalı? Orta sınıf ve iktidar rengi nedir gibi kodlar var.  Ama bazı gerçeklerden de kaçmamak lazım. Örneğin nasıl mor Bizans'ta aristokrasi rengi ise, nasıl sadece o renk tek bir tezgahtan tek bir aile için çıkıyor ise belli renkleri belirli sınıflara göre kodluyoruz.



Muhteşem Yüzyıl bir dönüm noktası oldu mu dizi sektörü için? 

Oldu. Öncesinde de yapılan tarihi işler vardı, kendi dönem şartlarında yapılmış işlerdi. O dönemi eleştirmiyorum bile çünkü kendi dönemlerinde yapılmış iyi işlerdi bence. Kostüm tasarımına ait kitap bile bulunmayan tek kanallı dönem için çok büyük işlerdi. Ama günümüzde etkileşim ağı çok kuvvetli bu yüzden günümüz prodüksiyonlarını daha acımasız eleştirebiliyorum. Muhteşem Yüzyıl çok uzun süredir dönem işi yapılmayan bir anda ortaya çıktı. Kendi içinde bir moda yarattı o dizi bir çok ülkede. Sünnet çocuğu kıyafetlerine bile yansıdı bu durum. İnsanlar daha Osmanlı temalı aksessuarlara yöneldi, dekorasyona yöneldi. Tarihi binalara, müzelere giden insan sayısı bile arttı. İnsanlar kitaptan okumak yerine izleyerek hissettiler kurguyu ve olanları.  Muhteşem Yüzyıl öncesinde kostüm tasarımcısını tanıyan yoktu diyebiliriz. Diğer projelere şu şekilde örnek teşkil etti bu ülkede bu bölümden mezun bu işi yapacak insanlar var. Yıllarca hep batılı işlere özendik ama doğru ekiple yapılabileceğini görmüş olduk. 

Kaç disiplin ile çalışıyorsunuz atölye boyunca? 

Genel olarak çoğu disipline hakim olmak lazım. Proje verildiğinde önce büyük bir arşiv taraması yapıyoruz, karakterlere göre dosyalar hazırlıyoruz ve ardından terzihane, başlık atölyesi, ayakkabı, takılar, aksesuarlar, askeri ve savaş gibi bir durum varsa metal atölyeleri giriyor işin içine. Özellikle kösele ve demir işçiliği yaptıra bileceğimiz usta sayımız çok az. Bütçeler çok yüksek. Zaman az. En zorlandığımız yer zırhlı kostümler aslında.  

Prodüksiyon diğer disiplinlerinin tasarıma müdahalesi ne oranda? 

Bu süreç masa başında başlıyor. Bu süreç aşılınca özellikle yönetmen ile ortak bir noktada buluşuluyor ama asıl hikaye tüm üretim sürecine başlamadan önceki karar aşaması. Hepimiz ortak noktada buluşuyoruz.



Kişisel olarak hangi dönem kostümlerini seviyorsunuz? 

Aslında bu sorunun cevabı yok bende. O kadar çok dönem çalıştım ki opera, bale,film ve dizi için belirli bir dönem söyleyemem. Bizim yaptığımız iş arkeoloji gibi, keşif ve çalışma dolu. Bu yüzden her projenin araştırma sürecini seviyorum.  

Kukla ve bebek koleksiyonunuz ne zaman oluştu? Kaç parça var? 

Üniversiteden bu yana kuklalar yapıyorum. Folklorik bebekleri çok seviyorum. Ardından farklı ülkelerden farklı kukla ve bebekler eklendi koleksiyona. Şimdi 1800 sonlarından günümüze 200'den fazla bebek var koleksiyonumda. 


Bu röportaj Artisans Dergi Temmuz-Ağustos 2017 sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 


Copyright © 2015