8 Ocak 2018

Kurgunun Gerçeküstü Güzelliği

 Artisans Dergi- Kasım Aralık Sayısı- Metin Çelik Röportajı 

Fotoğraflar: Hüsamettin Batur


Metin Çelik resimleri, karmaşık psikoloji ile katmanlanmış,  gerçekliğin görüntüsünün alanlar ile bağ kurduğu haritalar gibi. Dönüşüm, mekan-zaman ilişkisi, kimlik, yabancılaşma ve bilinç altı onun çalışmalarında sık sık kullandığı anahtar kelimeler. 


2017 yılının en dikkat çekici sergilerinden biri olan "Chaos-Cosmos" ile sanatçı Metin Çelik uzun bir aradan sonra gerçeküstü bilinçaltı manzaralarını doğrudan yaşam ile kesiştirdiği çalışmalardan oluşan bir sergi kurgulamıştı. Hemen ardından 15. İstanbul Bienali'nin komşu etkinliği olarak "Post - Apocalyptic- Kıyamet Sonrası" olarak tanımladığı ilk mekana özgü yerleştirmesini sergiledi. Bir iş merkezinin giriş katında yerleştirmenin olduğu odaya giren izleyicinin bir anda dış dünya ile bağının kesildiği bu çalışma yarattığı şokun ardından izleyiciyi kendine doğru çekiyordu. Merkezinde büyük bir yıkımın oluşturduğu su birikintisi ve geyik kafatası olan bu yerleştirme güçlü yok oluş ardından geriye kalanların betimlenmesi idi. Duvara yerleştirilmiş ayna izleyicinin kendi ile yüzleşmesini sağlarken büyük bir sorumluluk yüklüyordu izleyiciye. Ona bu yıkımın bir parçası olduğunu hissettiriyordu. Yıkıntıların arasından loş bir ışık sızıyordu. Bu ışık izleyiciyi yerleştirmenin kontrast parçası olan sergi alanına yönlendiriyordu. Metin Çelik bu odada  üretim süreci olarak birbiri ile çatışan eskiz- tamamlanmış iş kurgusu oluşturan iki çalışmasını sergiledi. Sergi açılış tarihi de yeni Dünya'da yeni yıkımların işaretçisi sayılan 11 Eylül tarihiydi. 

Steril müze alanı ve yıkıntıların oluşturduğu bu kuvvetli etki sanatçının dilinin ilk defa üçüncü boyuta taşınmasıydı. Metin Çelik, resimlerinde gerçeküstü ve figüratif imgeleri karıştırarak , insan koşullarını ve durumunu kompleks ve çok eşsiz şekilde keşfettirecek  bir yolculuk kurguluyor her zaman. Son mekana özgü yerleştirmesi ile kişisel sanat rotasına farklı yönler ekleyen sanatçı ile ilk çalışmalarından günümüze yaratıcı süreci hakkında sohbet ettik. 


Merhaba Metin, Öncelikle mekana özgü ilk yerleştirmenin gerçekten etkileyici olduğunu söylemek isterim. Hali hazırda inşaatlar ile dolu bir bölgede steril duran bir iş merkezine girdik ve bir anda büyük bir yıkım ile yüzleştik. Bize bu son projenin yapısından bahseder misin? 

Bu proje beni, bizi ve hepimizi kapsayan bir proje… Sürecin düşünsel aşamalarından tutun da pratik karşılığına kadar yaşamımızla ilintili. İzleyiciyi içine alan ve çarpan tarafı da bu olmalı. Yıllardır içinde olduğumuz şiddetli bir yıkımın sarmalında yaşıyoruz. Her sokakta bir enkazın içinden geçmiyor muyuz? Ya da savaş bize ne kadar uzakta artık?
Sergi bütün bu yıkım/inşa pratiklerine bir eleştiri aslında. Göz ardı ettiğimiz bütün bu yıkımlar “Post-Apocalyptic” sergisinde vücut buluyor. Ve izleyici için önemli bir yüzleşme alanı oluşturuyor. Metropolde yaşayan insanların bir savaş enkazıyla karşılaştığı böylesi bir durum, serginin ana yapısını oluşturuyor. Herkes kendi yaşam koşullarına göre değerlendiriyor sergiyi. Öyle ki kimi insanlar içeriyi bir depremin enkazı olarakta görebiliyor. İki geyiğin kavgasının yer aldığı, kahverengi kalemle çizilmiş desende rekabet arzumuzu, hırslarımızı, sahip olma dürtülerimizi ve bunun sonucunda nasıl bir yıkımla karşılaştığımızı, tahribatın ne denli korkunç olabileceğini deneyimliyoruz. İzleyici içerde kaldığı süre boyunca yeni bir gerçekliği yaşıyor. Belki de dışarıya çıktığında artık eski benliğini bir kenara bırakıp yürümeyi düşünüyor.


Yerleştirme fikri eskiz ve bitmiş çalışma olarak sergilediğin çalışmalar ardından mı oluştu yoksa en başından beri kurgusu bu şekilde miydi? 

Eser üretirken en önemsediğim şeylerden biri tahakküm kurmamaktır. Eserin fikirsel ve pratik aşamalarında kendi yolunu bulması onu daha güçlü bir hale getirir. Proje de bu organiklikte ilerledi. Tabi ki en başta resimlerle başladım bu sürece. Daha sonra açığa çıkan fikirler ve kamusal alanda yaşadığımız bir çok sorun projenin oluşmasında temel dayanak oluşturdu. Deneyimlediğim herşeyin bir payı var projede; duyduğum her kelimede, gördüğüm her yıkımda, sürdüğüm her fırça darbesinde, kurduğum bütün dostluklarda yahut içine girdiğim tartışmalarda, biraz biraz herşeyin etkisi var… Buna içinde çalıştığım mekan da dahil. Çünkü mekan, içine tohumu attığınız bir tarla gibidir, işin verimli olmasını biraz da o sağlar. Mebusan25 bize bir çok konuda büyük olanaklar tanıdı. Düşünün ki taslak aşamasında oluşturduğum şeyle, ortaya çıkan sonuç çok farklıydı; çok üstünde, doğal bir mekan meydana geldi.

Daha çok resim çalışmaların ile tanıdığımız bir ressam olarak yerleştirme ile resimi kıyaslarsak hangisinin aktarım dilinin daha kuvvetli olduğunu deneyimledin? 

Böyle bir kıyaslama içine hiç girmedim. Benim için herşey biraz ihtiyaçtan doğar. İlk defa mekanla böylesi bir çalışma pratiği içine girecektim. Projenin kurgusu itibariyle mekanın bir savaş enkazı halini izleyiciye göstermekten öte yaşatma isteğim öncelikliydi. İçeriyi giren herkesin savaşın tahribatıyla yüzleşip, endişe ve tedirginlikle dolaşmasını istiyordum. Resim yaparken elbette her kavram ve formu izleyiciye aktarabiliyorsunuz. Enstalasyonu da aynı çalışma disipliniyle ele alarak ilerledim. O yüzden bu sergide de iki disiplin birbirini çok iyi taşıdılar. Elbet ki bu aynı zamanda bir ekip işiydi. Projenin direktörlüğünü yürüten Sedat Öztürk, küratöryal açıdan olsun her aşamada çok büyük katkı sağladı. Mekanı doğal bir savaş enkazına çevirme kısmında Sanat Yönetmeni Serkan Özer ve yardımcısı Mustafa Soylu’nun çok büyük emekleri oldu. Sergi odasının dizaynı konusunda iç mimar Nazar Şigaher dijital alanda projeye destek oldu. Ve tabi daha bir çok kişinin emekleriyle sergiyi güçlü bir hale getirdi. Ve aktarmak istediğimiz şeyi izleyiciye taşımış olduk.

İlk çalışmalarından günümüze baktığımızda insan figürünün giderek dönüştüğünü görüyoruz. İlk çalışmalarında mimikleri çok belli olmayan bireyler giderek hayvana hatta objelere dönüştüler. Bu süreç neye evriliyor?

Bunu Kafka’nın en önemli eseri “Dönüşüm”deki Gregor Samsa karakterinin bir böceğe dönüşmesine benzetiyorum. Modern insan zamanın dehlizinde dönüşmeye devam ediyor. Bundan sadece 10 sene önce yaptığımız bir çok eylemi ve söylemi hayatımızdan çıkardık. Başka bir insana ve sonrasında başka bir ‘şey’e benzemeye başlıyoruz. Duygudan ve ruhtan kopuk bireyler halini almamız bizim en büyük çaresizliğimiz oldu. Bu, özne olmamızdan kopup, sıradan nesnelere dönüşmemiz için yeterli bir sebep… Ben tüm resimlerimi en temelde bu soruna işaret eden bir yerden üretiyorum. Post-Apocalyptic sergisi bu tanımlamanın bir sonucu olarak okunmalıdır. Savaş gelirken ve bu denli yaklaşmışken kör göz halimiz herşeyden habersiz yaşamaya devam ediyor. Bir sandalye ne kadar duyarsızsa, yahut bir masa ne kadar habersizse savaş enkazındaki durumundan, bizler de aynı hissizlikte yok oluşa gidiyoruz. Bu yabancılaşma halinin pek ümit veren bir tarafı yok maalesef.

Uzun süre ara verme sebebin ne idi? Sanatçı olarak nelerden besleniyorsun? Üretim sürecini paylaşabilir misin?

Bir sanatçı, içinde olduğu yaşam alanlarını çok iyi okuyabilmelidir. Karmaşa, kaos, düzen, acılar, mutluluklar, aile, sosyal çevremiz ve bizim dışımızda olup biten herşey bizi var etmede önemli etkenler. Sanat, tek bir disiplinin okuması içinde olup gelişen bir şey de değil açıkçası. Diğer sanat alanlarıyla olan ilişkimizin de büyük katkıları olduğunu düşünüyorum. Resmimin en önemli katmanlarından birini Kafkaesk yapı dahilinde edebiyat okumalarından oluştururken, bir diğer yandan Bertolt Brecht’in Epik tiyatro estetiği içerisinde yeralan yabancılaştırma efekti ve epizotik anlatım kavramları oluşturuyor. Ayrıca metafizik alan içerisinde bir estetik oluşturmaya çalışıyorum. ‘Manipüle edilmiş gerçeklik’ kavramı resmimi en iyi özetleyen yapıdır. Gerçekliği kontratlar bağlamında ele alıp, hem renk hem de form ilişkisi üzerinden çok renkçi ve kaotik bir kompozisyon oluşturuyorum. Ve tabi tüm bunları atölyede hergün asgari 10 saat çalışarak yapıyorum.

Bertolt Brecht ile alakalı bir tez yazdığını okudum. Resimlerindeki şiirsel anlatımda ve sahnelerde onun etkileri var diyebilir miyiz? 

Evet, Tezimi Brecht’in epik tiyatro estetiği üzerinden yola çıkarak yazıyorum. Buna ek olarak Breghel’in çok katmanlı resimleri ve Borges’in büyülü gerçekçiliği ele aldığı öyküleri tezimin diğer ayaklarını oluşturyor. Tüm bunlar üzerinden yaptığım okumalar, resimlerimde yeni katmanlar olarak yer buluyorlar. Eserlerimde yer alan figürlere bakıldığında bir kompozisyon içerisinde birbirinden bağımsız duran ve kendi yapı alanlarını oluşturmuş kişiler görürsünüz. Bu, her figürün kendi öyküsünü varettiği anlamı taşır. Bu epizotik anlatım biçimi Brecht’in kendi tiyatrosunda kuramsallaştırdığı kavramlardan biridir. Ve bir noktada resmimin biçimsel özelliklerine etki etmektedir.



Sırada neler var? 

Artık yeni projeler için bir süre atölyeme kapanmak istiyorum. İnsanın yalnızlığı onu en iyi eğiten ve üretimine katkı sunan şeylerden biridir diye düşünüyorum. Tabi bu süre zarfında önümüzdeki nisan ayında bir grup sergisine davet edildim. Onun çalışmalarına başlayacağım. Bir atölyem de Almanya’da yer alıyor. Üretimime orada da devam ediyor olacağım.


Metin Çelik Hakkında:
1985 Adana doğumlu sanatçı Metin Çelik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversite'sinden mezun olduktan sonra yakın zamanda kaybettiğimiz değerli sanatçı Ömer Uluç'un asistanı olarak çalıştı.  2013 yılında mezun olduğu üniversitede master programına başladı ve şu an Bertolt Brecht'ın estetiği üzerine bir tez yazıyor. Sanatçı hayatına Almanya ve Türkiye'de devam ediyor. 








Copyright © 2015